18 Nisan 2010 Pazar

ENGELLİLER VE SPOR 3


ÇİZGİ-YORUM COŞKUN GÖLE



İki gündür süren yazı dizimizi bugünkü yazıyla bitiriyorum. Engelli dünyası için Sakarya Amatör Spor Kulüpleri Federasyonuyla işbirliği yaparak, Sadettin Yılmaz başkanlığında,TSD Sakarya Şubesi olarak başlattığımız etkinlik 10-16 mayıs tarihlerinde yapılacak müsabakalarla kamuoyuna tanıtılacaktır. Bu yazının amacı hem bu etkinliği duyurmak, hem engelli sporlarını tanıtmaktır.

Kaldığımız yerden devam edelim.



VOLEYBOL

Bu oyunun uluslar arası komitelerce belirlenmiş çok uzun mevzuatlarıyla sizleri sıkmak istemiyorum. Genel olarak Engelli Voleybolü dendiğinde akla gelenleri aktarmayı yeğledim.

1: Amputasyonlar (uzuvların her hangi bir yerinden kesilmiş olması)
2: Hareket sistemine ait engeller: Bacaklarda ve kollarda felç olma hali, eklem ankilozları (hareket açıklığı kaybı), bacak boyu kısalığı, omurga eğriliği (skolyoz), cücelik, endoprotezler, Multipl Skleroz (MS), Polio, Serebral Palsi.

Bu saydığımız engelli guruplarına girenler oturarak voleybol oynarlar.

TEKERLEKLİ SANDALYE BASKETBOLU
Tekerlekli sandalye basketbolu engelli sporları içindeki lokomotif branştır. Ancak Amerika ve İngiltere gibi bazı ülkelerde engelsiz atletlerin de tekerlekli sandalye kullanma şartıyla katılıp oynayabildiği karışık takımlar da mevcuttur. Basketbol'un, temel kurallara uyarak, engelliler için uyarlanmış halidir. Maçlarda standart büyüklükteki bir basketbol sahası ve standart yükseklikte potalar kullanılır. Kurallarda bazı ufak değişikler vardır. Örneğin basketboldaki hatalı yürüme yerine, burada bir atlet topu sektirmeden veya elinden çıkarmadan tekerlekli sandalyenin çemberini arka arkaya 3 kez ittirdiğinde hatalı sürüş ihlali yapmış olur. Tekerlekli sandalye basketbolu dünya genelinde kayda değer bir ilgi ve rekabet alanıdır. Paralimpik Oyunlarında yer almaktadır. 2008 Pekin Olimpiyatlarında Avustralya eski Şampiyon Kanadayı yenerek altın madalyayı almıştır. Uluslararası Tekerlekli Sandalye Basketbolu Federasyonu (IWBF) dünya genelinde bu sporun düzenleyicisi ve yöneticisidir. Türkiye'de tekerlekli sandalye basketbolu [değiştir]Türkiye'de de Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonunun düzenlediği Süper lig, 1. Lig ve 2. lig'den oluşan 3 ligde lig organizasyonu yapılmaktadır. Takımların yolluk ve harcırahları Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu tarafından karşılanmakta ve engellilerin spor yapması teşvik edilmektedir. Tekerlekli Sandalye Basketbolu A Milli Takımı Avrupa'nın ilk sekiz takımı içinde yer almakta olup, Genç Milli Takımı 2008'de Avrupa 2.liği kazanma başarısını yakalamıştır. Bayan Milli Takımı da yeni kurulmuş olup Avrupa'da 6 takım arasında mücadele etmektedir.  
TEKERLEKLİ SANDALYE TENİS
Tekerlekli Sandalye Tenis branşında sporcu sınıflandırması yoktur.
Sporcuların tekerlekli sandalye üzerinde yaptığı bu spor dalının normal tenisten tek farkı topu 2 defa yere sektirme hakkına sahip olmasıdır. Tekler ve çiftler olarak 2 set üzerinde oynanır ve 2 - 0 galip olan kişi maçı kazanmış olur.Sporcuların kullanmış oldukları sandalyeler tekerlekli sandalye basketbolunda kullanılan sandalyeler ile aynı olup sadece ön korumaları yoktur.
Tekerlekli sandalye tenisi ülkemizde yeni tanınmaya başlanmış bir spor dalı olmasına rağmen hızla ilerleme kaydetmiş sporcularımız yurt içinde ve yurt dışındaki çeşitli müsabakalara katılarak önemli dereceler elde etmişlerdir.


YELKEN

1996 Atlanta Paralimpik oyunlarında gösteri sporu olan yelken,2000 Sydney Paralimpik Oyunların da madalyalı bir spor olarak kabul edilmektedir. Bu oyunlarda kullanılan yatlar mavnalı olup aynı anda yarışır. Puanlama yatların yarış bitirme durumlarına göre hesaplanır. Uluslar arası yelken federasyonu, engelli yatçılar federasyonunu 1991’de üye olarak tanıdı ve ilk resmi Dünya Engelliler Şampiyonasını düzenledi(IFDS)
Türkiye ‘de ise engelli yelken sporu 8 Mayıs 2007’de (ISAF)’a üye olarak başladı. Federasyon eski Başkanımız Demirhan Şerefhan, branş sorumlusu Selma Öğütcen ve İYK başkanı Erol Türkmen diğer alt kurul üyelerimizin de desteği ile çalışmalar hazırlanmıştır.. Çalışmalar sonunda Uluslar arası hakemlerimizden Ahmet Mostar ‘in de organizasyon yardımı ile 1-10 Haziran ‘da Yunanistan ‘da düzenlenen Dünya Engelli Şampiyonasına katıldık. 9 ülke ve 22 sporcunun katıldığı 2007 Volos şampiyonasında tekne kiralayarak yarıştık.13.olarak ülkemize, derece ve madalya kazandırarak döndük. Bu şampiyonaya İstanbul Yelken Kulübünden katılan hem antrenör hem de sporcumuz olan Murat Etler ‘in de katıldığı ilk engelli yarışıydı.
Bu şampiyonadan edindiğimiz tecrübeler ışığında bundan sonraki yarışmalara kendi teknelerimizde katılmamız gerektiğini öğretti. Sebebine gelince ilk 10 sırada yarışmayı bitiren ülkeler kendi tekneleri ile katılmışlardır.(Challenger)

5–12 Temmuz 2008 tarihinde Portekiz’de düzenlenen Seth Cascais Worlds 2008 Şampiyonasına da katılmayı başararak ve 28 tekne 11 ülkede 14.olarak başarı belgemizi alarak döndük.(Hallenger)


YÜZME
Yüzme sporu Engellilerin en önemli rehabilitasyon araçlarından bir tanesidir. Bu nedenle de Dünyada yüzme sporu Engelliler için en büyük ilgi alanlarından birisidir. Her Engellinin rahatça yapabildiği spor dalıdır.
Bedensel Engelliler de yüzme yaş guruplarına göre değil, Engel durumlarına göre yüzülmektedir. Bedensel Engelliler yüzmede 10 kategori vardır. Bu kategoriler: 

            S 1- S 2- S 3- S 4- S 5-S 6-S 7- S 8- S 9- S 10

(S 1 En ağır engelli      -      S 10 En hafif engelli)

S Serbest-Sırtüstü-Kelebek
SB Kurbağalama
SM Karışık
S gurupları aşağıda belirtilen mesafelerde ve stillerde yüzerler.  

***   ***   ***

Buraya kadar gördüklerimizle Engelli Dünyasının spor dallarını tanımış olduk. Engellilerde normal bireyler gibi hayatın her evresinde yer alarak sağlık ve kişiliklerini geliştirebilir. Spor bu açıdan bakıldığında bütün bunları sağladığı gibi, toplumsal bir kişiliğe sahip olmamızı da sağlar. Nazım Hikmet’in şiirindeki mısra gibi “bir ağaç gibi tek ve hür/bir orman gibi kardeşçesine” yaşamamızın imkânını bizlere spor sunar.

Bütün çabamız daha yaşanabilir bir dünya için değil mi? Öyleyse spora mutlaka önem verelim.



BİTTİ


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Yayın Tarihi: 14.04.10

ENGELLİLER VE SPOR 2


ÇİZGİ-YORUM COŞKUN GÖLE 

  
Sadettin Yılmaz Başkanlığındaki TSD Sakarya Şubesi olarak Sakarya Amatör Spor Kulüpleri Federasyonuyla  10-16 mayıs sakatlar haftası nedeniyle düzenleyeceğimiz spor etkinlikleri öncesinde, engelli sporu hakkında yazmaya bugünde devam ediyorum sevgili okurlar. Tanıdıkça ve öğrendikçe bu spor dallarını daha çok seveceğinizi, ilgi göstereceğinizi umuyorum


BEDENSEL ENGELLİLER ve BADMİNTON

Badmintonda resmi yarışmalar kapalı alanlarda oynanır. Bu arada rekreasyon amaçlı ve plajlarda da yarışmalar özel şartlarda yapılabilmektedir. Ayakta oynanan Bedensel Engelli Badminton müsabakalarında, Badminton kortu 13.40 m uzunluğundadır. Genişlik teklerde 5.18 metre çiftlerde ise 6,10 m.dir. Teklerde servis atış alanı çiftlerdekinden daha uzundur ve arka dip çizgiye kadar gider. Sahayı iki eşit parçaya ayıran filenin yüksekliği 155 cm dir. Ağ gözenekleri 15 mm20 mm kadardır. Filenin takıldığı direkler, oyun alanı içine dış sınır çizgilerinin üzerine dikilmelidir. Oyun alanı çizgileri beyaz veya sarı renklerle belirgin olarak çizilmelidir. Kalınlığı 4 cm olan bu çizgiler oyun oynanan alanının içinde sayılır.
Tekerlekli Sandalye ve boyu 1.20 m. altında olan cüceler Badminton müsabakalarında tekler müsabakaları yarım kortta oynanır. Ve, servis çizgisi ile file arası, müsabakanın her anında oyuna dahil değildir.

BİLEK GÜREŞİ

Beraberliği olmayan tek spor diyebiliriz. Bilek güreşi; iki rakibin bilek güreşi masası denilen masanın üzerinde belli zaman süresi olmadan ve faul yapmadan (engellilerde oturarak) hakem gözetiminde rakin elinin dış yüzeyini bilek güreşi masasının üst yanlarında bulunan pete değdirmek  suretiyle rakibi yıkmasıdır.


Bedensel Engelliler Bilek Güreşi müsabakaları oturarak,
Bayanlarda: 60 kg. ve artı 60 kg
Erkeklerde:  60 kg. 75 kg. 90. kg +90 kg  yapılmaktadır.

HALTER
Halter bildiğiniz gibi ağırlık kaldırma sporudur. En fazla kiloyu kaldıran müsabakayı kazanır. Bedensel Engelli Halterde (Powerlifting) hareket 1 tanedir. BencPress ismiyle anılır. Bu harekette sporcunun olması gereken ölçüleri Uluslararası Paralimpik Komitesinin koyduğu (Engelli Olimpiyatları Komitesi) kurallar ışığında belirlenir.

Engelli Sporcu Sehpa üzerine yatarak yukarıda askıda duran kiloyu yardımcılar vasıtasıyla kaldırararak kiloyu göğsüne kadar indirip, tekrar askı pozisyonuna getirmesi sonucu yapılan bir harekettir.

Bu sporun sıkletleri şunlardır:
Bayanlarda: 40,44,48,53;57,63,67,74,75,+75 kg
Erkeklerde: 48,52,56,63,70,75,84,95,100,+100 kg

MASA TENİSİ

Sporcuların daha adil bir şekilde yarışmalarını sağlamak için engel durumlarına göre sınıflandırmaları yapılır. Erkeklerde ve bayanlarda olmak üzere (1-5) tekerlekli sandalyede yarışabilir ve ayakta olmak üzere ( 6-10 ) iki şekilde sınıflandırılırlar. Klasına göre belgelendirilirler.

Türkiye Bedensel Engelliler Masa Tenisi branşı ITTF ( Uluslar arası Masa Tenisi Federasyonu ) ve IPC ( Uluslar arası Paralimpik Komite ) kurallarına göre uygulanır.

OKÇULUK

Bedensel engelli okçuluğunda genel olarak 3 sınıf (ARST, ARW1, ARW2) bulunmaktadır. Bunlar; tekerlekli sandalyedeki tetraplajik okçuların veya benzer bedensel engele sahip okçuların yarıştığı ARW1 sınıfı, tekerlekli sandalyedeki paraplejik veya benzer bedensel engele sahip okçuların yarıştığı ARW2 sınıfı ve ayakta ya da sandalyede ok atan okçuların yarıştığı ARST sınıflarıdır.

            Bu sınıflardan ayrı olarak görme engelli okçular da son iki Dünya Şampiyonasında (2005,2007) deneme amaçlı yarışmaktadırlar. Sporcuların engel durumlarının birbirlerine avantaj veya dezavantaj sağlamamasını temin etmek amacıyla oluşturulan bu sınıflar daha adil yarışma koşulları sağlamaktadır. (Türkiye'de sınıflandırma süreci Uzman Fizyoterapist Figen Özkan tarafından yapılmaktadır ancak bir okçunun uluslar arası bir yarışmaya katılabilmesi için en az 3 uluslar arası sınıflandırma uzmanından oluşan bir komite tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Bu sebeple Uluslar arası Paralimpik Komitesinin (IPC) düzenlediği yarışmalardan önce okçuların sınıflandırılması bizzat IPC tarafından gerçekleştirilmektedir.) Engelli bir okçu, ilk olarak sınıflandırıldıktan sonra kullanmakta olduğu yay grubuna göre yarışma kategorisi belirlenir.
Okçulukta klasik yaylar ve makaralı yaylar olmak üzere 2 farklı yay sistemi bulunmaktadır. Dolayısıyla sınıflandırılması tamamlanan bir okçu, yarışmada seçmiş olduğu yay sistemine göre ilgili kategoride yarışır. Gerek Avrupa, Dünya Şampiyonalarında gerekse Paralimpik Oyunlarında sınıflandırmaları ve seçmiş oldukları yay sistemine göre yarışan okçular Dünya sıralaması ve Paralimpik Oyun kotalarında da ilgili sınıflarında değerlendirilirler. Hâlihazırda yapılmakta olan bütün bu sınıflandırma faaliyetleri sporda eşitlik unsurunu sağlamayı hedeflemektedir.

Bedensel Engelli okçular 2 çeşit yarışmaya katılmaktadırlar.
1: Kapalı salon şampiyonaları (18 metreye 60 ok atılmaktadır. Elemeler 18 metrede yapılır.)
2: Açık alan şampiyonaları


DEVAM EDECEK

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Yayın Tarihi: 12.04.10

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 37


Merhaba! Bir hafta su gibi akıp geçti. Ben günlerin nasıl geçtiğinin farkına varmıyorum. Ya siz, siz fark ediyor musunuz peki? Güzel olanı gene sizlere şiirlerimle ermiş olmamdır. İlk şiir sevda üstüne. Sevgilinin dudaklarına ve sigaraya duyulan tutkunun benzerliğini anlattım
…. ….

143
Ben dudak tiryakisi değilim
Sigaramın dumanı ta ciğerime gitmeli
Ama dudaklarının tiryakisiyim
Ellerinin, gözlerinin, sözlerinin de

Aydın Göle
20 haziran 2002

***   ***   ***  

Bir ayrılık şiiri. Sevdiğim, bir mayıs gününün yolculuğuyla zorunlu geziye çıkmıştı. Gelmesi çok uzamıştı. Vuslatı (kavuşma gününü) düşünerek mutluluğu bulan kişinin duygularını anlatmak istemiştim.

.... ….

144
Geldiğin gün gül tufanına yakalanırsak
Gök gürlemez, kuşlar şakırsa sadece
Sadece sana şarkılar söyleyeceğim
Ellerinden ellerime beşinci iklim bulaşacak
Güneşimize istekle bakıp kör olacağım
Ayaklarım olmasa da sana koşacağım
Su gibi akarak sana ereceğim
O zaman yavru kedileri beslerim
Yüzyıl da sürse seni beklerim

Aydın Göle
20 haziran 2002

***   ***  

Artık dayanma gücü kalmamış, sabrı bitmiş, sevgilisinin artık sevmediğini düşünmeye başlamış bir sevdalının halini yaşayarak yazdığım bir şiir.

…. ….

145
Ne zaman sevsem sonu hep hüsran
Sevmek bir bana mı yaramıyor
Ahlar çekiyorum yok ki duyan
Yar beni unuttu, aramıyor
Sigarasızım
Parasızım
Haftalardır yarsızım
Boş sokaklarda dolaşıyorum avare
Yar aklımdan çıkmıyor ne çare
Yüreğimde o tanıdık sızım

Aydın Göle
20 haziran 2002

***   ***  


Sabır zor bir kuştur. Öyle her omuza konmaz. Omzumda o kuşla çok dolaştığımı bilirim. Ama çok zamanda omzumun boş kaldığını hatırlıyorum. Öyle bir anın eseri bu küçük şiir.

…. ….

146
Sensiz günlerimi çöplüğe
Maziye attım kürek dolusu
Öyle çok biriktiler ki..
Seni getirecek gün
Seni getirecek saat
Seni getirecek otobüs
Gelmek bilmiyor

Aydın Göle
27 haziran 2002


***   ***  

Ne desem, ne etsem hasret bitmiyordu. Çünkü yar denen zalimdi. Çektirmekten haz alıyordu. Aslına bakarsanız bana öyle geliyordu. Uzak yerden iş bitmeden gelinemediğini bende biliyordum. Komşu kapısı değildi ki, uzak mı uzak bir diyardı. 

…. ….

147
Gecenin siyahı fazla
Yıldızlar kaçmış göklerimden
Yağmurlar dövüyor sokakları
Ben seni düşünüyorum
Bir şimşek üstünde çıkıp gelsen geceme
Gecenin siyahı fazla

Aydın Göle
02 temmuz 2002

***   ***  

İçimden hasrete rağmen güzel duyguların geçtiği de oluyordu. Bu dörtlük böyle bir anda doğdu.

…. ….

148
Aya ismini fısıldadım yüzü güldü
Ay değil, sanki gökte açan kokusuz güldü
Gülen ışığıyla her gece
Benim yerime yüzünü okşayacak

Aydın Göle
03 temmuz 2002

***   ***  

Arkadaşlarım İsmail Terzioğlu ve rahmetli Erdinç Arın ortak emek ve fikirle üretip bana motorlu, üstü kapalı yanları açık, iki kişilik bir sakat arabası yapmışlardı. Ben onların isimleriyle kendi ismimin ilk hecelerinden bir isim türetmiş, arabama İSTERAY  markasını koymuştum. O arabam arızalandığında rahmetli Erdinç arkadaşım kendisinin gittiği motorsiklet tamircisi arkadaşına götürerek beni tanıştırdı. Sonradan benimde çok samimi arkadaşım olan bu motorcu Davut Korkmaz kendi camiası içinde bir yıldızdı. Peugo ve Mobilette  motosikletlerinin motorlarının üstünde değişiklikler yaparak 60 km olan süratini 172 km’ye kadar çıkarmayı başarmıştı. Bu tip motorların özel tutkunları vardı. Bütün tutkunlar gibi sohbetleri de bu konuda olurdu. Türkiye’ye  Çin malları motorlar girerek bu ustanın bir çok usta ile birlikte iş yapamamalarına sebep olmuştu. Bu şiirde bu kişileri anlatmak istemiştim.

…. ….

149
Pembeye boyamışlar motorlarını
Rüzgara teslim olup kırlangıçlarla
Sohbet ediyorlar, sigaralarını tüttürüp
Önlerinde ip gibi yol akıyor
Sohbet ediyorlar açmazlarını unutup
Oysa onların güneşleri de yoktu

Aydın Göle
08 temmuz 2002

***   ***  

Sabır, bir olayı kabul ederek karşılamakla olursa ruhu yumuşatır. Tersine bir sabır zorlanmadır. Bu şiirde sabrın benim üzerimde nasıl etki yarattığını anlatıyorum. Yardan ayrı kalmak kolay mı?

…. ….

150
Şeytan çatlardı azapta beklese
Ben seni bekledim çatlamadım
Fakat gün gün, lime lime eskidim
Her gün parçalarımı topladım
Her saat umut yüklendim
Kendime gelmekti bütün çabam
Narkozdan çıkmış gibiyim

Aydın Göle
10 temmuz 2002

***   ***  

Nihayet vuslat, yani nihayet kavuşma günü gelmişti. Ertesi sabah bu şiir doğdu.

… …

151
Günaydın kentimin mavi kızı
Sen geldin ya gökler tutuştu kıp kırmızı
O yanıyor, ben yanıyorum
Senin alın al, morun mor
Sensiz günlerimi git herkese sor

Aydın Göle
10 temmuz 2002

***   ***  

Eh sevgili gelmişti. Keyfim yerindeydi. Ama yalnız geçen günler unutulur gibi değildi.

…. ….

152
Denizle göğün arasında
Durmadan uçtum durmadan
Küçük bir kara parçası yoktu
Konacak bir dalda yoktu
Hasılı sen yoktun ki tutunayım
Yoruldum iliklerime kadar
Sen gelince gene uçtum
Kanatlarımda rüzgardı mutluluk
Mutluluk sendin bilmez misin
Baldan tatlı, kordan yakıcı dudaklım

Aydın Göle
12 temmuz 2002

***   ***  

Bu günün son şiirine geldik. Bu şiirde gözlerin yerini ellerin aldığını, dokunulan her şeyin canlandığını, bu yüzden unutmanın mümkün olmadığını anlatıyorum.
.... ....    

153
Elin kolun bağlı girme geceye
Karanlıkta gözün yerini el alır
Eller dokundukça bir şeylere
Ten olur her şey, can olur
Kışkırtılır hayaller heyecan olur
Taze simit gibi gevrek susam susam
Sorma nasıl unutsam diye
Mümkün mü ellerin varken
Mümkün mü hayallerin varken

Aydın Göle
17 temmuz 2002

***   *** 

Hepinize iyi pazarlar sevgili okurlar. Gelecek hafta şiirlerle buluşmak umuduyla güzel günler diliyorum hepinize. Hoş kalın..



Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Yayın Tarihi: 11.04.10


10 Nisan 2010 Cumartesi

ENGELLİLER VE SPOR 1

ÇİZGİ-YORUM COŞKUN GÖLE
















Her insanın sağlıklı ömür sürmesi iki yönden sağlıklı olmasına bağlıdır.

1: Ruhsal olarak
2: Bedensel olarak

Bildiğiniz gibi sağlık her işin başında gelir. Bunun için ruhsal ve bedensel yönden sağlığımızı korumamız ve hatta daha üst seviyelere çıkarmamız gerekir. Peki bu nasıl olur? Hemen  cevabını verelim:

Ruhsal sağlık, bilgi ve inançla beslenerek sağlanır. İnancın doğru olması bilgiyle harmanlanmasına bağlıdır. Böylelikle doğru düşünen ve inandıklarıyla doğru karar veren
bireyler oluruz.

Bedensel sağlıkta, düzenli ve yeterli beslenmekle mümkündür. Düzenli ve yeterli beslenme kadar önemli bir şey daha var:  Düzenli ve ritmik hareket. Biz bunlara spor diyoruz. Hem besin yoluyla alınan enerjinin yakılması, hem eklem ve kasların rahat çalışması  için spor gereklidir. Ayrıca spor sosyal etkinlikler içinde kitleleri kaynaştıran önemli bir araçtır. Spor yapanların yardımlaşmaları, spor sahasındaki rekabeti sahada bırakıp dışarıda sıkı dostluklar kurmaları, bizlere bunu gösterir.

Sözün burasında yeri gelmişken bir etkinlikten söz edeyim. Sakarya Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu ile 14 martta yapılan seçimle yönetim listesi olduğu gibi seçilen Sadettin Yılmaz başkanlığındaki TSD Sakarya Şubesinin düzenleyeceği ve 10 -16 mayıs tarihleri arasında sakatlar haftası nedeniyle gerçekleştirilmesi düşünülen spor etkinliklerini Sakarya Ortopedik Özürlüler Derneği de destekliyor. Bundan sonrada  yapılacak her türlü etkinlikte bizimle birlikte olacaklarını duyuruyorlar.

Bütün engelli derneklerinin bu konuya sıcak bakmalarını bekliyoruz. Farklı engelli guruplarının sözcüleri olsakta hepimiz genelinde aynı dünyanın, yani engelli dünyasının sözcüleriyiz. Bu dünyanın sadece kullandığı araçları değişik olabilir. Amaç, içinde yaşadığımız şartları kolaylaştırarak engellilerin mutluluğunu sağlamaktır.

Artık Sakarya’da engelliler kapalı kapıların ardında konuşulacak konu olmaktan bu etkinliklerle kurtulacak, direk konuyu üreten olacaktır. İnanıyorum, bu sporcular arasında şampiyonlarda çıkacaktır.



Engelli sporları şu dallardan oluşur:

Ampute futbol
Atıcılık
Atletizm
Badminton
Bilek güreşi
Halter
Masa tenisi
Okçuluk
Oturarak voleybol
TS Basketbol
TS Tenis
Yelken
Yüzme

Bu spor dallarını ilgili yerlerden aldığım kısa bilgilerle görelim.


AMPUTE FUTBOL NEDİR?

Kişinin kol, bacak, ayak veya elinin tümünün veya bir kısmının olmaması durumuna amputasyon denir. Ampute futbol bir bacağı olmayan sporcuların kanedyen kullanarak oynadıkları bir futbol türüdür. Dünyada yaygın bir şekilde oynanmakta olup, düzenli olarak Avrupa ve Dünya Şampiyonaları organize edilmektedir. Ampute futbolun aynı zamanda paralimpik (engelli olimpiyatları) oyunlarına katılabilmesi için çalışmalar  sürdürülmektedir. 

ATICILIK BRANŞI TANIMI
Atıcılık sporu Paralimpik ve Olimpik bir branştır.Atıcılık branşı iki ana disiplin ( Tabanca - Tüfek )ve 3 ayrı mesafeden ( 10m-25m-50m-) düzenlenen yarışmalarla yapılır.10m. Müsabakaları 0.177 cal.çapında havalı tabanca ile kapalı ve açık poligonlarda yapılır.
25m. Müsabakaları 0.22cal.çapında spor tabancalar ile kapalı ve açık poligonlarda yapılır.
50m.Müsabakaları 0.22cal.çapında tabanca ve tüfekle açık poligonlarda yapılır.

***   ***  

İki yazı daha bu konuyu anlatacağım. Yani bu yazının devamı var. Sizlerde göreceksiniz, engellilerde sözü edilen sporları yapabilir. Ülkemizde de bazı engelli spor dallarında müsabakalar yapılmakta hatta lig maçları düzenlenmektedir.


NOT:

Sevgili kardeşim Coşkun Göle’nin daha önce yayınladığım bu karikatürünü konumuza uygun
olduğunu düşünerek bugünkü yazımıza da aldım. Bildiğiniz gibi bu karikatür, olimpiyat
komitesinin düzenlediği Uluslar arası Fairplay konulu yarışmanın  birincisi seçilmişti. 


DEVAM EDECEK


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com

Yayın Tarihi: 09.04.10

GSM ÖPERATÖRLERİNİN YÜZSÜZLÜĞÜ: GİZLİ ZAM

ÇİZGİ-YORUM COŞKUN GÖLE 


Geçtiğimiz hafta başında ön ödemeli cep telefonlarında kontör uygulaması kalktı. Kontörlerin seçilen tarifenin belirtilen süresinden önce yutulduğu gerekçesiyle şikayetlerin arttığına dikkat çekilerek, yeni uygulama başlatıldı. Kontör yüklü telefonların kontörleri kaybolmayacak denilerek, kontörlerin liraya ve kuruşa çevrileceği söylendi.

1 nisanda ilk görüşmede telefonlara gelen görüşme hesap bildirimi çoğu kişinin aklını karıştırmıştır. Ben de doğrusunu isterseniz anlamakta zorlandım. 0,034 stl, bedelinden 15:48 dk/sn 1 tl görüştünüz mesajı aldım. Sonuç olarak ödemede görünen 1 tl önemliydi benim için. Aylık yüklediğim kontörün toplam fiyatı olan 51 tl’yi kuruşa döndürerek elde ettiğim 5100 kuruşu yüklediğim 250 kontöre böldüm. Çıkan, 20.4 kuruştu. Bulunduğum tarifeyle on dakikası iki kontöre görüşüyordum. On dakikayı aştığım için ikinci on dakika ile toplam 4 kontör düştüğü mantığıyla bulunduğum tarifenin  kontör birim fiyatı olan 20.4’ü 4 kontöre çarptım. Çıkan rakam 81.6 kuruştu. Ama ben 1 tl ile yani bir kontör 25 kuruş ücretle, yani 4.6 kuruş zamlı ücretlendirilmiştim. Hiç duyurulmadan benden bir görüşmeden 18.4 kuruş, yani yuvarlak hesap 20 kuruş fazla almışlardı.

Bunun adı sizce nedir? Soygun değilse fırsattan istifade zam yapmak değimlidir? Ön ödemeli tarifede olan kontörlerin zamlanmaması gerekmez mi? Ben o kontörün parasını önceden ödemişim, yeni ücretlendirmeyle ücretlendirmekte neyin nesiydi? Düz tarifeden görüşenlere atılan kazık daha ağırdı. Bana kontör başına yaklaşık 5 kuruş zam gelmişken, onlara 9 kuruş, yani yaklaşık 10 kuruş zam gelmişti. Toplamda eski 100 kontör 21 tl’den 30 tl’ye yükselmiş oldu. 100 kontöre 50 kuruş bilemediniz 1 tl arasında gelen zam bu uygulamayla 9-10 tl zamlanmış, 250 kontörde 62.50 tl’ye ulaşmış oldu sessiz sedasız.

Bu GSM öperatörleri alemi sersem, kendilerini akıllı görüyorlar belli. Biz muz cumhuriyetinde mi yaşıyoruz Allah aşkına? Serbest piyasa adı üstünde kendi aralarında anlaşma olmadan rekabet edilen piyasadır. Peki bu beyler nasıl böyle hepsi aynı fiyatlarla ortaya çıktılar bilen var mı? Bunu önleyecek tüketici derneklerinin etkili biçimde halkı bilinçlendirmesini beklemek hakkımız.

Ülkemizde 65 milyon cep telefonu kullanıcısının 46 milyonu ön ödemeli, yani kontörlü hatlarla görüşme yaptıklarını düşünürseniz, ortaya çıkan kazancı düşünebilir misiniz? Daha doğrusu bu yoklukta bizim cebimizden çıkacak parayı tahmin edebilir misiniz?

Bu konuda Habertürk gazetesinde bu konu üstüne çıkan bir haberi sizlere sunuyorum.

Kontörden liraya geçişle birlikte birçok tüketicinin şikayette bulunduğu bildirildi. Tüketiciler, daha önce 20 kuruşa yapılabilen görüşmenin bugün 30 kuruşa yapıldığını, yüklü kontörlerin ise %33 eksiltilerek liraya çevrildiğini öne sürdü. Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya, yaptığı açıklamada, cep telefonlarında kontör uygulamasına 1 Nisan'dan itibaren son verildiğini, yerine lirayla ön ödemeli konuşmanın başladığını anımsattı. Geçişle birlikte tüketicinin bazı beklentiler içine girdiğini dile getiren Kaya, şöyle konuştu: ''Tüketiciler, kontör atış periyotlarının saniye bazında yapılması, fiyat ve tarife karmaşalarından kurtulmayı, piyasaya 5 liralık kartların sunulmasını bekledi. Ancak bugün daha da karmaşık hale gelindi. Özellikle 1 Nisan öncesi 20 kuruşa yapılabilen görüşmenin bugün 30 kuruşa yapılabilmesi, hatlarında yüklü olan kontörlerin yüzde 33 eksiltilerek liraya çevrilmesi, birçok tüketicinin başvuru merkezimize ilettiği şikayetlerden anlaşılmaktadır. Yapılan gizli ve anlaşmalı zam, zam yapabilmek için kontörden kuruşa geçiş operasyonu yapıldığını göstermektedir.'' Ülkedeki 65 milyon cep telefonu kullanıcısının 46 milyonunun ön ödemeli kartlarla görüştüğünü ifade eden Kaya, ''Yapılan gizli zam acilen geri çekilmeli, 1 Nisan şakası yapmaktan vazgeçilmelidir. Aksi takdirde gerek Rekabet Kurumu ve diğer ilgili kurumlara şikayetlerimizi iletip, GSM sektörü ile davalarımıza bir yenisini ekleyeceğiz'' dedi.
KONTÖRLERİN LİRA OLARAK YÜKLENMESİSektör firmalarının kontörden kuruşa geçtiklerini belirten sloganlarına rağmen, ücretlendirmede kontör atış periyotlarının süresini uzun tutmaları nedeniyle 10 saniyelik görüşme için 60 saniye ücreti ödendiğini ileri süren Kaya, şunları kaydetti: ''Yine cazip görünen birçok tarife ve kampanyada 2 dakika, 3 dakika gibi süreler için düşük fiyat belirtilmektedir. Tüketiciler, bu gibi tarifelerde 10 saniye görüşseler bile 3 dakika ücreti ödeyeceklerini bilmeli ve tarifesini buna göre seçmelidir. Ancak piyasaya sunulan kartların üzerindeki fiyattan yüksek fiyata satıldığı yönünde ciddi şikayetler de alınmaktadır. BTİK'in bu konuda gerekli müdahalede bulunması gerekmektedir.'' Kaya, piyasada halen 100 kontörlük kartların 21 liradan satıldığını belirterek, ''Yükleme yapıldığında hatta 20 lira görünüyor. Yani tüketici 20 lirayı 21 lira karşılığında satın alabiliyor'' dedi.
Haberin sonunda belirtildiği gibi, 21 tl’ye satılan eski 100 kontörlerin yüklendiğinde hatta 20 tl görünmesi ayrı bir gariplik gerçekten. Görünen rakamda yukarda verdiğim fiyatlar dikkate alındığında gerçekçi değil.
Ne güzel oyun değil mi? Siz bu oyunu bir yerden daha hatırlarsınız, ama nerden? Serbest piyasada rekabet edenler ücretlendirmede nasıl oyun oynadılar? Aynı şekilde milletvekillerinin her konuda kavga ettikleri halde, konu maaşları olduğunda ortak tavır aldıklarını hatırlar mısınız? İşte GSM operatörlerinin fiyat belirleme oyununu bu yönüyle milletvekili maaş artırımındaki tutumlarıyla benzeştirerek hatırlarsınız.

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

 Yayın Tarihi: 07.04.10

KÜFRÜN KÖKENİ VE SAMİMİYET İŞARETİ KÜFÜR

ÇİZGİ-YORUM COŞKUN GÖLE



Küfür, bildiğiniz gibi konuşma dilinde aşağılama amacı taşıyan simgesel sözcüklerdir. Toplumun tartışılması sakıncalı konularını hedef alanları da vardır. Bunlar dinsel ve cinsel olarak sınıflandırılabilir. Dinsel küfür ilahiyatçılara göre, gerçeği örtmektir, yani; Allah’ı inkârdır. Bu kök kelimeden türeyen kâfirde gerçeği örtendir, yani; Allah’ı inkâr edendir.

Daha çok kadın cinselliğine saldırı sözcüklerinden oluşan küfür, eşcinsel simgelerde taşır. Sınıf, kültür ve gelir farkı olmaksızın her kesimden insan sıkıştığı anda çıkış yolu olarak küfrü görür. Saldırıya ve haksızlığa uğrayan kişiler için savunma ve terapi aracıdır. Bu yönüyle zayıflığın işaretidir. Güçlüler küfür etmez mi derseniz, kavga seyredin görürsünüz derim.

Peki küfür nasıl doğmuş biliyor musunuz? Ben bilmiyordum, araştırdım, çıkan sonuçlar ilgimi çekti.

Efsanelerin hüküm sürdüğü çağlarda ad-sözcüklerinde iz sürdüğümüz zaman, evrensel tek heceli sözcükler ya da onlardan türeyenler, bizi kadın cinsel kimliğinin çok abartıldığı ve koyun, keçi, ineğin totem sayıldığı tarih öncesinde başlayan, toprağın ekilmeye başlandığı dönemde (neolitik çağda) doruğa çıkan, yazılı belgelerde izler bırakan, o çok uzun döneme götürür. O dönem erkek cinselliğinin aşağılandığını belirtmek mümkün. Erkek cinsini aşağılama kadına tapmaya, kadının da kendisine tapmasına yol açmıştı. Yazılı tabletlere göre kadının kendi ritmine göre gök cisimlerini hareket ettirdiğine, evreni yönettiğine inanılıyordu.

Aradan geçen binyıllar sonra abartılan kadın cinselliğinin yerini abartılan erkek cinselliği aldı. Savaşlarda eklenince kadın egemenliği kırıldı. Böylelikle geçmişten intikam alınırcasına kadın cinselliğine tahakkümü simgeleyen sözlerden oluşan küfür doğdu. Artık kadın cinselliği, kadın aklı her alanda denetlenmekte ve aşağılanmaktaydı.

Binlerce yıl süren kadın yanılgısından sonra, binlerce yıl süren erkek yanılgısı... Tarihte bunlardan daha uzun süren bir yanılgı örneği var mı, bilmiyorum.

Neden küfürde 'ana' imgesine, avrat/eş imgesinden daha çok yer verilir? Bence bunun nedeni insanı şekillendirenin ana oluşudur. Eş çok sonra ortaya çıkar ve kolay vazgeçilendir. Ana tektir ve öyle kolay vazgeçilmez. İnsanlar kızdığı kişinin şahsında onun için anaya küfreder.

Erkeklerin genlerinde, insanlığın çocukluk çağından kalma, ulu-anaya ilişkin olumsuz anılar mı var? Küfürde kadın cinsel kimliğine duyulan düşmanca tavır neden? Yukarda andığımız sebepler unutulmasın. Fakat şuda unutulmasın, kadın erkek çekişmesi giderek kadınlar lehine gelişmektedir. Yabancı filmlerde duyduğumuz yeni küfürler yakın bir geleceğin işaretidir.

Küfrün kökenini öğrendikten sonra gelelim küfrün samimiyeti arttırdığı iddiasına:
Abdullah Yılmaz bu konuda bayağı iddialı. Bende iddiasına katılıyorum. Özellikle gençler arasında küfürlü konuşmak samimiyet ve dürüstlüğün göstergesi kabul ediliyor. Bütün alt kültürlerde bir tür yemindir de. Bunların neler olduğunu sormayın. Neler olduğunu düşünürseniz bulursunuz. Etrafınızda her gün örneklerini görüyorsunuz zaten.
Neyse, gelelim yazarın iddialarına. 
“Rotterdam Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre insanlar, içinde küfür geçen konuşmalara ya da yazılara daha çok inanıyorlarmış. Araştırmada bir suçlunun içinde küfür dolu bir ifadesi ile küfürden arındırılmış ifadesi öğrencilere dağıtılmış, küfürlü ifade daha inandırıcı ve akla yatkın bulunmuş. Uzmanlara göre bunun nedeni küfürlü konuşan birinin daha içten konuştuğuna ve işin içine duygularını da kattığına inanıldığı için küfürlü konuşan kişiyle daha kolay ve sağlam bağ kurulabiliyormuş. (Ne dersiniz, sizce de öylemidir? A.G)
Köylü kısmının imlâ kılavuzu küfürdür. Meselâ virgül kullanılması gerektiğinde küfür sözcükleri kullanılır. Nokta için ise eylem belirten sözcükleri uygun düşüyor. Ancak söz, uzun sürecek olursa ve illâ noktalı virgül gerekirse dilek belirtir küfürlü bir sözcük yeterli oluyor. Ayraç gerekirse ‘sözüm yabana’, ünlem için de ‘Ananın adı’  gibi sözcükler, imlâ kılavuzunda kullanılan önemli işaretler için yeterli olduğundan inandırıcı da oluyor.”
Yazar küfür ve samimiyet konusunda şunları ekliyor: “Köyün birine gitmiştik bir kaç kişi yıllar öncesi.  Önümüzden giren 4-5 kişilik bir gurup onlardan önce girip oturan ve arkadaşları olan bir guruba “Oraya mı ottunuz len, ( sıradan kelimeler gibi sıradanlaşmış küfürler.. burada yayınlanamaz.) hadi (gene akan su gibi, akan küfürler) bizde şu bızalığa oturalım”.. (Yeni doğmuş ineğin yavrusunun sürekli süt emmemesi ve öttürmemesi (ishal) için etrafı çevrili bir yere kapanır. Bu yere de Buzağılık dendiğinden, etrafı çevrili seçkinler için ayrılan yer kastediliyor).. Bu durumda küfürlü yaklaşım, samimi (!) bir davranış biçimi olduğundan ayıp sayılmaz, böyle konuşanın da dışlanması  söz konusu olamaz..
Köylük yerde karı-koca arasında didişme hiç eksik olmaz. Özellikle de erkeklerin ağzından küfür eksik olmadığı içindir. Temsil kümese girmemekte direnen tavuğa “ (küfürler...) tavuğu, yakalarsam (küfürler...) çakarım kendini tencerede bulursun” diye gürültü koparan adama karısından yanıt gecikmez; “(küfürcükler...) ermiyesice de (küfürcükler...) gidesicenin adamı..” Adam daha da sinirlenir “Senin (küfürler...), benim gafamın tasını attırma!” .. Kadın biraz sinmiş gibi görünse de altta kalmaz “Kökünden gopsun inşallah!”der.  Sonra biraz düşününce bedduasının tutmasından korkarak tövbe getirip günah çıkarır..
Küfür olayı elbette sadece kırsal kesimde değil, kentlerde de alabildiğince gidiyor. Bizim mahallede Çingene kadınları eskiden çok kavga ederlerdi. Bir keresinde çocukların kavgası yüzünden birbirine giren kadınlar ihaleyi kocalarına çıkartıyorlardı. Kadının biri diğerine; “Akşam kocam gelsin de seni…, or..u gacı” deyip üstünlük sağladığını düşünürken, karşıdaki kadın; “gelsin de karı görsün karı garibim” dedi. Doğrusu  şapka çıkarılacak, muhatabını  oturtan bir laf etmişti.
Belki diyeceksiniz ki ulus olarak sadece biz mi küfürlü konuşuyoruz. Hayır. İngilizce konuşan ülkeleri bilemem ama Almanca ve Slav kökenli dillere mensup ülkelerin küfürlerini iyi bilirim. Özellikle Slav kökenli ülkeler. Bu konuda bizi iki defa katlarlar. Onlarda erkekler tamam da, kadınlar – kızlar da erkek gibi küfrederler. Siyasetçiler bile televizyonlarda çatır-çatır küfrederler konuşurlarken. Birkaç yıl önce Makedonya’da “Cafana” dedikleri alkollü içeceklerin de satıldığı bir cafede otururken içeriye çingene bir kadın girmişti dilenmek için. Mıy mıy mıy’lı sesiyle para isterken cafede bulunan yaklaşık 30 kişinin aynı anda kafalarını kadına çevirip koro halinde küfrettiklerini duyduğumda donup kalmıştım.
Bosna’da bir konferansa gitmiştim. İçeride yaklaşık 150 kişi vardı, ancak yaklaşık elli kadarı erkek kalanı genç kız ve kadınlardı. Ancak kadınlar kendi aralarında konuşuyor, gülüşmeler oluyordu zaman zaman. Sanki altın günü veya konken partisi yapan kadınların bulunduğu evdeki gibi rahattılar. Konuşmacı  hem konuşuyor, hem gürültü yapan kadınları gözlüyordu. Bir ara konuşmayı bırakıp ayağa kalktı ve kendi dillerinde “Bir daha gülün ve konuşun hepinizin (küfürler...), sizi dışarı atarım” deyince tek bir ses çıkmadı ve konuşmacı konuşmasına kaldığı yerden devam etti.
Bu, küfürlü konuşmanın inandırıcı oluşuna güzel bir örnektir.”
Yazarın sözlerine katılmamak mümkün değil.
Arkadaşlarınız arasında sakız çiğner gibi her lafın arasında küfreden hiç yok mu? Yemin ederkende, kızarkende, severkende, yalvarırkende küfredenleri bir düşünün. O küfürler sadece küfür değil onlar için, bir kendini anlatım tarzıdır. Yüklenen anlamlara dikkat edin, nasıl vurgulu olduğunu görürsünüz.




Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com

Yayın Tarihi: 05.04.10


5 Nisan 2010 Pazartesi

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 36


Merhaba! Bu pazarda sizlerle beraber olmak ne güzel. Öyle keyif alıyorum ki şiirlerimi size sunmaktan.. umarım karşılıklı etkileşim içindeyizdir. Sizlerden bu konuda elektronik postama iletilerinizi bekliyorum. Tek taraflı sohbet etmeyi bırakmanın yolu bu.

Bu sevda şiirleri hakkında düşündüklerinizi yazmanızı istiyorum. Bu güne kadar Anadolu gazetemizde yayınlanan bütün yazı ve şiirleri aşağıda adresini verdiğim blogumdanda okuyabilirsiniz. Oraya da düşüncelerinizi yazabilirsiniz.

Bugünde şiirlerin arasına girmeyeceğim. Kesintisiz okumak belki daha hoş olur. Ne dersiniz?


129
Gece salıncakta sallanırken
yıldız saydın mı
Gökkuşağıyla bulutlardan
yere kaydın mı
Ben bunları yapamadım
yapmamda zor güvercinim
Sana her akşam uyanılacak
uykular dileyenim

Aydın Göle
27 nisan 2002
….

130
Biliyorum beni seviyorsun
Sus konuşma, gözlerinle söylüyorsun
Sözün tükendiği yerdeyiz
Biz dilsiz sevgi ülkesindeyiz

Aydın Göle
29 nisan 2002
….

131
Sana iki yıldız arasında
salıncak kurdum
Melekler başında nöbetçi sabaha kadar
Yeşil gözlerine güzel rüyalar
Bebekler gibi masum uyuman için

Aydın Göle
02 mayıs 2002

….

132
Gözlerin gözlerimi aradığında
Gülen yüzlü aya bak geceleri
Seni benim gözümle görsün diye
Ona verdim gözlerimi
Sana her yerden bakıp, gülümseyen
O değil, benim yüreğimdir

Aydın Göle
05 mayıs 2002

….

133
Kılıç kınına
Sevgin kalbime
Sığmıyor
Ne kadar küçük
Şu kalbim

Aydın Göle
08 mayıs 2002

….

134
Gece kanatlarını açma
Siyah bulaşmasın bahtına
Pembe şafaklara sakla hevesini
Kimse erişemez tahtına

Aydın Göle
18 mayıs 2002

….

135
Geceler kapkara
Geceler göz göz sigara
Kanarken kalpteki yara
Teslim oldum efkâra
Sitemler yükleyip rüzgâra
Sana bulutlar yolladım

Aydın Göle
19 mayıs 2002

….

136
Güvercinim uç biraz
Kanadını aç biraz
Bizim buradan geç biraz
Suyumuzdan iç biraz
Mayısta güller açar
Dalları basar kiraz
At kederi içinden
Yüzün gülsün bembeyaz

Aydın Göle
23 mayıs 2002

….

137
Hasret tufanı kopar gecede
Sığınağım hayalin olur
Boğulurum sabahlar olmadan
Hayalin yorgun, ben yorgun
Sensiz doğan güneşe küserim
Yapayalnız gezerim kuytularda

Aydın Göle
01 haziran 2002

….

138
Beni özledin mi
Rüyalarına giriyor muyum
Uyanıyor musun uykunun yarısında
Buz gibi bir ter sarıyor mu bedenini
Gözlerin dalıyor mu kıyısız denizlere
Sende bencileyin
Düşmüşsün sevdaya

Aydın Göle
02 mayıs 2002

….

139
Yolunu şaşırmış,
Rotasını kaybetmiş
Gemi gibi gözlerin
Çarpıp duruyor bana

Aydın Göle
02 mayıs 2002

….

140
Sene gelene kadar
Hayatı dondurdum
Dondurdum kalbimi
İçini buz doldurdum
Ölmemek için hemen
Dondurmaya buladım
Şu yorgun bedenimi
Sensiz güzelliği neylerim

Aydın Göle
03 mayıs 2002

….

141
Ben zır deli zerdali
Kalbine sevgi
Gözüne, gözlerine umut
Hayatına mutluluk vermek için
Dalımdan koptum
Avuçlarına al beni, gecelerine

Aydın Göle
07 mayıs 2002

….

Günler yumak olsa
Ayrılık uyumak olsa
Günler sarılsa birbirine
Biz ayrılıktan uyansak

Aydın Göle
19 mayıs 2002


İyi pazarlar sevgili okurlar. Yarın günlük yazılarımla gene karşınızda olacağım. Şimdilik hoşça kalın.


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com


 Yayın Tarihi: 04.03.10