14 Haziran 2011 Salı

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 84


Merhaba sevgili okurlar. Bu sabah bir seçim sabahına uyandık. Bir aydır süren propaganda çalışmalarından yorulan kulaklarımızda seslerden kurtuldu çok şükür. Seçim sonuçları ne olursa olsun ülkemize iyilikler, güzellikler getirsin dilerim. Dileklere sevgi katılırsa bir anlamı olur düşüncesiyle, köşemi şairlerin sevgi hallerini anlattıkları şiirlere ayırdım.

İlk şairimiz Ahmet Telli şiirinde “konuğum ol” diyor. “Geceyi uzatalım(...)/sözün çubuğunu yakarak.” Gecenin tadına sohbetle varıldığını bu güzel mısralarla vurgulamış. Bu şiiri ilk kez bugün okudum, daha önce bilmiyordum. Ahtapotun kollarınca beni sardı. Gelin şiirin ve şairinin (bu köşedeki diğer şair ve şiirlerinin de) konuğu olalım. Sonra bize gideriz. Bir acı kahve sunmak isterim sizlere.

...

Konuğum Ol

Bir akşam konuğum ol
oturup konuşalım biz bize
Anıların çubuğunu yakıp
uzatalım geceyi biraz
Geçmişe bir el sallayıp
yaşanan günleri konuşalım
ve günlerin üstüne çöken
dumanlı, isli havaları
Kendimize daha az zaman
ayırsak da olur geceden
Çünkü boğulabilir insan
yalnız kendini düşünmekten
Kapağı açılmayan kitaplar
unutulmuş aşklar gibidir
Kitaplardan söz edelim
ve onların gizli kalmış

sessiz tadlarından
Sabaha doğru perdeyi
aralayıp ufka bakalım
ve bir çocuk gibi
hayretle seyredelim
güneşin kızıllığını
Konuşulmadan kalan
daha çok şey vardı
diye düşünerek çıkalım
güneşle kucaklaşan balkona
Üşütmesin sabah serinliği
Bir bardak demli çay
burukluğu gibi kalsın
gecenin ve sabahın tadı
yaşasın anılarımızda
Konuğum ol, oturup
konuşalım bir akşam
ve uzatalım geceyi
sözün çubuğunu yakarak

Ahmet Telli

***

Sevip kavuşamayanların halini hiç düşündünüz mü? Hele birde başka kişilerle evlenenleri.. böyle arkadaşlarım oldu. İçlerinde sevdasıyla ölenler bile var. Başkasıyla evlenen kimileri evlendiği kişiyide sevdiler. Bir yanları hep sızladı. Behçet Necatigil bu durumun şiirini yazmış.

...

Gizli Sevda

Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.

Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş, çocukları olmuş
Bir kız, bir oğlan.

Seni sordu
Hiç değişmedi, dedim,
Bildiğin gibi...
Anlıyordu.

Mesutmuş, kocasını seviyormuş,
Kendilerininmiş evleri..
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selâm söyledi.

Behçet Necatigil

***

Sevgilerini söylemekten çekinen sözcük cimrisi insanlardan söz eden bu şiirle Behçet Necatigil sevgileriniz bilinmedikçe değersizdir demek istiyor. Çok haklı! Sevgileriniz kalbinizden bırakın dilinize aksın. Kalbinde sevgi saklayan bahçesinde çiçek bakıp kimseye vermeyen gibidir. Hatta bahçesine bile sokmayan kişiden farksızdır.

...

Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
Siz böyle olsun istemezdiniz
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

Behçet Necatigil

***

Aşkı besleyen özlemdir. Bu çağda hiç bir şeyi özlemeye gerek görmüyoruz. Onun için aşklarda uzun sürmüyor. Ümit Yaşar Oğuzcan bu şiirinde aşka özlemini ne güzel anlatmış.

...

Önce Aşk Vardı

Önce aşk vardı sen yoktun o zaman
Denizlerde ufuklar gibi sonsuz
Sevişmek vardı yalansız korkusuz
durmadan, yorulmadan, hiç usanmadan
Önceden aşk vardı sen yoktun o zaman

O zamanlar akşamlar vardı öyle serin
Mağara vardı aşkla aydınlık
Sevgiyle doğar, sevgiyle yaşardık
Ortasında bitmeyen uzun gecelerin
O zamanlar akşamlar vardı öyle serin

Vahşi büyük otlardı yatağımız
ve tek örtümüz ılık bir rüzgârdı
O zaman bambaşka yağmurlar vardı
yağardı gökten
üstümüze yıldız yıldız
vahşi büyük otlardı yatağımız

Adamlar vardı aşktandı yürekleri
Kadınlar vardı her zaman aşka hazır
Elleri vardı saçlarımıza hazla uzanır
Ya topukları, incecik ayak bilekleri
Adamlar vardı aşktandı yürekleri

Şimdi sen varsın ama o aşklar yok
O eski ilahlar yok taptığımız
Düşlerimizde çığlık çığlığa yalnızlığımız
Artık o yıldızlar, o geceler, o rüzgâr yok
Şimdi sen varsın ama o aşklar yok

Ümit Yaşar Oğuzcan

***

Ahmet Ümit bu şiirini okuyana kadar tanımadığım bir şairdi.Batarak kirpiklerime kadar gümüşten denizlere” mısrasıyla vurgun yedim. Gözyaşının muhteşem tasvirine bakar mısınız? Ayrılmanın ve kavuşmanın hallerinin anlatıldığı şiirde bu mısra kavuşma sevinciyle göz yaşına boğulmayı çok güzel vurguluyor.

...

İsimsiz Bir Aşk Şiiri

Senden her ayrıldığımda
Çılgınca dalgalanan bir insan denizinde
Annesini yitiren bir çocuğun
Ürkek hüznü çöker yüzüme.
Seninle her karşılaştığımda
Sabah kırağısıyla yıkanan çiçeklerin
Cemresi vurur gözlerime.
Seni tam bulduğum anda yitirmenin korkusu
Tam yitirdiğim anda bulmanın sevinci,
Seni treni kalkan bir yolcunu telaşı,
Seni ilk öyküsünü bitiren genç bir yazarın hevesi
Seni kayaları parçalayarak akan bir ırmağın deliliği,
Seni güneşin tembel bakışları altında
Uzanan başakların dinginliği,
Seni bayramlık için para biriktiren
Küçük bir çırağın sabırsızlığı,
Seni bilmem hangi zalim kurşunun
Kırdığı kanadına söz geçiremeyen
Göçmen kuşun çaresizliği,
Seni zorlu yıllardan sonra karşılaşan
Kavga arkadaşlarının neşesiyle,
Batarak kirpiklerime kadar gümüşten denizlere
Vur emriyle aranan bir kaçakmışsın gibi
Taşırım can evimin en saklı yerinde...

Ahmet Ümit

***

Öyle sıkıntısız, hatta mutlu sayılabilecek zamanlarmızda vardır. O zaman havanın güzelliğinide, çocuk oyunlarınıda fark ederiz. Kuşların dilinden bile anladığımızı söyleyebiliriz. Bütün insanlar kardeşimizdir o zamanlarda. Ne güzeldir sevmek. Vasiyetimiz bile cömerttir seversek. Sadece unutulmamaktır fiyatımız. Cahit Sıtkı Tarancı şiirinde bunları anlatmış.

...

Bugün Hava Güzel

Bugün hava güzel,
Bugün içim içime sığmıyor.
Annemden mektup aldım,
Memlekette gibiyim.
Allaha çok şükür karnım tok;
Elimi uzatsam kahve fincanı dudaklarımdadır.
Kuşlar kaçmıyor benden;
Bir güvercin kanadında okşuyorum
Göklerin maviliğini.
Serçelerin cıvıltısıyla siniyor içime
Ağaçların yeşilliği.
Bulutların ipek gölgesi
Çocukların yüzünde hışırdıyor.
Çember çeviriyorum çocuklarla beraber
Elime çember almadan.
Düşüncelerimi nura gark eden güneşe sor,
Bu Nisan rüzgârı da şahadet eder,
Bütün insanları kardeş biliyorum,
Cümlenin sağlığına duacıyım.
Şayet ölürsem,
Helalleşmeye vakit kalmadan,
Hatırdan çıkarmayın beni;
Dünyaya benden selam olsun,
Her nefes alıp verişiniz.

Cahit Sıtkı Tarancı

***

Şimdi gelin bize gidelim. Bir acı kahvemi içerseniz beni mutlu edersiniz. Buyurun…

...

91

Gece 23.05 suları

Tavşan gibi ürkek

ve bıyıklarım titreyerek

Yalnızlığın şarkısını söylüyorum

boş sokaklara.

Beni dinleyen kaldırım taşları.

Arabamın yükü iki kat ağır, hüzünden.

Varsın bende olsun hüzün.

tebessümün eksik olmasın yüzünden.

Bir damla sevinç var yüreğimde

o senden, senin yüzünden.

Sarhoş olamıyorum.

Aydın Göle

22 eylül 2003

***

92

Eğer dünya bir daha kurulursa

İçinde mutlaka sen,

Sevincimde üzüntümde yanımda sen

Mutlu olacak biri varsa o da mutlaka sen

Çınar ağaçları kadar hak ederek olmalısın

Fakat ne müşkülün varsa söylemezsen

Öte dünyada beni tanıma.

Her ahval ve şeraitinde ben olmazsam

Nerde kalır kardeşlik

Aydın Göle

24 eylül 2003

***

93

Hep sevgililer var şarkılarda

Hani dostluk, kardeşlik

Yaşanan sadece iki kişilik

Kardeşliğimizi yıldızlara yazacağım

Yıldızlar kadar çok olmak için.

Görüp gökyüzünde çokluğumuzu

Fısıldaşacaklar birbirleriyle bütün bakireler

Kıskançlıkları efsanemizi yazacak

Efsanelerden kırlangıçlarla gelseler

İnanamazlar gerçekliğimize

Berat gecesi sevgimizin

Beratını istiyorum Allah’tan

Aydın Göle

24 eylül 2003

***

İyi hafta sonları dileğiyle hoşça kalın sevgili okurlar.

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com

Yayın Tarihi: 12.06.2011

ENGELLİLERİN İLÇE SEÇİM KURULUNDAN RİCASI

Pazartesi günü yayınlanan yazımda, ilçe seçim kuruluna, yapılacak seçimlerde engelli ve yaşlıların rahatça oy kullanmaları için önerilerde bulunmuş, kendilerinin bu konuda yardımlarını istemiştim. Okuduysanız hatırlarsınız. Engellinin halinden en iyi engelli anlar diyerek bana destek veren, yazının bir kere daha yayınlanmasını isteyen e-postalar aldım. Bugün anlayışınıza sığınarak, bir kere daha engelli ve yaşlıların sözcülüğünü yapacağım.

***

Önümüzdeki Pazar günü ülkemizde genel seçimler yapılarak halkın iradesine bir kez daha başvurulacak. Madem rejimimize demokrasi rejimi demişiz, demokrasinin şartı olan halkın iradesine başvurmaktan daha doğal ne olabilir? Gerçi demokrasi sadece oy vermekten ibaret değildir. Bu yanıyla yetinmek demokrasiyi eksik tanımak demektir. Demokrasi aynı zamanda karar mekanizmalarına halkın otoriterler kadar etkin biçimde doğrudan katılmasını sağlamaktır. Şimdiki şekliyle demokrasi temsili olmaktan öteye gidemeyecek, tıpkı bugüne kadar olduğu gibi demokrasilerin değil oligarşilerin ve lider/krasilerin doğmasına yol açacaktır.

Öylede olsa sandık sandıktır. En azından içinde yenilenmek için bir ümit barındırır. Halkın oy vermeye gitmesini başka türlü açıklayamayız yoksa.

Halk iradesinin doğru şekilde belirlenmesi için engelli ve engelliler kadar yaşlılarında oy kullanmaları gerekmektedir. Bugüne kadar yapılan seçimlerde üst katlarda bulunan sandıklara erişemeyen engelli ve/veya yaşlı vatandaşlarımızın oylarını kullanabilmeleri için sandık başkanının gözetimiyle oy sandığı aşağı indirilirdi. Bu durum iki taraf için, yani hem engelli ve/veya yaşlı, hemde görevliler için işkenceye dönüşmekteydi. Bir kabinde değil, açıkta, herkesin gözü önünde oy vermek durumunda kalındığından dolayı, kullanılan oya müdahale olmasa bile oyun gizliliği esası ortadan kalkmış oluyordu. Oysa demokraside gizli oy açık sayım vardır. Bunun tersi suçtur. Suça hoşgörü gösterilmemeli, suçun işlenmesini engellemek için uygun ortamlar kurulmalıdır.

Her okulun bir bahçesi bulunmaktadır. Değneklerle yürüyerek veya tekerlekli sandalye, yada akülü araçlarıyla gelecek vatandaşlarımızın rahatça içeri girebilecekleri portatif, zeminden yüksek olmayan mekânlar yapılabilir. Bir veya gerekirse birden fazla oy sandığı, rahatça girilen oy verme kabinleri konularak gizli oy verilmesi sağlanabilir.

Vatandaşlık görevini herkes yerine getirmek ister. Bir engellide, bir yaşlıda bu ülkenin vatandaşıdır. Onlarda kendilerinin böyle görüldüklerinden emindirler fakat, karşı karşıya kaldıkları şartlar ve tavırlar kendilerini üzmektedir. Üzüntülerini dindirmek için ilçe seçim kurullarının bu seçimlerden başlayarak oy verilecek her bölgedeki mekânlarda bir engelli oy verme bölümünüde kurmaları gerekmektedir.

İLÇE SEÇİM KURULUNDAN ENGELLİ VE YAŞLILAR ADINA (bende bir engelli olduğum için özellikle ve ısrarla) BÖYLE BİR KOLAYLIK BEKLİYORUM.

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com

Yayın Tarihi: 10.06.2011


GELECEĞİN GÖRÜNÜMÜ VE SUNUMU

Ak Partinin 8 yıllık iktidarı döneminde Türkiye’nin rolleri değişti mi diye sorulsa ilk cevabım evet demek olurdu. Fakat evet demek her şeyi anlatmaya yetmeyeceği için mutlaka açıklama yapma gereği duyardım. “Önceleri Türkiye kökü ve gücü doğuda olupta yönünü batıya çevirmiş ülkeydi, şimdiyse gücünü batıdan alıp yönünü doğuya çevirmiş ülkedir” derdim. Orta doğu ülkelerinin ülkemizi böyle gördükleri muhakkaktır. Aslına bakarsanız her iki biçimiyle de eksik bir ülke tanımı yapmış olurduk. Olması gereken kendi köklerinden güç alarak yönünü belirlemiş ve çevresindeki ülkeleri gittiği yöne götüren ülke olmaktı. Çünkü biz bu coğrayada yüzyıllarca zorba ve zalimce davranmadan uzak yakın birçok ülkeyi himayemize alıp onlara “büyük ağabey” olmuşuz. O ülkelerin halkı üzerinde yöneticileri istemeseler bile bir etkimiz var. Son uygulamalarımıza verdikleri tepkilerle bunu açıkça belli ediyorlar. Balkanlardan orta doğuya, orta doğudan Kafkaslara kadar, durum aynıdır.

Geçenlerde bu etkiden söz eden bir yazı New York Times gazetesinde yayınlandı. Oradaki saptamalar çok ilginç. O yazıyı olduğu gibi sizlere aktarmak istiyorum.

***

ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times (NYT), Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle vizeleri kaldırarak “Ortadoğu Ticaret Bölgesi”nin oluşumunu teşvik ederek ve popüler kültürünü bölgeye ihraç ederek bölgeyi yeniden bütünleştirmeye çalıştığı” yorumunu yaptı.

New York Times’ın, “Türkiye, Araplar’ı Birleştirmeye Yardımcı Olabilir mi?” başlıklı yorum yazısında, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun görüşlerine de yer verildi. Davutoğlu’nun Türkiye’nin bölgedeki vizyonuyla ilgili olarak tarihin normalleşmesinden söz ettiğini yazan haberde Davutoğlu’nun, “Türkiye’nin hiçbir sınırı doğal değil, neredeyse tümü suni. Elbette bu sınırlara ulus-devletlerin sınırları olarak saygı duymalıyız ama aynı zamanda da doğal devamlılıklar olduğunu anlamalıyız. Bu yüzyıllardır bu şekilde olmuştur” dediğini kaydetti. Gazete, Davutoğlu’nun bölgeye yönelik vizyonunu “bölgedeki tarihi ve doğal çevrenin yeniden yaratılması” olarak tanımladığını da belirtti.

(Bu görüşe bende katılıyorum. Çünkü biz her ülkeden daha çok bu coğrafyayı tanıyoruz. Üstelik bu coğrafyanın halkıyla tarihsel ve duygusal bağımız var. Arapları birleştirmek konusu bu bölünmüşlük içinde öyle kolay değil. Bu ülkeler var olmalarını bölünmüş olmaya borçlu oldukları sürece ülke halklarının birleştirici yanlarının olmasına rağmen birleşeceklerini ummuyorum. Amerika’nın bölgeye demokrasi ihraç masalıyla ülkelerin yönetimleri değişse bile sonucun değişmeyeceğini düşünüyorum. Kaldı ki bir değişim gerçekleşse de, değişim kendi dinamikleriyle olmayacağı için alınan sonuç bizim istediğimiz biçimde olmayacaktır. A.Göle.)

Türk milliyetçiliğinin Türkiye’nin bölgede rol oynamayı hak ettiği anlayışını taşıdığını da yazan gazete, Türkler’in bunu emperyalizm olarak değil, bölgeyle barışçıl bir ortaklık olarak gördüklerini bildirdi.

Haberde “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ekibinden akademisyen Yusuf Yerkel”in “Yaklaşık 100 yıldır suni sınırlar, suni kültürel ve dini sınırlarla birbirimizden ayrıydık, şimdi Ürdün’e, Suriye’ye ve Lübnan’a vizeleri kaldırarak ulusal sınırları kaldırıyoruz. Türkiye 20. yüzyıldan beri uygulamada olan Ortadoğu’da geleneksel politika anlayışına meydan okuyor” şeklindeki görüşüne de yer verildi.

(Ülkemizin uzun yıllar orta doğuda hiçbir olaya taraf ve hiçbir ülkeyle yandaş olmama politikası İngiliz casusu Edward Lawrence’ın Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtıp ayaklanmalarını sağlaması sonrasında Arapların Türk askerini arkadan vurmaları sonucudur. 2. dünya savaşından sonra iyice karmaşık hale gelen orta doğuda yansızlık ülkemizin esenliği için şarttı. Bugün tersini savunarak o politikaları eleştirmek, o günleri bilmemek demektir. A.Göle)

Bölgedeki son gelişmeler kapsamında da Türkiye’nin bütünleşmiş bölge vizyonuna sadık kaldığına işaret eden gazete, “Türkiye, Suriye ve Irak’ı birbirine bağlayan demiryolu hattının geçen yıl yeniden açıldığını, Gaziantep ile Halep arasında hızlı trenin başlayacağını, Kuzey Irak’taki doğal kaynakların Türkiye’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve Türkiye’den Orta Avrupa’ya giden boru hattını besleme açısından stratejik öneme sahip olduğunu ve Türkiye, Suriye, Ürdün ve Lübnan arasında serbest ticaret alanının oluşturulmasına karar verildiğini” yazdı.

(İşte haberin bu bölümü gücümüzü göstermesi bakımından çok önemli. Lider ülke başka türlü olunmaz. Sanayileşme çabalarımız bütün orta doğu ülkelerinden daha eski ve uzak ara ileride olduğu için bizim tecrübelerimiz daha fazla. Buda bizi, kendi içimizde yaşadığımız soruna bağlı bölünme endişeleriyle çelişkili görünsede ayrıcalıklı bir konuma getiriyor. Bundan sonrası gelecek iktidarların tutumuna bağlı. Fakat kim iktidar olursa olsun gelecek bu temel üstünde zorunluluk taşıyorsa bu politikalardan vazgeçemeyecektir.)

Haberde Türk popüler dizilerinin Arapça dublajla Arap ülkelerinde gösterildiğini ve dizilerin yıldızlarının posterlerinin Irak’ta onbinlerce sattığı da belirtildi. Türk iş adamlarının vizelerin kalkmasıyla genel olarak bölgeyle ticaretlerini son derece fazlalaştırdıklarını, hatta Suriye ile iş yapan bazı Türk işadamlarının bu ülkeyle ticaretlerini on kat artırdıklarını söylediklerini de yazan gazete, hafta sonlarında Suriyelilerin Gaziantep’te otelleri doldurduğunu da bildirdi.

***

New York Times gazetesinde yayınlanan yazı bu kadar.

Yerelden küreselliğe nasıl varılır dense Tv dizilerimizi gösterirdim. Yakın çevremizdeki ülkelerde çok izlendikleri haberlerini sıklıkla duyuyoruz. Türk yaşayış kültürünü ihraç etmenin en kolay yolu dizilerimizle sağlanıyor. Dinsel yakınlığımızda bu kültürün kabul edilmesini kolaylaştırıyor. Ticaret anlaşmalarının sonucunda iş adamlarımızda ilişkilerimizi arttıracaktır. Geçenlerde bir arkadaşım Müslüman ülkelerde iş adamları arasında “TUZ” adında bir dayanışma örgütü kurulduğunu, dünyanın hangi ülkesinden olursa olsun Türk ve Arap ülkeleriyle iş yapacak yabancıların bir Müslüman iş adamıyla bu örgütten referans almadan iş yapamayacağını söyledi. Bütün bunlar adım adım ve işin kuralına ugun, öyle bodoslama değil, sessiz sakin ve bilgiyle yapılıyor. Gelecekteki Türkiye’yi şimdiden kurma çalışmaları bunlar.

Politik çekişmeler gündemimizde çok yer tuttuğu için bunları göremiyoruz. Seçim propagandaları seviye bakımından tozu dumana kattı. Bırakın tüm bunları. Seviyesizlik içinizi karartmasın. Ülkemizde iyi şeylerde oluyor. Eksik olan Geleceğin Görünümü ve Sunumu. Umarım bu sunum aşırıya vardırılmadan ve Amerikan politikalarına kurban edilmeden hedefine varır.

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com

Yayın Tarihi: 08.06.2011


ENGELLİLERİN İLÇE SEÇİM KURULUNDAN BEKLENTİLERİ


Önümüzdeki Pazar günü ülkemizde genel seçimler yapılarak halkın iradesine bir kez daha başvurulacak. Madem rejimimize demokrasi rejimi demişiz, demokrasinin şartı olan halkın iradesine başvurmaktan daha doğal ne olabilir? Gerçi demokrasi sadece oy vermekten ibaret değildir. Bu yanıyla yetinmek demokrasiyi eksik tanımak demektir. Demokrasi aynı zamanda karar mekanizmalarına halkın otoriterler kadar etkin biçimde doğrudan katılmasını sağlamaktır. Şimdiki şekliyle demokrasi temsili olmaktan öteye gidemeyecek, tıpkı bugüne kadar olduğu gibi demokrasilerin değil oligarşilerin ve lider/krasilerin doğmasına yol açacaktır.

Öylede olsa sandık sandıktır. En azından içinde yenilenmek için bir ümit barındırır. Halkın oy vermeye gitmesini başka türlü açıklayamayız yoksa.

Halk iradesinin doğru şekilde belirlenmesi için engelli ve engelliler kadar yaşlılarında oy kullanmaları gerekmektedir. Bugüne kadar yapılan seçimlerde üst katlarda bulunan sandıklara erişemeyen engelli ve/veya yaşlı vatandaşlarımızın oylarını kullanabilmeleri için sandık başkanının gözetimiyle oy sandığı aşağı indirilirdi. Bu durum iki taraf için, yani hem engelli ve/veya yaşlı, hemde görevliler için işkenceye dönüşmekteydi. Bir kabinde değil, açıkta, herkesin gözü önünde oy vermek durumunda kalındığından dolayı, kullanılan oya müdahale olmasa bile oyun gizliliği esası ortadan kalkmış oluyordu. Oysa demokraside gizli oy açık sayım vardır. Bunun tersi suçtur. Suça hoşgörü gösterilmemeli, suçun işlenmesini engellemek için uygun ortamlar kurulmalıdır.

Her okulun bir bahçesi bulunmaktadır. Değneklerle yürüyerek veya tekerlekli sandalye, yada akülü araçlarıyla gelecek vatandaşlarımızın rahatça içeri girebilecekleri portatif, zeminden yüksek olmayan mekânlar yapılabilir. Bir veya gerekirse birden fazla oy sandığı, rahatça girilen oy verme kabinleri konularak gizli oy verilmesi sağlanabilir.

Vatandaşlık görevini herkes yerine getirmek ister. Bir engellide, bir yaşlıda bu ülkenin vatandaşıdır. Onlarda kendilerinin böyle görüldüklerinden emindirler fakat, karşı karşıya kaldıkları şartlar ve tavırlar kendilerini üzmektedir. Üzüntülerini dindirmek için ilçe seçim kurullarının bu seçimlerden başlayarak oy verilecek her bölgedeki mekânlarda bir engelli oy verme bölümünüde kurmaları gerekmektedir.

İLÇE SEÇİM KURULUNDAN ENGELLİ VE YAŞLILAR ADINA (bende bir engelli olduğum için özellikle ve ısrarla) BÖYLE BİR KOLAYLIK BEKLİYORUM.

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com


Yayın Tarihi: 06.06.2011

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 83

Merhaba sevgili okurlar. İki haftalık aradan sonra bir tatil gününde şiirlerle gene karşınızdayım. Tatil gününüze renk katacağına inandığım şiirler seçtim bu gün. Şairimiz; sinema filmlerine konu olmuş, bestelere ilham vermiş “FAHRİYE ABLA” şiirinin şairi Ahmet Muhip Dranas. Şairimizin şiirlerini okuyunca, gelenekseli yıkmadan çağdaş olunabileceğini göreceksiniz. Şiirler o kadar bizdendir ki “Fahriye abla” şiirini okurken gözlerimiz eski bir hatırayla yaşarır. Hepimizin bir “Fahriye Ablası” mutlaka vardır. Kendimize bile itiraf edemediğimiz, yüreğimizi yakan ilk aşkımızdır o. Çocuksu duygularla böyle sevdiğimiz kaç kişi vardır ki.. Topu topu üçü beşi geçmez. Ama biri mutlaka “Fahriye Abla”dır.

Şimdi sizi şairimizin şiirleriyle baş başa bırakıyorum.

...

1939

Bin dokuz yüz otuz dokuz:
Karanlıkların içinde
Ölülerle yaşıyoruz.

Puslu havayı

AHMET MUHİP DRANAS

***

BÜYÜK OLSUN

Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun,

Deniz gibi, gökyüzü gibi her şey ve mahzun.

Seviyorsam seni aşk ölümsüzdür gönlümce,

Aşıksam kadınım değil tanrıçasın, ece.

Denizler yolculuğa çağırır durur da beni

Gitmem düşünerek geri döneceğim günü.

Ben büyük rüzgârları severim; büyük olsun

Aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun.

İnsan bir yanınca Kerem misali yanmalı,

Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı.

AHMET MUHİP DRANAS

***

FAHRİYE ABLA

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,

Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.

Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,

Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!

Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen

Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla

Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Eviniz kutu gibi bir küçücük evdi,

Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;

Güneşin batmasına yakın saatlerde

Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.

Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;

Bahçende akasyalar açardı baharla.

Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;

Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.

İçini gıcıklardı bütün erkeklerin

Altın bileziklerle dolu bileziklerin.

Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;

Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.

Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,

En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.

Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,

Hâlâ dağları karlı Erzincan'da mısın?

Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;

Hâtırada kalan şey değişmez zamanla.

Ne vefalı komşumuzdun sen, Fahriye abla!


AHMET MUHİP DRANAS

***

KAR

Kardır yağan üstümüze geceden,

Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,

Ormanın uğultusuyla birlikte

Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte

Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,

Unutulmuş güzel şarkılar için

Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,

Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan

Sesin nerde kaldı? kar içindesin!


Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!

Uyandırmayın beni, uyanamam.

Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,

Allah aşkına, gök, deniz aşkına

Yağsın kar üstümüze buram buram...

Buğulandıkça yüzü her aynanın

Beyaz dokusunda bu saf rüyanın

Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış

Sırf unutmak için, unutmak ey kış!

Büyük yalnızlığını dünyanın.

AHMET MUHİP DRANAS

***

KÖPÜK

Oyun bitti ve her şey yerini buldu.

Akşamla ebedi kızlar anne oldu.

Aynalara bakma, aynalar fenalık;

Denizi, sonsuz olanı düşün artık.

Bir gün beni hatırlayabilirsin ancak,

Güzelsem soyabilirsin çırılçıplak;

Oradayım hep ben, orada, derinde,

Gemilerin ihtiyar köpüklerinde.


AHMET MUHİP DRANAS

***

SERENAD

Yeşil pencerenden bir gül at bana,

Işıklarla dolsun kalbimin içi.

Geldim işte mevsim gibi kapına

Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak

Ben aşkımla bahar getirdim sana;

Tozlu yollarından geçtiğim uzak

İklimden şarkılar getirdim sana.

Şeffaf damlalarla titreyen, ağır

Koncanın altında bükülmüş her sak.

Seninçin dallardan süzülen ıtır,

Seninçin karanfil, yasemin zambak...

Bir kuş sesi gelir dudaklarından;

Gözlerin, gönlümde açan nergisler.

Düşen öpüşlerdir dudaklarından

Mor akasyalarda ürperen seher.

Pencerenden bir gül attığın zaman

Işıkla dolacak kalbimin içi.

Geçiyorum mevsim gibi kapından

Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

AHMET MUHİP DRANAS

***

TESTİ

Dolu bir testiydim ben,

Başaşağı ettiniz beni;

Eh, boşalıverdim derken...

İyi mi ettiniz yani?

Sevgiler vardı içimde

Ezgiler vardı, iyilikler...

Boşaltıverdiniz, hem de

Düşürüp kırmaktan beter.

Hoş, yine bir testiyim ben,

Yine varım ama bomboş.

AHMET MUHİP DRANAS

***

YAŞARKEN

Ağaçların daha bu bahçelerde

Bütün yemişleri dalda sarkıyor;

Umutların mola verdiği yerde

Geceler bir nehir gibi akıyor.

Baksan bir uzaklık var hangi yana,

Hangi eşyaya dönsen boş bir ayna;

Varmak istediğim uzak limana

Gemiler beni almadan kalkıyor.

Gelmedi gün daha, çalmadı saat,

Daha uçurmuyor beni bu kanat;

Sabırsızlanma, ey kapımdaki at!

Güneş daha gözlerimi yakıyor.

AHMET MUHİP DRANAS

***

Haftaya şiirler ve şairlerle gene görüşmek üzere hepinize mutlu hafta sonları diliyorum.

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com

Yayın Tarihi: 05.06.2011


MUHTEŞEM YÜZYIL VE ÇOK EŞLİLİĞE EK YAZI

Muhteşem Yüzyılın kurucuları olan atalarımızın, dedelerimizin mirasını devralan nesiller olarak Türk medeni kanunun hükmüne rağmen gizli çok eşlilik demek olan metres tutmayı, yada doğuda olduğu gibi kuma almayı olağan saydık. Bu iki yüzlülüğümüzden en çok yasal haklardan yararlanamayan çocuklar çekti.

İşe bu konu üstüne kadının biri bir söz söyledi, ortalık karıştı. Önceki yazımı da o sözlere karşılık yazmıştım. Bugün o yazıya ekleme yapmak gereğini duydum. Yoksa o yazı o haliyle eksik kalacaktı.

Çok eşliliği savunan ve bunu kadınlara da tavsiye eden Sibel Üresin’in kadınlara önerdiği dayak yeme sebeplerini ortadan kaldırma tekniklerine ve çok eşliliği gerekli görme gerekçelerine Esra Elönü adlı bir kadın yazar epey içerlemiş olacak ki şöyle cevap veriyor:

“Bir takım adamlar tatmin olacak diye Allah’ın mübarek ayetleri zamparalıklar için uygun gösterilmeye çalışıldı.

Bu adamların mesir macunuyla yıkanmış üreme sistemleri dişiliğin çarkında döndükçe biz helâk olacağız. Asıl helâki biz bekliyoruz. Aklı (…) sinek avlayan bir kadın çıkıp çok eşlilik yasal olsun dediğine göre ikinci üçüncü onuncu açık büfe kadın olmayı da kabul ediyor demektir.

Allah’ın ayetlerinin sadece erkeklere dağıtıldığını düşünen sokak vaazcıları yüzünden kadınlar erkek hamalı oldu çıktı.”

Esra Elönü haksız mı sizce? Önüne gelen olur olmaz her konuda fetva vermeye başladı. Bence çok sakıncalı olan bu durum insanların kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Eskilerin bir sözü vardı; “az bilen doktor candan eder, az bilen hoca dinden” derlerdi. Sokak vaazcıları ne yazık ki kadınlar arasından çok çıkıyor. Bu hanımefendinin (Sibel Üresin) az bilen konumunda olmaması gerektiğini düşünüyorum, çünkü taşıdığı sıfatlar iyi bir eğitim aldığını gösteriyor. Esra Elönü’nin söylediklerini okumaya devam edelim.

“Allah adil olandır Allah mahrum etmeyendir. Allah sizin gişe rekorları kıran kadın avcılığınıza kılıf olacak ayetleri gönderdiğini nasıl düşünürsünüz? Bu mu sizin anlayışınız? Merak edeniniz varsa alın okuyun azizim. İhsan Eliaçık “Bana Dinden Bahset” adlı kitabında yazmış gümbür gümbür! Nur Suresinde 3 ve 4 ayette denmek istenen Razi’nin nakline göre İkrime’den gelen sebebi nüzul bilgilerini katarak yorumlamış

“Ey iman edenler! Sayı sınırı olmadan bir çok eşle ve yetimlerle birlikte yaşadığınız görülüyor. Bundan kaynaklanan sorunlar yaşıyorsunuz. Kendi mallarınız yetmeyince eşlerinizi geçindirmek için yanınızdaki yetimlerin mallarına göz dikiyorsunuz. Üst üste evlenmekten eş üstüne eş ilave etmekten dolayı sıkıntıya giriyor, hem eşleriniz arasında haksızlık yapıyor, hem de yetimlerin mallarını alıp eşlerinizin geçimine harcamaya kalkıyorsunuz.

Eğer hem eşlerinize hem de yetimlere haksızlık etmek istemiyorsanız, eşlerinizin sayısını azaltarak; dörde, üçe, ikiye hatta bire indirerek evlenin. Eğer adaletsizlik yapmak istemiyorsanız böyle üst üste evlenmekten uzak durun! Münasip gördüğünüz, size uygun birisi ile ya da savaşlarda esir aldığınız kadınlardan biriyle evlenin.”

(Kaynak Razi: İkrime)

Esra Elönü’den aktaracaklarım bu kadar. Tereciye tere satmak niyetinde değilim. Konunun uzmanları beni hoş görsünler. Bir iki söz edip konuyu bitireceğim.

2000 yılının başında Sabah gazetesinde kadın olan yazarının adını şimdi hatırlamıyorum, hacimli bir yazı okumuştum. Yazara göre bireyselleşmenin artması sonucu evlilikler giderek sihrini kaybediyor, bu yüzden boşanmalar artıyordu. Yazar buna çare olarak evlilikleri rekabete açma önerisinde bulunmuştu. Nasıl olacaktı bu? Erkeğin kaçamakları hoş görülerek mi? Eşitlikçi anlayışa göre kadında bu yola baş vurarak mı evlilikler kurtulurdu? Bu soruların cevabı rekabet anlayışının içinde vardı zaten. İçini ne ile doldurursanız doldurun. O size kalmış. Bana göre egemen anlayışın reddi her şeyi çözmeyeceği için bu görüşte sonuçta ömürlü olamaz.

Modern söylemin her dediği doğru olmasa bile tek eşliliği savunan modern söylemciler doğruyu söylüyor olabilirler. Bunu duyan bazı kişiler bundan etkilenebilirler. Etkilenerek vardıkları sonuç söylemin yanlışlığını giderir. Önemli olan sonuçtur. Sonuca taç giydirmek akil adamların işidir. Onuda onlara bırakalım.

Aslında Kur’an’n tavsiyesi de tek eşliliktir. Nisa suresi üçüncü ayetine göre “Eşinize eziyet etmemeniz için en az olanı daha makbûldür.” Peygamberimiz gençliğinin en hızlı yıllarında 40 yaşına kadar tek eşli kalmış. Kızı Hz. Fatıma ile evliyken üzerine başka bir kadınla daha evlenmek istemesi üzerine peygamberimiz Hz. Ali’yi azarladı. Hz. Ali’ye verdiği cevaptan kızlarıyla everirken Hz. Osman’dan da böyle bir söz aldığını dolaylı olarak anlatmasına rağmen bu anlaşılıyor. Peki, Peygamberimizde mi modern akıldan etkilendi?

Hayır, işin aslı bu... Diğeri ruhsat.

Yazıyı bitirirken bir önceki yazıda dediğimi gene diyeceğim. Çok eşli olmak isteyene yasal yol açık olmalı ama evlilikten doğan hakları da içermeli. Böyle olursa uçkuru bozuk erkekler mallarına ortaklar artacak düşüncesiyle çok eşlilikten kaçarlar. Çünkü insanları ne yasak ne günah engelleyemiyor. Paranın gücü galiba her şeyden daha baskın.


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com

Yayın Tarihi: 03.06.2011


MUHTEŞEM YÜZYIL VE ÇOK EŞLİLİK

Başrollerini; Kanuni Sultan Süleyman rolüyle Halit Ergenç’in, Hürrem Sultan rolüyle Meryem Sarah Uzerli’nin, İbrahim Paşa rolüyle Okan Yalabık’ın, Valide Sultan rolüyle Nebahat Çehre’nin, Hatice Sultan rolüyle Selma Ergeç’in ve Mahidevran rolüyle Nur Aysan’ın paylaştığı dizi “Muhteşem Yüzyıl” son dönemde seyrettiğim en gösterişli televizyon dizisi. Oldukça ilgi gören dizide cariyelikten sultanlığa geçen bir kadının aşk ve iktidar mücadelesinde çevirdiği entrikaları kadar saray içi haremiyle de erkek izleyicilerin dikkatini çektiğini düşünüyorum. Giderek harem kurma sevdalısı erkeklerde artıyor farkında mısınız? Bu sadece diziyle olacak bir şey değil tabii. Ama diziyi seyreden erkek izleyici Kanuni Sultan Süleyman’ın haremi gibi bir hareme sahip olmak istiyor. Bunu Sibel Üresin adlı bir yaşam koçuda yaptığı konuşmalarla kışkırttı.

Mayıs 2010 tarihinde Baykal’ın kaset skandalının patladığı sırada bu konuya değinerek şunları yazmıştım:

“Bu ülke çok yakın zamana kadar asırlarca süren çok eşliliği yaşadı. Dini geleneklerde bununla örtüşünce erkek için gün doğmuştu. Medeni kanuna göre tek eşlilik mecburiyetine rağmen nikâhsız ikinci eşi olan o kadar çok ki.. eskiden bu durum çok normal karşılanırdı. Bunun doğudaki karşılığı kumadır. Kuma geleneği nikâhlı eşin razı olduğu bir gelenekti. Gelişmiş kentlerde bu pek razı olunan bir şey değildir.

Allah canlıların erkek türüne hercailik vermiş. Erkek, dölleme güdüsüyle yüklü olduğu için çok eşliliğe yatkındır. Dişi ise neslin devamında gerekli olan soyu korumak için tek eşliliğe.. Bu çelişki evlilikte iki cins arasında çekişme sebebidir. İşte bu çekişme ahlâki değerlerin, modern devlette de kadın ve ailenin korunmasını amaçlayan kanunların çıkmasına sebep olmuştur. Bütün bunlara rağmen bir zamanlar rahmetli Özal’ın dediği gibi; “anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” denilerek evlilik dışı ilişkiler sürmektedir.

Yaşananlar toplumun iki yüzlülüğüdür.”

İşte bu noktada Sibel Üresin’in söyledikleri önem kazanıyor. Ama önce Sibel Üresin kimdir, onu görelim.

“1976 İstanbul doğumlu Sibel Üresin Yaşam Koçluğu ve Aile Danışmanlığı konularında uluslararası sertifikalara sahip ve Davranış Bilimleri dalında Yüksek Lisans mezunu bir hatun kişi. Fatih Belediyesi, Ümraniye Belediyesi, Şile Belediyesi, Bahçelievler Belediyesi, Eyüp Belediyesi, Arnavutköy Belediyesi, Kocaeli Belediyesi, Bursa Emniyet Müdürlüğü, İSKİ, Sıcak Yuva Vakfı, Mavi Haliç Derneği, İSEGEV Vakfı gibi kurumlarda eğitim ve seminerler veren Sibel Üresin, Hilal TV’de ‘Burda Hayat Var’ isimli bir programı hazırlayıp sunuyor.”

Bize böyle tanıtılan danışman Sibel Üresin çok eşliliğin dinde yer aldığını savunup, bunun yasal olmasını istiyor. Üresin, çok eşin kızların evde kalma sorunlarını ortadan kaldıracağını öne sürüyor. Şimdide Sibel Üresin’in, söylediklerini görelim.

“Erkek, bir başkasıyla imam nikâhı yapacağı zaman karısından izin almak zorunda değil. Ancak 2., 3. ve 4. eşler suiistimal ediliyor. ‘Boş ol’ denince kadın ortada kalıyor. Bu nedenle çok eşlilik yasallaşmalı. Yasanın çıkması demek, erkeğin malvarlığına ortak gelmesi demek. Çok eşlilik dinimizde var. Herkes yapamaz ama yapana ‘Niye yaptın?’ diyemezsiniz, şirke girer. Kuran’da var.

Zengin, kariyerli, parası olan ve cinsel gücü fazla olan erkek çok eşliliği seçebiliyor. Hiçbir kadın fakir bir adamın ikinci karısı olmaz. Erkek daha cilveli, daha çok gülen, cinsel anlamda kendisini mutlu eden kadına koşuyor. Erkek olsam, çok eşli olurdum.

Çok eşlilikte asıl ağır fatura erkeğe çıkıyor. Madden ve manen zarara uğruyor. Açıkça çok eşli olduğunu itiraf edenleri alkışlıyor ve kutluyorum.

Çok eşlilik toplumdaki çarpık ilişkileri ve kızların evde kalma sorunlarını ortadan kalkması noktasında da (noktasında demek moda oldu, aslında konusunda demek gerekirdi. Bu, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın dilimize yerleştirdiği bir yanlıştır) ciddi rol oynayacaktır.

Dayak ve aldatma bana göre boşanma sebebi değil. Türkiye’deki kadınların yüzde 80’i dilinden dayak yiyor. Yatak odasında mutlu olmayan kadın, her durumda problemlidir.

Muhafazakâr kesimde kadın evde daha süslü, daha şık. Aileden mutluluğun sağlanmasının bazı şartları var. Kadın kocasına itaat etmeli. Erkek de karısına Allah’ın emaneti olarak davranmalı.”

Devamında da yasak ilişkiler konusunda şunları söylüyor:

“O kadar çok annesi babası olmayan çocuk var ki orta da, bunun bence daha ahlâki bir zemine oturtulması lazım”

Oransal olarak belki göze çarpacak oranda değilse de doğacak çocuğun mutsuzluğuna neden olacak her türlü ilişkiyi yanlış bulurum. Hele evli ve çocuklu bir erkeğin mutluluğu dışarıda araması zengin bile olsa evinin rızkını ele yedirmek olarak görürüm. Bütün bunlara rağmen padişah ve devletin ileri gelen atalarından (bir dönemin çapkın başbakanı ve dışişleri bakanı da dahil) harem geleneğini devralmış olan bu toplumun ikiyüzlülüğünün bitmesi için bir uygulama getirmek bence şart. Eskiyi dirilteceği için (o eskinin içinde hülle gibi bir hilede, İran’da olduğu gibi muta nikâhı da -ki bence dine sokulmuş bir çeşit “resmi fuhuş” demek olan haftalık, aylık, hatta saatlik nikâh - var) karşı olmama rağmen evlilikle gelecek ekonomik yaptırımlar nedeniyle erkeğin özgürlüğünü hoyratça kullanmasına engel olacağını düşündüğüm için çok eşliliğe izin verilmesini savunuyorum. Muhteşem Yüzyılın torunları için bugün zenginlik zor paylaşılır şeydir çünkü.

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com

Yayın Tarihi: 01.06.2011