28 Ocak 2012 Cumartesi

EMEKLİ VEKİL MAAŞLARI VE TOPLUMSAL TEPKİLER 2

Emekli milletvekili aylıklarına yapılan zam, yılın ilk altı ayı için emekli vatandaşlara yapılan zamdan oransal olarak çok farklı olunca büyük tepki gördü. Bir önceki yazımızda facebook yoluyla bana ulaşan bu tepkileri vermiştim. Bugünde o tepkilere yer veriyorum.

***

*İsmail A: Bence işçiler mezarda emekli olacak derim. Bir gecede kendilerine kanun çıkartıyorlar, işçileri düşünen yok.
*Ayten C: Bir millet vekili danışmanına yapılan zam %125 şu an asgari ücrete gelecek zam ise %5 ve Türkiye’deki 2000 tl altı fakirlik, 1200 tl altı açlık sınırı. Nasıl bir zihniyete sahibiz nasıl bir haktır bu....
*Aşkın O: ‎60 yaşından sonra verecek olduğunuz para ile (...) silin. (...) memlekette adam mı var oy atılacak. Her gelen gideni aratıyor.
*Halil İbrahim B: Sevgili Burak (...) kardeşim seni Haydar Dümen’e aktaracağım şimdi.. sen onunla dertleş.
*Mustafa Bahadır B: Allah şüphesiz her şeyden haberdardır. Hak hukuk ortada. Hak ediyorlarsa eyvallah. Ama asgari ücrete %5 zam. Ve açlık sınırı 1200 lira olan bir ülkede yaşıyorken vekil emeklisine %60 zam. Yazıklar olsun.
*Nuray S: Biz o parayı (yani verilmek istenen emekli vekil maaşını) bir senede alıyoruz.  Hey, uyan TÜRKİYE.
*Tuncer B: Bu milletle neleri paylaşıp, neler öğrenmedik, öğretmedik ki.. Ama ne oldu? Koskoca bir hiç.. Onlar yine alacağını alıyor. Bizler ise yine çekeceğimizi çekiyoruz.. Zenginin Parası Züğürdün Çenesini Yorarmış.. Paylaşalım Bakalım..
*Kemal Vatansever: Allah İnsanları İnsanların adaletinden korusun.
*Merdi Meydan K: ‎60 yaşına kadar niye bekleyesin milletvekili ol gelsin paralar nede olsa bizler eşek gibi çalışıp onlara bakıyoruz.
*Savaş Genç: Van’dakiler soğuktan ölsün, onlar gece tarifesi yapsın ve kendi maaşlarına %100 zam yapsın, emekçiler işçiler %10. Onlar 2 yılda emekli, biz 30 yıl sonra, onlar karnı tok üstü örtük acaba şu ülkedeki gariban evine et girmeyen kardeşlerimiz ve aileleri ne zaman sofralarında et görecekler?
*Mehmet Ali D: Bunlar bedelli askerlik diye bir şey tutturarak askerlik konusunda da zengin fakir ayrımı yaptılar.
*Ender Ersin Ç: Asıl saçmalık bizim paramızla bizlere zulüm yapıyorlar. Merak ettiğim şey bunlar Müslüman da bizler neyiz?
*Yüksel K: ‎60 yaşı çok bekleriz senin benim vekiller 2 yılda emekli. Aslında ahlâksızlığı biz kendimize yapıyoruz.
*Necdet T: ŞİDETLE KINIYORUM
*Ercüment Y: Halil İbrahim B, hükümetten yana senin tuzun kuru galiba..??  Millet acından ölüyooo???  Sen hikâye anlatıyorsun..!!!
*Aydemir K: Bunlardan da bu beklenirdi.
*Kerim K: Arkadaşlar kusura bakmayın ben önce bir CHP seçmeniyim, demek ki AKP hükümeti bu ülkeyi o kadar güzel yönetiyormuş ki her 4 oydan 3 tanesini alıyorsa başka söze ne hacet. GÜLERİZ AGLANACAK HALİMİZE.
*Garip G: Adaletin sembolü elin de terazi olan gözü kapalı bir kadındır. Maalesef Türkiye’de en fazla tecavüze bu adalet isimli kadın uğramıştır. Adaletin suçu ne?
*Zafer Alpay: Bizler zamanında karşı çıksaydık bu emeklilik yasası böyle olmazdı. Koyun gibi sustuk. Zamanında herkesi 30, 35 yaşında emekli yapmışlar günahını biz çekiyoruz. Kendileri neden 25 sende emekli olmuyorlar .
*Alparslan Şadi A: (...!!...) yaaa olmaz, böyle milletin alın teriyle hıh deyip bala düşmek. Yav hemde bu çağda, artık uyumuyor. O Anadolu çocuklarını uyutamayacak o kötü girişimci vekiller.
*Alime Ü: Yazıklar olsun diyorum başkada bir şey demiyorum bu yasayı çıkarana. Türk halkını kandırmak kolay nasılsa.
*Muratcan E: asılsız bir haber değil ama hakettik biz bunları. Daha çok zam yapsın kendi maaşına benzine ekmeğe vs.. ekmeğin tuzu azaltılıp kepeği alınmamış undan yapılacağını söylediklerinde sağlığımızı düşünüyorlar sanmıştık. Gramajından100 gram alınınca anlaşıldı ki ekmeğe çaktırmadan zam yapmışlar. % 45 hemde.  HA-KET-TİK eğer %50 oy alıyorsa bunlar hak ettik.
*Mercan T: Halil İbrahim bu dünyaya insan olarak gelmişsin ama ADAM OLAMAMIŞSIN.
*Aynur G: Staj dönemindeki 2 yıllık primlerin silinmesi, bunu geçtim işe başlama tarihi olarak o yılların sayılmaması gibi bir azizliğe uğrayan biri olarak bunu hiçte adil bulmuyorum.
*Fatos K: Böyle saçmalık ve böyle kanun hangi ülkede var gerçekten merak ediyorum.
Serkan A: yaa alsın doysunlar da yetimin hakkına göz dikmesinler. Doysunlar ki, milli servetlerimizi elâleme satmasınlar.
*Tuğrul S: Biz böyle gideriz bari maaşlarını 20 bin tl yapsınlar da durmadan tartışmayalım onları. Hepsi (...) para için gelmişler, bir dahaki secim %75 alırlar.
*Salim M: Bunlar ülkeyi düşünmüyorlar. SADECE KENDİ MENFAATLERİNİ DÜŞÜNÜYORLAR.
*Ezgi Esin D: Bu nedir yaa kafaları mı güzel bunların. Bu kadar ipi ellerine verirsek olacağı bu.
*İlkin K: Fazla felan değil.
*Eylem M: Mezarda emeklilik, insana değer yok be.
*İsmail O: Yaaa be kardeşim mademki bağırıp çağıracaksınız, niye seçiyorsunuz? Balı tutan tabii ki yutacak. sende tabii ki ağzın açık aklın kaçık bakacaksın arkadaş, mecbursun.
*Ali Haydar Y: yazıklar olsun.
*Sinan M: Allah fırsat verdi yaa... Tanrı yardımcımız olacak mı? Ekmek bulup karnımızı doyuruyoruz yaa yeter.!
*Asil Renault: oy vermemekten başka alternatifiniz yok. Ne demokrasisi bunların hepsi düzen partisi yazıklar olsun insanların haklarını yiyen yöneticilere..
*Gökhan T: Bu iyi günümüz! 2023e kadar kalmaya niyetleri var. Halk Partisi; halkın partisi olamadığı için bertaraf oluyoruz..
*Mustafa Y: emekli olmayan bu AKP’ye oy verenler düşünsün bu millete müstahak, az bile.

***
Okuduklarınızla gördüğünüz gibi halkın tepkisi böyleydi. Gelişmiş ülkelerde böyle bir durumda vekiller kamuoyu baskısından çekinir ve rahat hareket edemezdi. Çünkü orda yurttaşlık bilinci var. Her birey hak ve ödevlerini biliyor. Vekillerin veya yöneticilerin karşısında halkımızın söz söyleyememesinin nedeni, nerdeyse 100 yıllık olan cumhuriyete rağmen yurttaşlık bilincine yeterince varamamış olmasıdır. Seçilenler veya bürokratlar kendilerini her zaman halktan büyük görmüşlerdir ve bugünde görüyorlar. Bunun başka türlü açıklaması kanımca yok!  

Sevgili kardeşim Coşkun Göle çizdiği karikatürüyle vefat etmiş vekil maaşlarının mirasçıları tarafından alınmasını hicvetmiş. 

BİTTİ

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Yayın Tarihi: 11.01.2012

9 Ocak 2012 Pazartesi

EMEKLİ VEKİL MAAŞLARI VE TOPLUMSAL TEPKİLER 1

Emekli milletvekili aylıklarına yapılan zam, yılın ilk altı ayı için emekli vatandaşlara yapılan zamdan oransal olarak çok farklı olunca büyük tepki gördü. Bu tepki Cumhurbaşkanımızın yasayı bir daha görüşülmesi için TBMM’ye yollaması, bir vicdani isyanın eseridir. Vekilin asıldan daha fazla zam aldığı nerde görülmüştü? Asıla yapılan aylık zam miktarının bir günlük miktarı 65 kuruşa yakın, simitse 75 kuruş. Bir simit bile alınamayan zam açıklanabilir şey değil. Üstelik o vekil 2 yıl milletin vekilliğini yaparak emekli olabiliyordu. Bu ülke Yağma Hasan’ın böreği miydi? İktidarlar içinde giden gelen arasında da bir fark yoktu. Bir gün iktidarda olan “X” partinin yaptığını, bir başka gün “Y” partisi iktidar olunca yapıyordu..

İktidar olan parti veya guruplar iktidarları uzadıkça halktan uzaklaşırlar. Kendileri bunun farkına pek varmazlar. Hatta farkına varanları kendilerini değil halkı suçlama yolunu seçerler. Onlara göre halk nankördür. Kendilerinin çektikleri çileye rağmen anlaşılamamış olmalarından dolayı halka küserler. Emekli yada halen milletvekilliği devam edenlere yapılan zamlar bunun işaretidir.

Milletvekili emeklisine öngörülen zam miktarını TBMM Başkanı Cemil Çiçek haklı buldu. Gerekçe olarak düğün, nişan v.b toplumsal etkinliklere katıldıklarında takı takmaları, yada gelen misafirleri kendi ceplerinden ağırlamaları nedeniyle aldıkları maaşın yetmediğini gösterdi.   

Halkın tepkisini facebookla bana gelen iletiler yoluyla edindim. Kişilerin adlarını olduğu gibi, soyadlarının ilk harfini vererek size aktarıyorum. Halkın bu konuya isyanını aşağıdaki satırlarda göreceksiniz. Söyledikleri şey öyle yenir yutulur şey değil. Fakat vekilleri savunanları da var.

*Atilla K: Bence gayet normal, adaletsizlik yok
*Gülşen T: Burası Türkiye, her şey olur. Birde Müslüman bir ülke, kim sorarsa. Yazık!
*Hafize K: Nasıl normal ya, buz gibi haksızlık. 30 yaşında da sigortan dolsa yinede emekli olmak için yaşını beklersin, onlar iki sene vekillik yaptıktan sonra emekli oluyorlar, büyük haksızlık bu.
*Sinan D: Ne utanmazlık bu böyle.
*Süleyman Ö: Bunlara yakışır. Tüyü bitmemiş yetim hakkı diyordu vatandaşa, kendine gelince hak oldu. Hakkı mı? Hakkı mı dediniz, Onu da değirmende unuttular.
*Tolga A: Biride çıkıp açıklama yapmıyor ki..
*Mine B: Daha ne bekliyorsunuz. Seçim geldi mi nasıl gidip oy veriyorsanız olacakları da kabulleneceksiniz arkadaşlar.
*Sirac A: Yazık hem de çok yazık..
*Halil İbrahim B: Sana ne kardeşim. Adam halkın oyunu almış. Adam ol milletvekili seçil, sende emekli ol.
*Erkan Çarık: Halil İbrahim B. kardeş sen bu durumdan pek memnun gibisin, hayırdır?
*Halil İbrahim B: Başbakanımızın bastığı yer olabilir misin acaba Onur bey? Sen evlensen bir kadını yönetemezsin adam dünyayı yönetiyor.
*Selçuk T: Bir gün her şey tersine döner. Ne demişler; “güvenme servetine bir kıvılcım yeter, güvenme güzelliğine bir sivilce yeter.”
*Halil İbrahim B: Düne kadar ülke krizdeydi, biraz Allah’a şükredin. Avrupa’da halk isyanda. Görün görün.
*Selçuk T: Ya Mine abla doğru soyluyorsun.
*Halil İbrahim B: Ha pardon siz yeni nesil aydın gençlersiniz.
*Selçuk T: Herkes bu iktidardan şikayetçi ama ülkenin yüzde ellisinin oyunu aldı.
*Erhan Altınbaş A: Allah  hepsini bildiği gibi yapsın.
*Halil İbrahim B: Kardeş adamın annesi zaten yeterdi. Tenzile annemiz. Muhteşem bir evlât yetiştirmiş. Mevlâyı seven kalpler bilir bu gerçekleri.
*Selçuk T: Aslında beddua okumak iyi değil sadece üzerimize düşeni yapmak lâzım.
*Gönül E: Bunlara oy verenler görün, sizin yanınızda yaşlarda yandı. Size göre hava hoş makarnanız, kömürünüz veriliyor tabi.
*Selçuk T: Vallahi doğru konuşuyorsun Gönül.
*Şahin U: Okuyup adam oluyorlar. Bence ortada hiç bir haksızlık yok kimse kafasını da yormasın hak eden karşılığını alır.
*Asil Y: Hak edişler bu kadar bu kadar kolay mı?
*Burak K: Şahsi menfaati olmayan kimse oy vermiyor. Verenlerde ben vermedim diyor. Kime sorsanız vermemiş ama ne iş ise ülkenin yarısı bu partiye oy verdi. Başbakanın “sayın abdu... öcal...” demesini de vatanseverlik Müslümanlık olarak görenler var bu ülkede. (...) bana biri çıkıp anlatsın ... imanın dinin neresinde yazıyor gücünüzün yettiğine basın tokadı def edin gitsin. Ama taksim meydanında Atatürk heykelinin boynuna sözde kürd...stan bayrağı asanlara koruma gönderenler, polis çemberine alanlar, dağdan inen teröristlerin ayağına savcı gönderip tutuksuz yargılanmalarını sağlayanlara ne demeli?
*Burak Koç: iş sözü verenler ÖSS sınavında hakkımız yeniyor diye protesdo edenleri 22.5 yılla yargılarken sizin inandığınız adalet nerdeydi acaba? Ben Van Erciş’liyim. Depremde 13 akrabamı kaybettim, evlerimiz yıkıldı, bize iş vaadinde bulunanların verdikleri işden 8 gün sora çıkarıldığımı bilen var mı? Tüm depremzedelerin borçları süresiz ertelenecek diyenlerin ardından olan borçlarımızın icra yoluyla tahsil edilmeye çalışıldığını kaçınız biliyorsunuz? Yol yapmakla Davos’ta “van minut” demekle olmuyor. Kiriz sadece doların düşmesi enflasyonun çıkmasıyla da olmuyor. ABD bir Müslüman devlet olan İran’ı vuracağını söylerken başbakan, rahat vursun diye Malatya’ya füze kalkanı kurarken nerdeydi Müslüman kardeşliği felsefeniz?

DEVAM EDECEK

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com


Yayın Tarihi: 09.01.2012

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 106

Sunucu, televizyoncu, şair ve tiyatrocu 1963 İstanbul doğumlu İbrahim Sadri Eren’i tanımayan kaldı mı acaba? Şiiri pop müzik gibi bir kalıba sokan, nerdeyse herkesin öyle şiir yazmasına ve herkesçe kendisinin okuduğu gibi şiir okumasına neden olan adamdan söz ediyorum. İlk ve orta öğrenimini İstanbul Kasımpaşa’da tamamlayan ve kendini şair olarak görmeyen şairimizin şiiri tekrar sevdirdiğini, şiir dinletileri verdiğini herkes bilir. İstanbul Üniversitesi işletme Fakültesi’nde okuduktan sonra, yedi yıl tiyatroyla uğraştı. Turnelere çıkarak, Anadolu’yu yakından tanıma imkânı buldu. Çeşitli gazete ve dergilerde yazı ve şiirleri yayımlandı. Bir eleştirmen şairimiz hakkında “İbrahim Sadri’nin şiirlerinin belli bir dönemin ruh yapısını yansıttığı belirtiliyor. Şiirlerinde, Türkiye’de 60’lı yıllarda doğan ve 70’li, 80’li yılların kargaşa ile sükun arasında aykırı yaşam biçimlerini idrak eden gençlerin bakış açılarını, yaşadıklarını ve geçirdikleri süreçleri ifade ediyor. İbrahim Sadri bu dönemin kuşağına ve yaşadıklarına tanıklık etmek istediğini sık sık belirtmiştir” satırlarını yazmıştı.
Bu gün sayfamda onun şiirlerini bulacaksınız.

...

ADAM GİBİ

Ben seni hiç sevmedim ki
Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Birde yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip,
Gözlerinde tutulan.
Ben seni hiç sevmedim ki
Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim Temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin yağan yağmur gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisan’a hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
Düştüğün zaman kanayan yaralarını
Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın, acımasızlığında ahın
Ağlayan yüzünde İsa'nın
Ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla nar’ın
İncenin, zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne
Tutunduğum umudun üstüne
Korkunun üstüne
Hep senin üstüne, hep senin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki
Gittiğin zaman gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevdim
Korkuyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken, seni götüren trenin arkasından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim
Seni içimde öldürdüğüm zaman
Ben seni hiç sevmedim ki
Durgun akşamlarda söylenen şarkı neyse
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Birde yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip,
Gözlerinde tutulan.
Düştüğün zaman kanayan yaralarını
Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
Ben  sevdim mi adam gibi severim

İBRAHİM SADRİ

***

ADIN BATSIN

yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile
yaktın beni küle döndüm dumana döndüm
nasıl edem nere gidem dertli baş ile
bilemedim teli kırık kemana döndüm

canım aldın, can evimden vurdun ya sende
küstüm sana, faydası yok, geri dönsen de
sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
sen de vicdansız çıktın adın batsın

zaman ola devran döne sen de çekesin
yitiresin umudunu heder olasın
aşka düşe kahrolasın candan bıkasın
ömrün boyu bir kez olsun gülmeyesin

sen ki beni rezil ettin yedi cihanda
yalan oldum talan oldum senin sayende
sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
sen de vicdansız çıktın adın batsın

beni özleyince bir nehir yatağını bulsun
kor düşsün dağlarına, ceylanlar suya insin
sesime bakıpta ağlıyorum sanma
seni özleyince böyle olsun birazda

ayrılıversin yaprak dalından
insan sevdiğinden ayrılıversin
kan damarımdan can pazarından
adam baharından ayrılıversin

dağda dört mevsim erimeyen kar varya
yokluğum öyle erimesin
sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
sen de vicdansız çıktın adın batsın

İBRAHİM SADRİ

***

ALDIRMA REİS

Sen içerdeyken ben
Sinemalara gittim
Bütün filmlerini seyrettim
O sevdiğimiz artistin
Sen içerdeyken ben
Vita kutularında çiçek yetiştirdim
Sokakta top oynadım çocuklarla
Ayakkabılarımı eskittim
Güneşe karşı durdum sabahları
Geceleri bir başıma yıldızları bekledim
Annenin gönlüne su serptim
Aldırma dedim aldırma
Bir şarkı söyle bir dilek tut herkes için
Bir ada rüzgarı gibi
Sürtünerek geç hayata
Bir sarmaşık gibi tutun
Ve değer ver hatıralara
Aldırma dedim
Sen annesin, aldırma
Sen içerdeyken ben
Kiramı ödedim pijamalarımı giydim
Haber bültenlerini izledim
Gazetelerden kupon kestim
Sen içerdeyken ben
Sigara içtim, öksürdüm
Otobüse bindim
Fotoğraflarımıza baktım
Acıyan yanlarımı körelttim
Deniz kıyısında yürüdüm
Manavdan soğan aldım
Yeni çıkan şarkıları dinledim
Kafeste beslediğimiz kuşu saldım
Islık çaldım
Sen içerdeyken ben
Hep uyandım, sayıkladım
Kanadım boyuna
Takvimlur aldım
Her gün bir yaprağını kopardım
Deli ayrılığın
Sen içerdeyken ben
Gömleğimi ütüledim
Sobada elimi yaktım
Bir şiir yazdım
Bir hercai menekşe aldım çiçekçiden
Hani o alnına kader değmiş
Hani o dudaklarına deniz tuzu dokunmuş
Hani o erken vurulmuş
Gençliğimiz gibi dağıldım
Sen içerdeyken ben
Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne
Sen içerdeyken ben
Kapı kapattım, pencere açtım
Mutfakta oyalandım
Kanepede yattım
Hatta bir yolluk aldım odaya
Çok ta kulak asmadım
Çokta koymadı bu bana
Alt tarafı içerdeydin
Alt tarafı bir yanımı alıp götürmüştün
Bir yanımı
Yani adamlığımı
Yani gözlerimin ferini
Yani canımı
Alt tarafı şarkılar ölecekti
Alt tarafı kanayacaktı kalbim
İşte sensiz
İşte nefessiz
İşte kimsesiz bir sesti alt tarafı
Her tarafım
Yıldızlar yine oradaydı oysa
Yazdıklarım
Gözden kaçan o defter yapraklarında
Boşver yüzyirmisekiz
Hayat bir gemi
Yürüt onu göreyim seni
Boşver yüzyirmisekiz ha...
Boşveriyor ya
Aldırma reis
Reis aldırmıyor ya
Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne
Sen içerdeyken ben
Vitrinlerin önünden geçtim
Minibüs duraklarında bekledim
Simitçilerle yarenlik ettim
Üstüme bir ceket aldım
El tezgâhlarında kitaplara baktım
Sen içerdeyken ben
Hiç oturup ağlamadım
Hiç karartmadım umudu
Hiç bulandırmadım onuru
Öyle dimdik durdum ortada
İşte burada ulan işte burada
Böyle burada
Hiç yıkılmadan
Hiç utanmadan
Ve hiç unutmadan
Sen içerdeyken ben
Gülen resmimi yaptırdım
Sokaktaki ressama
Her zaman yaptığım gibi
Buzdolabını ayağımla kapadım
Parkların banklarına adını kazıdım
Adını kazıdım duvarlara
Adını, adımın yanına yazdım
Hiç unutmadım, utanmadım
Korkmadım

İBRAHİM SADRİ

***

ALİ MUNZUR

Açıldı ömrümün haritası
Bir omzu düşük ağır delikanlı
Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı
Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası
Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı

Benim ömrümde, bir kırlangıç ağıdı vardır bildiğim
Benim ömrümde, tel örgüler kuşluk ayazında
Kör karanlık yağlı kurşun
Birde yanık türküsü anamın
Her biri bir başka seherinde güz dönümümün
Vurup gitmiştir sessizce oğulları
Şu gurbet denen şu belalı buğ yılanı, şu bilinmez sefere

Benim ömrümde, bir ırmak vardır
Durup önünde taş yüzdürdüğümüz ak köpüklerinde
Sesine sesimizi kattığımız
Ve anamızın patiskadan biçtiği uzun donlarımızla
Bir turna balığına gençliğimizi sattığımız
Aylandığımız,
adamdan sayılıp delikanlı halaylarına karıştığımız
Yıldızların altında, dam bacalarında aşık attığımız

Benim ömrümde, yarı çıplak popil delikanlısı ortalığın
yağmurların sevdalısı ve parlayan yusuftutan kuşları
Benim ömrümde, mor menekşe
Yediveren gülleri ve böğürtlen
Birde sen!
İçime işleyen ah sen!
Ondokuz yaşımın
Ve ırmağımın
Ve toprağımın hakkına birde sen! ..
Bulutlarıma kına yaktığım sebebin
Namerd olayım sevmedim hiç kimseyi böyle bu kadar! ..
Ya da sevemedim
Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı
Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası

Bu da bir gurbettir yıkar adamı içine
Bu da bir rivayettir, on iki yıl bilmem kaç bin gece
Bir türkü sesinde..
Dumanlı dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var?
Seher vakti bu yerlerde kimler ağlamış?
Çimenler üstünde gözyaşları var..
Benim ömrümde..

Şimdi vur, vur içine onca talanı
Onca sevdayı vur, vur Ali Munzur
Bu sol yandaki hicran yarası öyle çok ki..
Benim ömrümde çiçeğin bozamadığı
Karanlığın düşemediği yüzüm
Bana mahsus kor ayazda üşüdüğüm
Hercanın yeşili, Cemilin üzüm gözlü güzeli
Ve hüzün yaprağını dökende dut ağacın
Kalbime bir gül dikeni, fikrime sevda batanda.
Kemahın istasyonuna doğu expresi demir atanda
Murat suyu Fırata karışır üç gün üç gece kan akanda
Ben belki bin gece sayanda gurbet akşamlarında yıldızları
Emanetime iyi bakasın köylü kızı
O elinde tuttuğun kanayan şey Ali Munzurun kalbinin yarası

Benim ömrümde, yarı çıplak popil delikanlısı ortalığın
Yağmurların sevdalısı
Ve parlayan yusuftutan kuşları
Benim ömrümde, mor menekşe
Yediveren gülleri ve böğürtlen
Birde sen!
İçime işleyen ah sen!
Ondokuz yaşımın ve ırmağımın ve toprağımın hakkına
Birde sen!
Bulutlarıma kına yaktığım sebebin
Namerd olayım sevmedim, hiç kimseyi böyle bu kadar
Ya da sevemedim.
Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı
Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası
Açıldı ömrümün haritası..

İBRAHİM SADRİ

***

Bu haftada yazımızın sonuna geldik sevgili okurlar. Gelecek hafta gene şiirlerle buluşmak üzere dilinizden şiir, kulağınızdan müzik eksik olmasın. Hepinize bol bol dinlenebileceğiniz bir hafta sonu tatili dilerim. Hoşça kalın!


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com


 Yayın Tarihi: 08.01.2012


TÜRKLERE KISMET OLAN ÖLÜMLER 2

Bu yazının ilk bölümüne başlarken ne demiştik? “Bu dünyada kimse kalıcı değil. Bir süre yaşadıktan sonra süngüyü düşürüp, tası tarağı toplayıp ve sancağı gönderden çekip bu dünyadan gideceğiz elbette. Bu dünyaya kazık kakmaya gelmedik. Bir aile büyüğümüz ‘Allah ölümünde hayırlısını versin’ derdi” demiştik. Ölümler bizim irademizin dışında bir olaydır. Ölüm meleğinin nerde, nasıl kapımızı çalacağı belli değildir. Önemli olan korkutmadan ve acı çektirmeden bizlere “terk-i diyar” eylememizi sağlamasıdır.

Bazı ölüm tiplerini okuyunca ölümün bile kültür düzeyimizle, kültüre bağlı yaşama biçimimizle ilgisi olduğunu göreceksiniz. Bunların neler olduğunu böyle ölenleri ve yakınlarını rencide etmemek için sıralamaya gerek yok! Şu mobese kameraları ile ölüm konusunda son derece kültürsüz olduğumuz ortaya çıkıyor zaten. Ölüm haberleri hoş bir konu değil. Sıkılırsanız okumayın. Okursanız ölümle gülünmez ama haberin şekli sizleri gülümsetebilir. Bu gün bir çoğunu daha önce çeşitli biçimlerde öğrendiğinizi zannettiğim bu haberlerden oluşturduğum yazı dizimizin 2. ve son bölümünü sunuyorum.

Artık nüfus sayımı eskisi gibi yapılmıyor. O yüzden nüfusumuzun sayıldığından haberimiz bile olmuyor. Zaman zaman nüfus sayımızdan söz edilirken verilen sayı ile hiç artmadığımızı sanıyorum. Oysa ne debdebeli nüfus sayışımız vardı eskiden. Beş yılda bir kerede olsa kapısı çalınıp varlığı hatırlanan çok insan bilirim. O memurlarda büyük bir ciddiyetle, büyük bir vekarla işlerini yaparlardı. O yıllardan bir haberde vereyim size. Gebze TEM Otoyolunda nüfus sayımı nedeniyle kendisinden başka kimsenin bulunmadığı yolda sayım görevlisi bariyerlere çarparak ölmüştü. Biz böyle bir milletiz işte.

Trafik kazalarımızda ayrı bir facia. Kaza sonrasında yaralıları kurtarmaya çalışmak başlı başına bir facia. Kurtarmayı bilmiyoruz, yardım yapmayı bilmiyoruz. Çok başı boş bir milletiz. Halktan vazgeçtim, işi bu olanlar bile bilmedikten sonra başka söze gerek kalmaz. Ambulansla gelip sedyeye aldıkları yaralıyı sedyeden düşürenler, ambulansın kapısını kapatmayı unutup sedyeyle birlikte yaralının araçtan fırlamasına sebep olanlar, yada kazadan yaralı olarak kurtarılıp, hastaneye kaldırılırken ambulansın kaza yapması sonucu gelen ölümleri yurdumuzun her yerinde çok duyduk.

Biz Adapazar’lılar ülke genelinde pek iyi anılmayız. Geçen yazısında Sedat Balta üstadımızda gelişmiş şehirlerin dibinde olupta yeterince gelişemeyen şehrimizden söz ederken pekte haksız değildi. Çok boş, çok hayta bir insan yapımız var. İçki, kumar ve hovardalık bir çok insanımızın vazgeçilmez tutkusu. Adapazarı Hendek arasında TEM otoyolunda seyreden bir araçtaki Alkollü beş kişinin; süper fm’de çalmaya başlayan oynak bir şarkı sonrası aracı sağa çekmesi ve otoyolda göbek atmaya başlaması üzerine 5 kişiden 3’ünün ayrı ayrı araçların çarpması sonucu ölmesi dünyanın neresinde görülebilir? Bırakın dünyayı ülkemizin başka kentinde bile böyle bir olaya rastlanmaz herhalde.

Keyfimiz için neleri göze almayız ki? Dünyanın bir ucunda bile olsa keyfimiz için gereken neyse alır geliriz. Yaşamak tutku değildir bizim için, tutku keyifimizdir. Keyfimiz tam olsun gerisi hiç önemli değil. Ölümlü dünya nede olsa. Karabük Demir Çelik Fabrikalarında bir işçinin 600 tonluk pres makinesinin arasında emeklemek suretiyle 2450 santigratlık fırında sigarasını yakmaya çalısması bunun içindir işte.

Vazifelerimizi yapmayız ama Üzerimize vazife olmayanları yapmadan duramayız. Her konuda ahkâm kesmeye bayılmamız bunun göstergesidir bence. Kocaeli Dilovasi İskelesinde Denizcilik işletmesinde çalışan geminin 3. mühendisi kimseye haber vermeden buhar kazanına girmiş. Buhar kazanının kapağını açık gören işgüzarın biri kapağı kapatmış. Ardından gemi denize  açılmış.

Erkek bir milletiz vesselam. Her haltı yeriz ama konu erkeklik gururu oldu mu ona toz kondurmayız, konduramayız.Ya buna ne dersiniz? İstanbul, Ayazağa Sanayi Sitesinde bir marangozhanede çalışan işçiler iş çıkışı üzerlerindeki talaşları kompresör ile temizlemektedirler. Bu arada arkadaşına yardımcı olan isçi Ali, şaka olsun diye, Burhan’ın neticesine doğru hava tutar. Buna içerleyen Burhan, ‘Öyle şaka olmaz böyle olur’ diyerek hava tabancasını alır ve arkadaşı Ali’nin makatına sokar. Bağırsakları patlayan Ali hastane yolunda Hakkın rahmetine kavuşur.

Konya’nın Meram Mahallesinde olması mümkün olamayan bir olay olmuş, hayretten küçük dilimi yuttum. Aynı iş yerinde biri gündüz bir gece vardiyasında olmak üzere çalışmakta olan baba oğuldan biri mobylette motor ile işe gitmekte diğeri ise bir başka mobylette ile eve dönmekte iken, yol üzerindeki sert bir virajda karşılaşmışlar ve birbirlerine selam vermek isterken çarpışıp beraberce ölmüşler.

Bu haber İzmir Göztepe’demi yoksa İstanbul Göztepe’de mi olmuş bilmiyorum. Sonuçta bir Göztepe’de olmuş, önemli olan o. Şimdilerde Göztepe Parkı’nın olduğu yerde 1971 yılında Göztepe Lunaparkı varmış. Olay işte bu Lunaparkta olmuş. Parkın 2 kafadar gece bekçisi uçan sandelyeyi çalıştırıp bir güzel kurulmuşlar. Uçan sandalye yavaş yavaş hareket etmeye başlarken binmiş olmalılar. Hızlanınca durduran olmadığı için inememişler ve iki bekçide bütün gece kusarak hakkın rahmetine kavuşmuşlar.

Nerden kalmıştır bilmiyorum ama parmak çıtlatmak gibi kafasını sertçe sağa sola oynatarak boynunu çıtlatanlar var. Çok tehlikeli bir harekettir. Boyun damarlarının kopmasına yol açabilir. Bu hareketin sonunda en azından felç olma ihtimali vardır. Berberler müşterilerine bunu bir hizmet olarak sunar. Erzurum’da bir berber Traş ettiği müşterisinin rahatlatır diye  aniden sağa sola çevirdiği boynunu kırması nedeniyle o müşteri koltukta rahmetlik olmuştu.


BİTTİ


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com


Yayın Tarihi: 06.01.2012

TÜRKLERE KISMET OLAN ÖLÜMLER 1

Bu dünyada kimse kalıcı değil. Bir süre yaşadıktan sonra süngüyü düşürüp, tası tarağı toplayıp ve sancağı gönderden çekip bu dünyadan gideceğiz elbette. Bu dünyaya kazık kakmaya gelmedik. Bir aile büyüğümüz “Allah ölümünde hayırlısını versin” derdi. O iki dünya savaşını da görmüş, çok ölüm, çok zulüm yaşamış ve çok zorluk çekmişti. Bütün göçmenler gibi..

Bir gün nasılsa öleceğiz diye ölümün kucağına atlamakta olmaz. O intihara girer ki, dinimiz çok zorda kalsak bile, hayattan vazgeçip kendimizi öldürmeyi yasaklamış ve en büyük günahlardan saymıştır. Gelgelelim bilebile veya bilmeyerek canından olanlar az değil. Her gün gazetelerde, televizyonlarda böyle haberlerle karşılaşıyoruz. Şu mobese kameraları ile ölüm konusunda da son derece kültürsüz olduğumuz ortaya çıkıyor. O kadar kaba, o kadar düşüncesiz sonumuzu hazırlıyoruz ki.. hiç şaşırmamak gerekirken bu haberleri duyduğumuz veya gördüğümüz zaman gene de şaşırıyoruz. Bu gün, bir çoğunu daha önce çeşitli biçimlerde öğrendiğinizi zannettiğim bu haberlerden, sadece biz Türklere kısmet olan ölüm haberlerini sunacağım. Ölüm haberleri hoş bir konu değil. Sıkılırsanız okumayın. Okursanız ölümle gülünmez ama haberin şekli sizleri gülümsetebilir.

İlk olay İstanbul Sultanbeyli’de yaşanmış. Ağzı açık bir vatandaşımızın ağzına sinek kaçmış. Oradan nasıl olduysa midesine inen sinekten çok korkan bu vatandaşımız, ağzına bolca sheltox sıkmış. Sonrasını tahmin edersiniz.

Gene İstanbul’dan bir haber. Bu defaki olay Molla Gürani Viyadüğünde olmuş. Bizde istihap haddi diye bir şey yoktur. Her şeyi kuralına göre değil gönlümüze göre yaptığımız için yurdumuzun her yerinde bu sebeple ne çok kazalar olur. Bir vatandaşımız otomobiline 11 kişi bindirerek direksiyon hakimiyetini kaybedince o viyadükten uçmuş. Sonucu merak ediyor musunuz? Hepsi ölmüş tabii. Başka ne olabilirdi ki?

Düğünlerimizde bir alemdir. Sevincin ölçüsü kaçar bazen. Her sevincimizde birkaç mermi yakmasak olmaz. Bu yüzden maçlarda düğünlerde az insan vurulmamıştır. Ya bir balkona doluşmaya ne dersiniz? Alın size bir istihap haddi daha. Sadece ordamı, tabiî ki hayır. Asansörlerde de istihap haddi aşılır. Bu yüzden bir felaket olmasa bile en azından asansörler bozulup çalışmaz. Olan yaşlılara ve engellilere olur tabii. Gel de anlat.  Neyse.. Konumuza dönelim. Gene İstanbul Dudulu’nun bir köyünde bir nişan töreninde balkona 50 kişi çıkınca balkon çökmüş, sonuçta toplu ölüm olayıyla karşılaşılmış.

Mantar yemeğini ve kızartmasını çok severim. Annem mantar kültürüne sahip değildir. Fakat bildiği bir şey var kültür mantarı alır. O korunmamızı sağlıyor. Ben çocukluğumdan beri duymaktan bıktım (ki bu belki Türklerin mantarı keşfinden beri oluyordur), millet zehirlenmekten bıkmadı. Datça’dan gelen bir habere göre bir aile ,ormanda zehirli mantarları ailece yiyerek, “anaa ne guzel!” deyip akşama evde ölü bulunmuşlar.

Bodrum’un Yalıkavak Köyündeki bir vatandaşımız yatağındaki tahtakurusu veya başka bir çok haşaratı öldürmek için yatağı ilaçladıktan biraz sonra uykuya dalarak vefat etmiş.

Alın size fıkra gibi bir haber. Okuduğunuzda inanmayacaksınız, ne yazık ki bu haberde gerçek. Rize’nin Ardeşen Kasabasının Tunca Köyü’nde Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı ayağını silkeleyerek çıkarmaya çalışan kişi, elektrik çarptığını sanan yardımsever bir komşusu tarafından kafasına kürek, kalas vb. vurularak ölmüş.

Hava güzel, kuşlar cıvıldıyor, içinizden şarkı söylemek gelir. Çocuk değilsinizki yolda şarkı söyleyesiniz. Eh! der ve bir ıslık tutturursunuz. Böyle mutlu mutlu yürürken bulaşık suyu yada, evin hanımının temizlediği camın kirli suyu camdan aşağı atılır ve siz baştan aşağı bir güzel duş almış olurdunuz eskiden. Gerçi şimdide böyle yapanlar var. Şimdi daha beterleri oluyor. Gene İstanbul Dudullu’da yolda mutlu, mutlu yürüyen bir vatandaşımızın kafasına balkon düşmüş.

Paraya ihtiyacınız var. Hep vardır ya.. aslında kimin yok ki? Belki de emeklisiniz ve maaş zamanı geldi. Bankamatikten para çekmeyi de biliyorsunuz. Modern zamanların gözü çıksın. Ne kolaylık. Beklemek yok. Gece gündüz fark etmez. Ziraat Bankası, Bozcaada Şubesinden  Para çekmek amacıyla giren bir vatandaşımız bankamatik gişesinde elektrik çarpması sonucu öleceğini hiç tahmin eder miydi. Etmemiş ve ne yazık ki ölmüş.

İddiaya tutuşanlar ve bunu meslek edinenler vardır. Ben iddiayı seven bol tikli bir kişiyle tanışmıştım. Hatta iddialaşmak bile onun tiki olmuştu. Bir özelliği daha vardı; siz ne yaparsanız o da onu yapıyordu. Buz yalayın buzu, tuz yalayın tuzu yalardı. Hatta işi o abartır, durması için siz yalvarırdınız. İşte böyle bir karateci İstanbul Esenler’de arkadaşlarıyla iddiaya tutuşup kafasıyla mermer bloğu kırmaya kalkışmış. Ünlü karateci kafasını kırarak beyin travması sonucu ölmüştü biliyor musunuz?

DEVAM EDECEK


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com


Yayın Tarihi: 04.01.2012 

YENİ YIL YENİ UMUT

Her yeni şey yeni bir umuttur. Her ne ise o yeni şey öyle beklenir, öyle beklenir ki ne varsa bir yana bırakılır, yada çok acil olanların dışında kalanlar ileri bir tarihe ertelenir. Bekleme sürdükçe bilinir ki o tarih çıkmaz ayın son perşembesidir. Olsun, ne fark eder? Yeterki hayatımızda umut hep olsun. Sağlık umudu, barış umudu, başarı umudu, bol kazanç umudu, aşk umudu, kavuşma umudu yüreklerden hiç eksilmesin. Hem her yeni umut bizi diri tutar, yaşama hevesimizi arttırır. Hayata görünen iki elimizin yanı sıra görünmeyen diğer iki elimizide katarak dört elle sarılırız.

Her yeni şey yeni umuttur ya, işte bu yeni umutlar eğer hayatımıza yeni ufuklar açarsa güzeldir. Yeni ufuk açmayan umut eldekini koruma umudundan başka bir şey değildir. Buda elbette azımsanmamalıdır. Fakat ufkumuzu genişletmeden ve kendimizi daha uzaklara yönlendirmeden geleceği inşa edemeyeceğimizi bilmemiz ve hatta unutmamamız gerekir. Onun için yeni şeylerin getirdiği yeni umutların yeni ufuklarıda açmasını istiyorum.

Büyüklerim boş konuşmaları belirtmek için “bir araba lâf” derdi. Bende meramımı anlatmak amacıyla bir araba lâf ettim. Yeni yıla girdikte onun için sözü ağzımda çiğnedim durdum. Sözün özü yeni yılınız kutlu olsun sevgili okurlar. Gerçi perşembenin gelişi çarşambadan bellide olsa insan içinden umut beslemeden duramaz. O neyi vaat ederse etsin biz ona (yani yeni yıla) şunu diyelim; “ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Yıl sonu hesapları gerçekleri ortaya çıkarır.

Bu kadar gerçekçilik romantizmi öldürdü tabii. Bu güne katı gerçekçi bakışla bakmak yakışmadı, her birinizden ayrı ayrı özür dilerim.

Facebookta paylaştığım yeni yıl mesajıyla bu yazıyı izninizle bitiriyorum.   

Beni seven veya sevmeyen tüm sevdiklerime, tanımadığım için sevemediğim milyonlara, hatta tüm dünyayı düşünürsek milyarlara; ufuklarını genişletecekleri, mavi gökyüzünde uçurtmalarını uçuracakları bir yeni yıl dilerim. Umut edeceğiniz sebepleriniz bol olsun. Umudunuz hiç eksilmesin hep artsın.

Nice senelere...


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com


Yayın Tarihi: 02.01.2012 


ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 105

Merhaba sevgili okurlar. Bu Pazarki şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca. Sizlere şairimizin şiirlerinden seçtiklerimi 2. kez sunmadan önce kendisini kısaca tanıtmak istiyorum.

1914 yılında İstanbul’da doğdu. Kuleli Askeri Lisesi’ni ve1935’te Harp Okulu’nu bitirdi. 1950 yılında kendi isteği ile ordudan ayrıldı. 1960 yılında Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’nde, Çalışma Bakanlığı’nda İş Müfettişi olarak çalıştı. İstanbul Aksaray’da Kitap Kitabevi’ni kurdu, yönetti. 1960-1964 yılları arasında Türkçe adlı bir dergi çıkardı. Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu üyesiydi.
Yavaşlayan Ömür adlı ilk şiiri 1933’te İstanbul dergisinde çıktı. Aile, Ataç, Çağrı, Devrim, İnkılapçı Gençlik, Kültür Haftası, Türkçe, Türk Dili, Türk Yurdu, Varlık, Vatan, Yeditepe, Yücel, Yenilik, Yön, gibi dergi ve gazetelerde şiirlerini yayımladı. Şiirlerinde mağara devri insanlarından günümüz insanına dek insanın, iç ve dış dünyasını benzersiz anlatımıyla işledi. İlk yapıtından başlayarak Türk şiirine yepyeni bir anlam, kavrayış ve ses getirmiştir. Şiirimizin en verimli sanatçısıdır, şiirini sürekli olarak yenileyen özelliği ile Türk Şiirinin Ses Bayrağı nitelemesine değer görüldü. 

İşte övgüye değer şiirlerinden seçtiklerim.

...

AĞIR HASTA  

Üfleme bana anneciğim korkuyorum
Dua edip edip, geceleri.
Haytayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.

Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.

Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi.
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.

Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.
...
Fazıl Hüsnü Dağlarca

***

AKDENİZ ŞİİRLERİ

Sen Deniz Gök,
Bir an dursanız uykuda
Büyür bir yosun geceye karşı.

Tedirgin olur ölüler
Bir an yaşlansanız karanlığa,
Sen Deniz Gök.

Dalarım engine
Ki yaşadığım
Anıladığımdır.

Roma'yla Kartaca'nın arasında
Yüzer, sevgi sevgi
İstanbul.

Böler bir kuş düşüncemi ikiye
Maviden
Yarıda kalır içki.

Dersin ki
Ellerimize değecek
Yıldızlar
Büyüyecek büyüyecek de.

Dersin ki
Bir aydınlığı var
Sevgililer için,
Karanlık sessiz de.

Dersin ki
Uyuyamıyorum
Yalnızız
Gece, mavi de.

Sessizdi yeryüzü
Yeryüzünde biricik Akdeniz vardı
Akdenizde
Yalnız ikimiz.

Beni seviyor musun dedim,
Yumdu gözlerini uzaklığa,
Tam sorulacak an, diye gülümsedi,
Tam sorulacak yer.

Bir kocaman yeşil bir kocaman boz
Yellerde
Çarpar birbirine çarpar enginlere dek.

Dalgaların ucunda yıldızların ucu
Her köpük bir fırtına
Her köpük bir evren.

Şu deniz şu gök gizlenebilir
Seni sevdiğim
Gizlenemez.

Havaya da yalıma da ağaca da benzer ama
En çok suya benzer
Sevgimiz.

Morluğun acısı var sonu yok
Karışır yaşamımıza
Kendiliğinden.

Herkes ölünce toprak olurmuş
Hayır hayır
Bizim su olacağımız besbelli.

Akdeniz enginlerde kararmaktadır
Ama
Ben
Öyle maviyim ki.

Akdeniz bir gitmişlikle eski, uzak,
Ama
Ben
Sahibi gibiyim yıldızların.

Akdeniz seni bir daha yaratamaz
Ama
Ben
Seni bir daha sevebilirim.

Deli gibi bir gürültü, ansızın,
Yırtılırcasına yarılır sessizlik,
Düşünür Akdeniz.

İşte uçaklar geçer havalarından
Kalır mavilik üstünde apak izleri,
Akdeniz anlar ve sever.

Denizdir,
Her akşam üstü
Bütün düşüncelerde
Gelip gider.

7nin le
Acısı
Uzunluğu
Aksi.

Ve gece yarısıdır bu masmavi şey,
Senin
Uzaklarda
Unuttuğun sessizlik.

Duymuştun
Bu türküyü
Çok eskiden de.

Bu türküyle anılarsın yelden
Yeşilden
Kadırgaların dibindeki sessiz yosunları.

Bu Akdeniz dalgalarında bu türküde sen
Varsın ışıl ışıl
Ve yoksun biraz.
İyice düşün bu bütün yaşamamızdır.
...
Fazıl Hüsnü Dağlarca

***
ANKARALI HASAN

Altı kere aldılar Şehitler Tepesi'ni,
Altı kere geri aldık.
Ovalar şahidimiz,
Sonunda biz aldık.
İlle dermiş gavur,
Gülerim illesine!
Gece atar, gündüz atar, yorulmaz,
Delik delik oldu nazlı yer.
Yanaşmaz ki iki nefes sorasın,
Kimi arar, ne söyler?
Deli midir, kör müdür,
Şaşarım güllesine!
Yaralarım köyceğizi düşünür,
Kanımın boşuna akası yok.
Düşmana malum ola,
Dipçiğim yüreğimdir çarpınca, şakası yok
Ayacığıma düşmüş,
Acırım kellesine!...
...
Fazıl Hüsnü Dağlarca


***

BİR MEMET DAHA

Topraktan mı çıktı yarı toprak bir yaratık,
Gökten mi indi yarı gök bir kartal.
Bir Memet daha var oldu o sıra,
Tepenin doruğunda kalpağı al.

Bir Memet olduğu besbelli,
Saçları başakta, gözleri çiçekte.
Elleri ayakları öylesin kocaman,
Yüzü altı Memet'in yüzüne öylesin benzemekte.

Vardı üç adımda masalcana,
Ağzı duman tüten makineliye, dev.
Kabzayı kavrar kavramaz bastı tetiğe
Fışkırdı namludan sonsuz bir alev.

Allah Allah, şaştı bütün dağlar, bütün gök,
Şaştı dost düşman.
Bu kimdir, bu kaçıncı Memet'tir,
Ölülerde dirilerde dondu kan.

Görsen efsane, görmesen efsane,
Duysan efsane.
Uzak mıdır bayraktan düşen,
Yakın mıdır ne?

Bir parıltı bir parıltı tarihten,
Tanrıca dik.
Yurdun ulusun kutsal gücü,
Bu yedinci Memet, Memetçik.
...
Fazıl Hüsnü Dağlarca

***
BU ELLER MİYDİ  

Bu eller miydi masallar arasından
Rüyalara uzattığım bu eller miydi.
Arzu dolu, yaşamak dolu,
Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan.

Bilyaların aydınlık dünyacıkları
Bu eller miydi hayatı o dünyaların.
Altın bir oyun gibi eserdi
Altın tüylerinden mevsimin rüzgarı.

Topraktan evler yapan bu eller miydi
Ki şimdi değmekte toprak olan evlere.
El işi vazifelerin önünde
Tırnaklarını yiyerek düşünmek ne iyiydi.

Kaybolmuş o çizgilerden
Falcının saadet dedikleri.
O köylü çakısının kestiği yer
Söğüt dallarından düdük yaparken...

Bu eller miydi kesen mavi serçeyi
Birkaç damla kan ki zafer ve kahramanlık.
Yorganın altına saklanarak
Bu eller miydi sevmeyen geceyi.

Ayrılmış sevgili oyuncaklardan
Kırmış küçücük şişelerini.
Ve her şeyden ve her şeyden sonra
Bu eller miydi Allaha açılan !
...
Fazıl Hüsnü Dağlarca

***

BÜYÜMEK 

Büyür ağaçlar maviliklerde,
Bulutlar, aydınlıklar, uzaktan.
Büyür şehirlerin yatakları,
Mevsimlerin üstü, yaşamaktan.

Bir anne gibi genişleyen sabah aydınlığı,
Büyür kanatları yavru serçelerin.
Büyük şehirler ve şehirlerde,
Korkunç hayatı, gecelerin.

Büyür hatıralar gibi ihtiyarlar,
Yaşamayı hatırlarken.
Büyür güzellikleri, vücutları kısmetleri,
Çocuklar uyurken.

Vakit büyür habersiz,
Bir serinlik düşer her cama.
Çiftçiler bile anlamadan
Büyür topraklar daima.
...
Fazıl Hüsnü Dağlarca

***

DENİZ FENERİ 

Uzanmış koca burun açık denize doğru,
Lacivert ve gri gecenin değerinde.
Karanlıkla başlar bir dünya sevgisi,
Deniz feneri parlar,
Talihe aldırmadan kayalar üzerinde.

Bulutlar birleşir alaca düzlüklerde,
Çöker uzak limanlardan bir sis.
Bir sıkıntı başlar karanlığında kaderin,
Bildirir, yanınca yanınca,
Ömrün neresindesiniz, aşkın neresindesiniz?

Yüreğin mi daralıyor, yıldız ışığında,
Bırak anılar gitsin biraz daha geri.
Ruhu götürmeden vakit yürüyebilir,
Düşün nasıl durmuş sabırla yüzlerce yıl,
Hep bu benekte bu deniz feneri.

Bak deniz savaşlarına, yaşlı korsanlara,
Uçan dalgalara, uyuyan rüzgara bakmış,
Bir tek göz kadar kara ve mavi,
Enginle boş,
Kısmetsiz balıkçılara bakmış.

Saçlarında tuz kokan, ölü kokan bir serinlik,
Yüzünde bir fırtına tadı.
Durursun yorgun, umutsuz,
Birden bir daha yanıp söner, sevinçle titrersin,
Bir şey, belki de yaşaman uzadı.

Yaslıdır dulların ölçülmez özleminde,
Güçlüdür kocaman geceleri taşır.
Delidir, konuşmaz, uyumaz,
Sonrasızlığın iyiliğini bekler, kötü günlerden,
Akıllıdır.

Sarhoş gemilerimiz sallanır sallanır,
Gömülmüş kasırgaların uykusuyla belli,
Kayalar mezarlara benzer enginlerden,
Duyulur sudan göğe kadar,
"Ölüsü kandilli."

Vakit yok olur, zamandan boşalır varlık,
Düşmez burçlardan haber.
Bir uğursuzlukla ağır ve yorgun,
Bütün insanlar bitti sanırsınız,
Deniz feneri gülümser.
...

Fazıl Hüsnü Dağlarca

***

Bu haftada yazımızın sonuna geldik sevgili okurlar. Gelecek hafta gene şiirlerle buluşmak üzere dilinizden şiir, kulağınızdan müzik eksik olmasın. Hepinize bol bol dinlenebileceğiniz bir hafta sonu tatili dilerim. Hoşça kalın!

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Yayın Tarihi: 01.01.2012