28 Ağustos 2012 Salı

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 135


Merhaba sevgili okurlar! Ramazan ayının yaz mevsimini de yanına alıp bizden ayrılmaya hazırlandığı günlere girdik. Kadir gecesi ve hemen ardından bayram gelmese, debdebeli akşam saatleriyle kendine has tat ve kokularını ruhumuzun derinliklerinde hisettiğimiz bu ayın gidişiyle bunlardan yoksun kalmanın hüznüne öyle kolay katlanılır mıydı dersiniz? Neyseki her sene olduğu gibi seneye tekrar gelecek. Hayatımızın sıradanlığını bozacak ve hayat dediğimiz bize önceden verilmiş nakdin çarçur edilemeyecek kadar önemli, değerli ve kutsal olduğunu ruhumuza kazıyacak. Peki biz bunu hatırlayacak mıyız? Bir dahaki buluşmaya kadar hayır tabi ki.. kimi şairler hariç! Onlar gördüklerini unutmazlar ve hayallerinde yeniden şekillendirerek anlamını derinleştirirler. Anlamı okudukça derinleşen şiirlerle ramazanı uğurlarken haftaya gelecek olan ramazan bayramına hazırlanalım. Baklavanız ev yapımı, şekeriniz pancar şekeri olsun.

Gelelim bu haftaki şairimize..

1891’de doğan Halit Fahri Ozansoy, 1971’de, doğduğu şehirde; İstanbul’da yaşamını yitirdi. Bakırköy Rüştiyesi ve Galatasaray Lisesi mezunu olan şairimiz Muğla ve İstanbul’da lise öğretmenliği yaptı. Ölene kadar Tercüman gazetesinde tiyatro eleştirileriyle edebiyat üstüne yazılar yazdı. İlk şiirlerinde Fecr-i Ati’nin etkisinde kaldığı görülür. Bu şiirleri 1912’de “Rübâb” ve “Şehbal” dergilerinde yayınlandı. Önceleri aruz vezniyle yazdığı şiirlerini daha sonra “Aruza Veda” şiiriyle bu kalıbı bırakarak, hece ölçüsüyle ve yalın Türkçe’yle yazdı. “Yeni Mecmua” dergisinde toplanan “Beş Hececi Şairi” içinde yer aldı. “Nedim” adını verdiği bir edebiyat dergisi çıkardı. Şiirleri Aydabir, Çınaraltı, Hayat, Hisar,Varlık,Yarımay, Yarın dergilerinde yayınlandı. Servet-i Fünun dergisinde yazı işleri müdürü olarak görev aldı. Daha çok aşk ve kadın temalarının olduğu şiirlerinde hüznü çok güzel yansıtmıştır. Şairimizin yayınlanan eserleri de şunlardır:


ŞİİR:

1912: Rüya
1917: Cenk Duyguları
1919: Efsaneler
1920: Zakkum
1920: Bulutlara Yakın
1922: Gülistanlar ve Harabeler
1929: Paravan
1931: Balkonda Saatler
1936: Sulara Dalan Gözler
1962: Hep Onun İçin
1964: Sonsuz Gecelerin Ötesinde

ROMAN:

1939: Sulara Giden Köprü
1939: Aşıklar Yolunun Yolcuları

OYUN:

1916: Baykuş  (aruzla yazılmıştır)
1923: İlk Şair  (aruzla yazılmıştır)
1928: Sönen Kandiller
1933: 10 Yılın Destanı
1936: Nedim
1936: Hayalet
1958: Bir Dolaptır Dönüyor
1970: İki Yanda

ANI:
Edebiyatçılar Geçiyor (1939), Edebiyatçılar Çevremde adıyla genişletilmiş baskı, 1970)
Darülbedayi Devrinin Eski Günleri (1964) Eski İstanbul Ramazanları (1968)

Sıra artık şiirde..

...

ANADOLU AKŞAMI

Bir mektup parçası
Sevgilim, ne kadar hüzünlü bilsen
Bu ölgün akşamın ölgün bestesi,
Uzak tepelerden, dağlardan esen
Aşina olduğum rüzgarın sesi.

Gölgeler içinde ağaçlar yorgun,
Her tarafta yetim bir tevekkül var.
Sanki fısıldıyor Anadolu'nun
Uyuyan ruhuna ninniler rüzgar.

Sürüler iniyor karşı bayırdan,
Günün son ışığı vurmuş dereye.
Bir Muğla türküsü yükseldi kırdan:
"Ayşem, aygın baygın Ayşem, nereye?"

Halit Fahri Ozansoy

***

ARUZA VEDA

İlk hasretiyle gençliğimin ilk elemleri
Ey paslı tellerinde gülen, ağlayan aruz,
Ey eski dost yad edelim eski demleri,
Madem ki son sadanı dağıtmış, yorulmuşuz!

Anlat alevli bir çölün üstünde ansızın!
Billur sesinle hıçkırarak doğduğun günü!
Binbir diyarda binbir ilahi güzel kızın
Anlat nasıl terennümün inletti gönlünü!

Neydin gönülde, şimdi ne oldun zavallı sen,
Hıçkır benim de bari bu son gizli nalemi.
Timsalin asumanda ziyalarla işlenen
Bir pembe gül mü, yoksa bir altın piyale mi?

Akşam gruba karşı tüten bir buhurdanın
Hüznüyle şahit olma nihayet zevaline!
İran yoluyla Zühre tacın, nağme kervanın
Şahane geldiğin gibi şahane git yine!

Biz şimdi başka bir ahenge bağlıyız:
Aşık naziıya geldi erenler bu meclise,
Yalnız bugün senin gibi ölgün sadalıyız,
Zira bu saz da parçalanır gülmek istese...

İncitmeden rübabını insafsız ellerin
Zalim temaslarıyla zamanın sitemleri,
Ah ayrılırken, inleyerek paslı tellerin,
Ey eski dost, yad edelim eski demleri... 


Halit Fahri Ozansoy

***

BALKONDA SAATLER

III.
Arka mahallelerde kızgın bir yaz öğlesi!
Tabak tıkırtıları duyuluyor evlerden...
Uzakta bir satıcı, yahut çocuk sesi...

Susuzluktan bunalmış uçamazken serçeler,
Tozlu sokaklar gibi tutuşup alevlerden
Bodur ağaçlar ile bomboş kalmış bahçeler!

İşte karşıkini de güneş çerçeveledi:
Demin duvar dibinde uyuklayan bir kedi
Sıyrılıyor yavaşça mutfağın loşluğuna...

Bayıltıyor hararet otu, taşı, böceği;
Fazla güneş içmiş de ortada ayçiçeği
Ayaküstü uğramış ışık sarhoşluğuna!

XII.
Ay bir lotüs, kocaman...düşmüş bir berraklığa...
Gök parlıyor durgun bir göl gibi saf ve şeffaf.
Işık dalgalarıyla yıkanıyor her taraf.

Ay, balkonda başını dayadı parmaklığa
Uyuyor...Uzakta bir saat çaldı: Bir...iki!...
Billûr bir hıçkırıktır bu sesin içindeki.

Ay, ışıkla süsleyip örümcek ağını
Minyatür bir cibinlik astı dışardaki cama.
Ses yok...yalnız yukarda, damda bir miyavlama!

Ay, odaya düşürdü solgun bir yaprağını:
Lambasız bir masanın üzerinde şimdi süs
Bir vazonun içinden parıldayan bu lotüs.

Halit Fahri Ozansoy

***

DEDİKODU

Zaman bir böcek gibi sinsi, kenarda
Koltukların didikler durur kadifesini,
Hain bir kedi gözü parıldar lambalarda.

Şom ağızlar buz gibi üflerken nefesini,
Bir beddua halinde uzatarak sesini
Saat hırıltılarla can çekişir duvarda.

Halit Fahri Ozansoy

***

DENİZDE AY

İndi solgun ve ılık
Ay ışığı denize
Bal rengi bir tatlılık
Çöktü gözlerinize.

Baktınız uzun uzun
Bu sulara baktınız,
Sulara ruhunuzun
Tadını bıraktınız!

Bu tatla aydınlanan enginlere aktınız!

Halit Fahri Ozansoy

***

KEDİM

Kedim henüz bir yaşında;
Uyur hep soba başında.
Hem cesurdur, hem de kurnaz.
Bir tıkırtı duyar duymaz.
Uyanır, aslan kesilir;
Gözleri volkan kesilir.
O geldiği günden beri
Bizim evin fareleri
Damdan, tavandan indiler,
Birer deliğe sindiler.
Koşup yakalıyor hemen
Yuvasından, deliğinden
Çıkanları diri diri.
Artık bunlardan hiç biri
Dolaplarıma girmiyor,
Kitapları kemirmiyor.

Halit Fahri Ozansoy

***

MARMARA GECELERİ

Solgun parıltılarla Marmara’ya dair
Serpildiği geceler, suların billûr
Müsikîsi dağılır tenhâ sâhile.
Hıçkırıklar duyulur uzaktan bile.

Vücüduna beyaz bir maşlah bürülü,
Elinde bir sararmış menekşe gülü,
Gezer çamlar altında hasta bir kadın;
Baş örtüsü, göğsünde bir tül kanadın
Bir damla ay süzülür kirpiklerine.

Haber sorar yavru bir bülbül eşinden,
Bir ud sesi yükselir bir şehnişinden:
Sonra bütün yalılar rüyâya dalar.
Açıklarda beliren sessiz adalar.

Hizasını geçerek biraz ilerde
Ziyâlarla öpüşen yelkenlilerde
Bu rüyânın firâri, çılgın kuşları!
Ziyâların sularla der-âguşları
Uzayarak bîr müddet geçer aradan.

En nihayet çekilirdi ay Marmara’dan:
Eser karşı ufuktan hafif bir meltem;
Bahçelerde çekerken güvercinler dem,
Tekrar eder sahilin şâir suları
Billûr müsikisiyle bu hû hûları...

Halit Fahri Ozansoy

***

SONSUZ GECELERİN ÖTESİNDE

Yıldızlar fısıldaşır,
Ruhlar bulut bulut dolaşır
Sonsuz gecelerin ötesinde.

Bir bulut parıltısı gibi düşler,
Dağılışlar ,eriyişler, süzülüşler
Sonsuz gecelerin ötesinde.

Sessizlik yumak yumak...
Uyumak, uyumak, uyumak
Sonsuz gecelerin ötesinde.

Halit Fahri Ozansoy

***

SULARA DALAN GÖZLER

Gözlerim daldı gitti bir rüya denizine,
Sularda uzun uzun baktım ayın izine
Dedim: Yirmi yaşımın ay ışığı değil bu,
Hani başım düşerdi bir sevgili dizine.

Sular gene o sular, kıyı gene o kıyı,
Gene çamlar dinliyor uzaktan bir şarkıyı,
Ah artık görmüyorum eridi mi ne oldu?
İri yeşil gözlerde gördüğüm pırıltıyı!

Halit Fahri Ozansoy

***

VATAN DESTANI

O kadar dolu ki toprağın şanla,
Bir değil, sanki bin vatan gibisin.
Yüce dağlarına çöken dumanla
Göklerde yazılı destan gibisin.

Hep böyle bulutlar içinde başın,
Hilâli kucaklar her vatandaşın.
Geçse de asırlar, tazedir yaşın,
O kadar leventsin, fidan gibisin.

Çiçeksin, bayılır kuşlar kokundan,
Her dalın bir yay ki zümrüt okundan
Müjdeler fısıldar Ergenekon'dan:
Bu sese gönülden hayran gibisin.

Ey bütün cihana bedel Türkeli,
Açtığın cenklerin yoktur evveli.
Tarih bir nehir ki coşkundur seli.
Sen ona nisbetle, umman gibisin.

Bir yandan hep böyle taştın, köpürdün,
Bir yandan cefalı bir ömür sürdün,
Fakat ne derece ezildinse dün.
Şimdi gene tunçtan kalkan gibisin.

Bir insan nihayet kemikle ettir,
Bu et, bu kemiğe can hürriyettir.
En büyük hürriyet Cumhuriyettir,
Demek şimdi sen bir cihan gibisin.

Ey ana toprağı, ey Anadolu,
Açıldı önünde terakki yolu.
Hamdolsun her yanın bereket dolu,
Cennette bir yeşil meydan gibisin.

Yeni bir ay ördün al bayrağına,
Girdin en sonunda irfan bağına,
Medeni hayatın nur ırmağına
Ezelden susamış ceylan gibisin.

Halit Fahri Ozansoy

***

Haftaya bayram nedeniyle buluşamayabiliriz. Başta dilediklerimi tekrar diliyorum. Baklavanız ev yapımı, şekeriniz pancar şekeri, bayramınız kutlu olsun. 


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com

Yayın Tarihi12.08.2012

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ŞEHRİMİZİN ÜNLÜLERİ 35


Bugün 2 ünlümüzü tanıtacağım; futbol adamlığı kadar renkli kişiliğiyle tanınan Yılmaz Vural ve bir zamanlar oynadığı çocuk filmleriyle gönlümüze taht kuran sinema yıldızı güzel sanatçımız Zeynep Değirmencioğlu... ikisininde şehrimiz anlatılırken anılması gereken isimler olduğunu vurgulamaya herhalde gerek yoktur; değil mi?

YILMAZ VURAL 

Belkide ülkemizin futbol takımı çalıştırıcıları içine en renkli kişiliğe sahip olan Yılmaz Vural 1 Ocak 1953’te Adapazarı’nda doğdu. Birçok Anadolu takımını çalıştırdı. Kötü gidişi dur demesi için 16 Şubat 2012 tarihinde çalıştırıcı olarak getirildiği Sakaryaspor’un bir alt lige düşmesine engel olamadı.

Türk futboluna uzun yıllardır teknik direktör olarak hizmet veren ünlü spor adamımız tüm takımları çalıştırdı, fakat üç büyükler tarafından beklenen ilgi kendisine gösterilmedi. Yılmaz Vural yaptığı anlaşmayla, yeni öğretim yılından itibaren, Okan Üniversitesi Spor Yönetimi Bölümü’nde öğretim görevlisi sıfatıyla futbol dersleri vererek genç nesli eğitecektir.

Evli ve 3 çocuk babası olan spor adamımız ayrıca “Gurbetçi Şaban” filminde küçük bir rolle  minik bir sahnede yer aldı.

***

ZEYNEP DEĞİRMENCİOĞLU

Bir çoğumuzun çocukluğuna damga vuran Zeynep Değirmencioğlu 1954 Sakarya/Akyazı doğumludur. İlk olarak iki yaşındayken oynadığı “Papatya” filmiyle izleyici karşısına çıkmaya başladı. “Duvaklı Göl” filminde oynayarak, henüz 3 yaşında olmasına rağmen şirinliği ve sevimliliğiyle beyaz perdede yer edinmiş oldu. Asıl ününü 1960’ta ilk “Ayşecik” filmiyle yaptı. Daha sonra oynadığı bir dizi “Ayşecik” çocuk filmleriylede sinemaseverlerin büyük sevgisini kazandı. Bu filmlerle Türk sinemasında yeni bir devri başlattı. Oynadığı “Ayşecik” filmlerinden sonra asıl adı unutuldu, bu adla anılır oldu. Filmleri yurt dışında; komşu ülkelerde de çok sevildi.

Oyunculuğuyla birçok kuruluşun ödülünü kazanan yıldızımız senaryo yazarı Hamdi Değirmencioğlu’nun kızıdır. Aynı zamanda oynadığı “Ömercik” adlı filmlerle kendisi gibi çocuk yaşta şöhreti yakalayan Ömer Dönmez’in kuzenidir. Yeşilçamdaki son yıllarında genç kız rolleriyle ününü sürdürmeye çalıştı. Değirmencioğlu, Fenerbahçe’de oynayan döneminin ünlü futbolcusu, şimdinin Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticisi Serkan Acar’la evlendi. Sinemayı rol aldığı “Macera Yolu” filminin ardından1974 yılında bıraktı. İstanbul’da emlakçılık yapan Zeynep Değirmencioğlu, mutlu evliliğinin eseri iki çocuk annesidir.

Şehrimizin ünlülerinden Zeynep Değirmencioğlu 1956-1974 yılları arasında 43 filmde oynadı. Şimdide çocukluğumuzu süsleyen o filmleri şöyle bir hatırlayalım.

Papatya ( 1956 )
Ölümden De Acı (1958)
Funda (1958)
Duvaklı Göl (1958)
Ömrüm Böyle Geçti (1959)
Ayşecik Şeytan Çekici (1960)
Ayşecik (1960)
Altın Kalpler (1961)
Ayşecik Yavru Melek (1962)
Ayşecik Ateş Parçası (1962)
Ayşecik Fakir Prenses (1963)
Ayşecik Canımın İçi (1963)
Öksüz Kız (1964)
Ayşecik Cimcime Hanım (1964)
Ayşecik Çıtı Pıtı Kız (1964)
Ayşecik Boş Beşik (1965)
İki Yavrucak (1965)
Sokak Kızı (1966)
Çalıkuşu (1966)
Zehirli Çiçek (1967)
Merhamet (1967)
Ayşecik Canım Annem (1967)
Yüzbaşının Kızı (1968)
Yuvana Dön Baba (1968)
Ayşecik Yuvanın Bekçileri (1969)
Sevgili Babam (1969)
Ayşecik'le Ömercik (1969)
Fakir Kızın Romanı (1969)
Yavrum (1970)
Ayşecik Sana Tapıyorum (1970)
Pamuk Prenses Ve 7 Cüceler Pamuk Prenses (1970)
Ayşecik Ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde (1971)
Hayat Sevince Güzel (1971)
Ayşecik Bahar Çiçeği (1971)
Sinderella Kül Kedisi (1971)
Hayat Mı Bu (1972)
Gelinlik Kızlar (1972)
İlk Aşk (1972)
Anneler Günü (1973)
Öksüzler (1973)
Özleyiş (1973)
Kara Sevda (1973)
Yayla Kızı (1974)
Macera Yolu (1974)


DEVAM EDECEK


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com

Yayın Tarihi10.08.2012 
  

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ŞEHRİMİZİN ÜNLÜLERİ 34


Sakarya Büyükşehir Belediyesinin resmi sitesi “http://www.sakarya.bel.tr/”nin adres çubuğuna “Dünden Bugüne Adapazarı” yazar ve çıkan seçeneklerden bu başlığı tıklarsanız, Adapazarı’nın geniş bir tarihçesinin içinde ünlülerini de görürsünüz. Bu ünlüler içinde Uğur Dündar’da var. Yazı dizimizde şimdiye kadar yer verdiğimiz diğer ünlüler gibi Uğur Dündar’a da şehirlimiz olması nedeniyle yer vermek istedim. Özgeçmişi hakkında bilgi toplarken başka hiçbir yerde hemşehrimiz olduğu bilgisine rastlayamadım. Buna rağmen Büyükşehir Belediyemizin verdiği Uğur Dündar’ın hemşehrimiz oluğuna dair bilgiyi kabul etmekten başka çaremde yok!

Bugün 3 ünlümüzü tanıtacağım; tiyatro ve sinema filmi oyuncusu Timur Acar, televizyon program yapımcı-sunucusu, araştırmacı gazeteci, köşe yazarı Uğur Dündar ve Türk Sanat Müziğinin bülbül sesli, melek yüzlü, güzel sanatçısı Umut Akyürek..

TİMUR ACAR

Timur Acar 22 Aralık 1979’da doğdu. Gürcistan kökenli bir ailenin evladı olan Acar’ın çocukluğu Almanya’da geçti.  1999’daki büyük depremden sonra ailesinin memleketi Sakarya Karasu’ya yerleşti. Almanya’dan gelip yurda yerleşir yerleşmez aynı yıl tiyatroya yöneldi. 9 Eylül Üniversitesi’nde tiyatro eğitimi  aldı. Akasya Durağı, Kurşun Yarası ve Avrupa Yakası dizilerinde rol alınca tanınmaya başladı. Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra müziğe de tutkusu vardır.

Rol aldığı oyun, dizi ve sinema filmleri şöyle:

Testosteron (oyun)
Hırçın Kız
Akasya Durağı - Arif (2010)
Çakallarla Dans - Köfte Necmi 2010
Devrimden Sonra - 2011
Çakallarla Dans 2: Hastasıyız Dede - Köfte Necmi 2012
Gomeda
Başka Dilde Aşk
Türkler Çıldırmış Olmalı
Ulak
Ah Kalbim
Kurşun Yarası
Kaybedenler
Çıngıraklı Top
Avrupa Yakası - İzzet

***

UĞUR DÜNDAR 
   
 Uğur Dündar polis memuru sarı Osman’la, köklü bir ailenin kızı zehranın oğlu olarak 1 Ocak 1943’te İstanbul’da doğdu. Liseyi “Vefa Lisesi”nde okudu. Lise bittikten sonra  İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nü tercih edip ordan mezun oldu.
Yasemin Baradan Dündar ile evli ve 3 çocuk babasıdır.

1970’te TRT’nin sınavını kazanarak televizyon yapımcılığıyla çalışmaya başladı. Yanı sıra  Hürriyet gazetesi köşe yazarıda oldu. BBC’nin "Televizyonda Yapım-Yönetim" kursuna girdi. Yurda döndüğünde TRT’de yapımcı, yönetmen ve sunuculukla birçok farklı ve çarpıcı televizyon programları yaptı.
20 yıldan fazla TRT’de çalışan, bu arada Hürriyet gazetesine köşe yazıları da yazan Uğur Dündar ülkemize araştırmacı televizyon gazeteciliğini kabul ettirdi. Ne yazık ki magazin tarzındaki bir takım programlar dışında araştırmacı televizyon gazeteciliğini yapan başka kimse yoktur. Bunda Dündar’ın bu türde genç programcı yetiştirmemesi önemli sebeptir. Aktif gazeteciliği nedeniyle genç gazeteci adaylarını yetiştirmeye pek zaman ayıramasa bile bu bence önemli bir kusurdur.

Uğur Dündar 1992’de Show TV’ye, 1995’te de Kanal D’ye geçti. 2000 yılında Star TV’de Haber Genel Yayın Yönetmeni görev aldı. Star TV’deyken TV’nin yazılı basın organı olan Star gazetesi köşe yazıları yazdı. 2001-2002 yıllarında “atv” ve yazılı basın organı olan “Sabah Gazetesi”nde yer aldı. Kısa bir süre sonra Kanal D'ye geri döndü. 2004’ CNN Türk’le ortak yayın yaptı.

2008’de Uğur Dündar Star Haber Genel Yayın Yönetmenliği görevine devam ederek ana haberleri sundu. 2009’da yeniden Hürriyet’te çalışmaya başladı.
Sayısız program yapan Uğur Dündar haber programı Arena’nın genel yönetmenliğini yaptı. Ülke gündemini yakından takip ettiği Arena programı kendisine birçok sayıda ödül sahibi kazandırdı.
Star TV, Doğuş Grubu’na 2011 yılında satılınca Star TV’den ayrıldı. Kısa bir süre Adı TNT’yle anıldı fakat transferi son anda gerçekleşmedi. 2012 yılında çok kısa bir süre Milliyet’e geçti. Fakat sonrada yazamadı.
İstanbul Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’nde “Televizyon Programcılığı” derslerinde lisansüstü eğitmenlik yaptı.
Şu sıralarda Sözcü Gazetesi’nde köşe yazıları yazmaktadır.

Şu gazetelerde çalıştı: 

1970-2000: Hürriyet
2000-2001: Star
2001-2002: Sabah
2009-2011: Hürriyet
2012: Milliyet
2012-: Sözcü

Çalıştığı TV Kanallarıda şunlar:

1970-1992: TRT 1
1992-1995: Show TV
1995-2000: Kanal D
2000-2001: Star TV
2001-2002: atv
2002-2008: Kanal D
2004-2008: CNN Türk
2008-2011: Star TV
2011: TNT (kısa bir süre)

***

UMUT AKYÜREK

Sakaryalı bir ailenin kızı olan Umut Akyürek Ankara doğumludur. İlk ve orta okulu Sakarya’da bitirdi. Musiki eğitimini 1989 yılında, Erol Deran’ın yönettiği İzmit Musiki Derneğinde almaya başladı. 1990’da TRT’nin açtığı amatör ses yarışmasında 3. oldu. 1991’de İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı Ses Bölümüne girdi. Bunlarla birlikte TRT sanatçısı olma başarısını da gösterdi. Israrlı tekliflere bir süre sonra geri çeviremedi ve sahne çalışmalarına başladı. Çalışmalarını sürdüren şehrimizin ünlüsü Akyürek   Türk sanat musikisinin eğitimini almış ve başarılı olmuş bülbül sesli bir sanatçıdır.


DEVAM EDECEK


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com

Yayın Tarihi08.08.2012

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ŞEHRİMİZİN ÜNLÜLERİ 33


“Geçmişten Günümüze Şehrimizin Ünlüleri” adını verdiğim ve sonuna yaklaştığımız yazı dizimizin bugün 2 konuğu var. Biri Tayfur Havutçu, diğeri Tuncay Şanlı. Bereketli topraklar üstüne kurulan şehrimiz, bence ünlü yetiştirme bakımından da bayağı bereketli. Baksanıza 33.’süne erdiğimiz yazı dizimizi bir türlü bitiremiyorum. Haksız mıyım?

TAYFUR HAVUTÇU

Beşiktaş kulübünün efsane başkanı Süleyman Seba’nın yeğeni olan Tayfur Havutçu  23 Nisan 1970’te Adapazarı’lı bir ailenin çocuğu olarak Almanya’nın Hanau’sunda doğdu. 

Futbola Almanya’da başladı. Profesyonel olduktan sonra SV Darmstadt 98 takımıyla anlaştı. 2. Bundesliga takımı olan Darmstadt’ta ligin 7. haftasında Wuppertaler SV ile oynadıkları maçta ilk kez forma giydi. 10. haftada bir kez daha formasını giydikten sonra sezon sonuna kadar bir daha hiç çıkarmadan 35 maçta oynadı. SV Meppen’le 1. FSV Mainz 05’e birer gol attı. Fakat sezon sonunda oynadığı takım ligi sonuncu bitirerek küme düştü. Aynı yıl aynı takımla futbol hayatında ilk ve son kez Almanya Kupası maçında da oynadı, bir üst tura geçemeden 2. turda elendiler.

1993-1994 sezonunda Fenerbahçe’ye transfer oldu. Fenerbahçe’nin Alman teknik direktörü Holger Osieck sürekli ilk onbirde oynatınca Tayfur Havutçu takımın vazgeçilmez oyuncularından biri oldu. Fenerbahçe, lider Galatasaray’ın bir puan gerisinde ligi ikinci bitirdi. Tayfur bir sonraki sezon savunmada oynatılmasına rağmen yine takımının vazgeçilmez oyuncusu oldu. O sezon tek golünü Beşiktaş’a attı. Fakat ligde ve kupalarda yine başarılı olamadılar. O sezon bittiğinde hanesine 53 maçta 2 gol yazdırdı. 1994-95’te UEFA Kupası’nda Fenerbahçe’nin yaptığı 4 maçta oynayarak ilk kez Avrupa Kupası maçlarında forma giymiş oldu. Fenerbahçe’nin Cannes’a 5-1 yenildiği maçta kendi kalesine bir gol attı.

1995-96’da Kocaelispor teknik direktörü Mustafa Denizli Tayfur’un Kocaelispor’a transfer edilmesini sağladı. 34 lig maçının hepsinde oynayarak takımının 5. olup Intertoto Kupası’na gitmesinde pay sahibi oldu. O sezon ligde Kocaeli’nin attığı gollerden 3’ünün sahibi olmayı başardı.  Türkiye Kupası’nda 6. kademe maçında eski takımı Fenerbahçe’yle yenişemediler. Bir üst tura geçecek takımı belirlemek için yapılan penaltı atışlarında Tayfur kullandığı penaltı atışını gole çevirdi fakat takımı elenmekten kurtulamadı.

1996-97’ Kocaeli’nin başına Fenerbahçe’den de hocası olan Holger Osieck getirildi. Yine takımının devamlı oynayan oyuncusu oldu. Ligde 7. olan Kocaelispor Türkiye Kupası’nı Beşiktaş’ı yarı finalde, Trabzonspor’u da finalde eleyerek kazandı. Lig şampiyonu Galatasaray’la, kupa şampiyonu olarak Cumhurbaşkanlığı Kupası maçını oynadılar.  Uzatmalarda yedikleri golle maçı 2-1 kaybederek kupayı kazanamadılar.

1997-98’de Beşiktaş’a transfer oldu. Çıkardığı başarılı oyunlar ve örnek davranışlarıyla Beşiktaş kulübünde de takım kaptanlığına getirildi. İlk sezonunda toplam 42 maçta oynadı. Ligde başarılı olamadılar. Kupa maçlarında başarılı maçlar oynadılar. Finalde Galatasaray ile karşılaştılar. Oynanan maçlar 1-1 bitince yapılan penaltı atışlarıyla Beşiktaş kupayı aldı. Beşiktaş’ın son penaltısını gole çeviren Tayfur, iki farklı takımla üstüste ikinci kez kupaya ulaşmış oldu. Aynı yıl Cumhurbaşkanlığı Kupası için de karşılaştılar. Beşiktaş’ın kazandığı
2-1 biten maçın sonunda Tayfur, takımıyla birlikte bu kupaya da uzanmış oldu. O yıl Beşiktaş’ın oynadığı bütün Avrupa maçlarında da oynadı. UEFA Şampiyonlar Liginde oynadıkları ön eleme maçında NK Maribor’u eleyen Beşiktaş tarihinde ilk kez gruplara kaldı. Fakat grubunda ilk iki sıraya giremeyip üçüncü olarak üst tura çıkamadı.

Tayfur Beşiktaş’ın vazgeçilmez oyuncularından olmayı sonraki sezonlarda da sürdürdü. Beşiktaş’ın 100. yılda kazandığı lig şampiyonluğuyla ilk kez şampiyonluk sevinci yaşadı.
Futbolculuk hayatında gördüğü ilk ve tek lig şampiyonluk bu oldu.

2005-06 sezonunda futbolcu-menajer olarak kendisine görev verildi. İlk yarıda sadece 4 maça çıkan Tayfur, ikinci yarıda şans bulamadı. Son resmi maçı 14 Şubat 2006’da İnegölspor’la oynadıkları Türkiye Kupası maçıdır. Beşiktaş maçı 1-0 kaybetti. Fakat turu geçen Beşiktaş Türkiye Kupası’nı kazandı.

18 Temmuz 2006’da Beşiktaş’ta oynayan yabancı ve Türk futbolcularla bir gösteri maçına çıkan Tayfur, 7. dakikada yerini Jose Kleberson’a bıraktıktan sonra, eski teknik direktörlerinden Mircea Lucescu’nun çalıştırdığı Shakhtar Donetsk’le oynanan ve Beşiktaş’ın 2-1 mağlup olduğu bir maçla futbol hayatına veda etti.

Tayfur Havutçu 1994-2004 yıllarında 59 kez milli takımlara çağrıldı. 45 kez  A Milli Takım formasını giydi ve 6 gol attı.

Tayfur, Fenerbahçe’de oynarken 31 Ağustos 1994’te Makedonya’yla yapılan özel maçta ikinci yarı Beşiktaş’lı Recep Çetin’in yerine oyuna girerek ilk kez A Milli oldu.

Kuzey İrlanda’yı 3-1 yendikleri EURO 2000 eleme maçında milli formayla ilk golünü penaltıdan attı. 4-2 yendikleri Türkiye - Finlandiya grup eleme maçında 2 gol, 1-1 beraberlikle biten Türkiye - Moldova maçında 1 gol kaydedip, milli takımımızın play-off'lara kalmasında önemli rol oynadı. Dış sahada oynanan ilk play-off maçında milli takımımız 1-0 yenik durumdayken kazanılan penaltı atışını İrlanda ağlarına yollayarak gole çevirdi. Bu golle maç 1-1 berabere bitti. Türkiye’de oynanan ikinci maçta 0-0 berabere kalan milli takımımız, tarihinde ikinci kez Avrupa Şampiyonası’na katılma hakkını elde etti. Tayfur, EURO 2000 kadrosuna bu başarılı oyunuyla çağrıldı. Milli takımımızın çeyrek finalde elendiği turnuvada oynadığı 4 maçın 3’ünde forma giyerek terini son damlasına kadar sahaya akıttı.

Tayfur, milli formayla son golünü 2002 FIFA Dünya Kupası elemelerindeönce yapılan hazırlık maçında attı. İsveç’le İsveç’te oynanan bu hazırlık maçında 90+4’te kazanılan penaltı atışını gole çevirerek beraberliği sağladı. Yapılan gurup eleme maçlarında ara ara forma şansını yakaladı. Tayfur’unda oynadığı 2 play-off maçında Avusturyayı eleyen A Milli Takımımız tarihinde 2. kez Dünya Kupası’na gitme hakkını kazandı. Dünya Kupası kadrosunda da Tayfur Havutçu’ya yer verildi. Çin’le 13 Haziran 2002’de oynanan maçın son 6 dakikasında Tugay Kerimoğlu’nun yerine girdi. Böylelikle Dünya Kupası’nda forma giyme şansını buldu. Tayfur, Japonya’yla oynanan grup maçında, birde Güney Kore’yle oynanan üçüncülük maçının son anlarında oyuna girdi. Milli takımımızın dünya üçüncüsü olduğu Dünya Kupası maçlarının ardında Türkiye ile birlikte bronz madalya kazanmış oldu.
Milli formayı son kez 31 Mart 2004’te Hırvatistan ile oynanan hazırlık maçının 74. dakikasında Tolga Seyhan’ın yerine oyuna girerek giydi. 

***

TUNCAY ŞANLI

Tuncay Şanlı 16 Ocak 1982’de Adapazarında doğdu. Futbola ilimizin amatör takımlarından Sakaryateksporda başladı. Orta saha veya forvet oyuncusu olan Tuncay önce Sakaryaspor’a, 2 yıl formasını giydikten sonrada 2002-03 sezonunda Fenerbahçe’ye transfer oldu. Fenerbahçe ile sözleşmesi biten milli futbolcu 2007 yılında İngiltere’nin Middlesbrough takımıyla 4 yıllık sözleşmeye imza atarak el sıkıştı. İngiliz takımında oynadığı 70 maçta 17 gol kaydetti.
Middlesbrough 2009’da ikinci lige düşünce gene bir İngiliz takımı olan Stoke City’ye  transfer oldu. Stoke City takımının Teknik direktörü Tony Pulis’le bir takım sorunlar yaşayınca Stoke City'den 31 Ocak 2011'de bir Alman takımına; VfL Wolfsburg’a 3.5 yıllık sözleşme imzalayarak transfer oldu. Burada 6 numaralı formayı giydi.

Wolfsburg takımının teknik direktörü eski ünlü futbolcu Felix Magath’ın kadroda pek yer vermediği milli oyuncumuz, forma şansı bulmadığı için takımdan ayrıldı. 12 Ağustos 2011'de kiralık olarak, Premier League’de yer alan Bolton’a imza atarak İngiltere’ye geri dönen Tuncay Şanlı;

02 kez Türkiye U-17,
11 kez Türkiye U-18  (6 gol),
06 kez Türkiye U-20 (3 gol),
14 kez Türkiye U-21 (9 gol),
29 kez Türkiye A-21 (19 gol).

olmak üzere 2008 yılına kadar toplam 62 kez milli olmuş ve 37 gol atmıştır.

İtalya Ümit Milli Futbol Takımı ile 19 Kasım 2002 tarihinde deplasmanda 3-0 kazanılan maçta 2 gol attıktan sonra bir gün arayla 20 Kasım 2002 tarihinde, yine deplasmanda İtalya’yla oynanan maçta A Milli Takım formasını giydi. Teknik Direktör Şenol Güneş’in isteğiyle son üç dakikada forma giyerek ilk kez A milli olmuştur. 24 saat içinde önce Ümit Milli sonra A Milli takımı forması giyen ikinci futbolcudur.


DEVAM EDECEK


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com

Yayın Tarihi06.08.2012 

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 134


Merhaba sevgili okurlar!


Asıl adı İbrahim Fuat Baksı olan Fuat Edip Baksı, 1912 yılında Diyarbakır’da doğdu. Lise öğrenimi sırasında, edebiyata olan ilgisi nedeniyle, öğretmeninin kendisine Edip adının çok yakışacağını söylemesi üzerine, ilk adını kaldırıp, Fuat adının ardına Edip adını ekledi.
Eğitim Enstitüsünün Türkçe Bölümü’nü bitirdi. İzmir liselerinde uzun yıllar öğretmen olarak görev yaptı. Emekliliğine yakın yıllarda İzmir Yüksek İslam Enstitüsü’nde öğretim görevlisi oldu. Tarihsel konulu romanları Yeni Asır gazetesinde yayınlandı fakat hiç biri kitap olarak basılmadı. 

Kimi ünlü bestelerin sözleri olan şiirlerini bir çok kişinin bildiğine emin olduğum şairimizin şiir kitapları şunlardır:

“Delikanlım”, ilk baskı:1935,
“Efe”, ilk baskı: 1944,
“Bir Bahar Akşamı”, ilk baskı: 1963,
“Cacık”, ilk baskı: 1967,
“İzmir Destanı”, ilk baskı: 1972.

1947 yılında İzmir’de ölen Fuat Edip Baksı’nın adını bilinir hale getiren, tanınmış şarkılara söz olan şiirleride şunlardır:

Aşkımın ilk baharı
Bakışı çağırır beni uzaktan
Bir bahar akşamı (bu şarkıyı çok severim.)
Gönülden gönüle
Uzun yıllar ötesinden (bu şarkıyı da çok kişi biliyor ve seviyordur, benim gibi)
Yüzün pembe güllerden
Rügar kırdı dalımı (rahmetli babamında çok sevdiği bir şarkı)

Şimdide şairimizin şarkı sözlerine ve şiirlerine yer vermenin sırası geldi.

...

AŞKIMIN İLKBAHARI

Aşkımın ilkbaharı ilk heyecanım benim
Sevgilim, iki gözüm, biricik canım benim
Eşi yok, menendi yok, gönül hicranım benim
Sevgilim, iki gözüm biricik canım benim

Fuat Edip Baksı

***

BAKIŞI ÇAĞIRIR BENİ UZAKTAN

Bakışı çağırır beni uzaktan
Varınca çatılır kaşlar nedendir?
Bir yandan hoşlanır azarlamaktan
Bir yanda gözünde yaşlar nedendir?

Derindir alnımda gurbet çizgisi
Değişmez diyorlar bahtın yazgısı
Gönlümün içinde var ki bir sızısı
Her akşam yeniden başlar nedendir?

Hasreti bağlayıp sazın teline
Yıllardır çıkmışım gurbet eline
Düşmüşüm bu yüzden elin diline
Üstelik yar beni taşlar nedendir?

Fuat Edip Baksı

***

BİR BAHAR AKŞAMI

Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden Başınızı öne eğdiniz?

İçimden uyanan eski bir arzu
Dedi ki yıllardır aradığın işte bu
Şimdi soruyorum büküp boynumu
Daha önceleri neredeydiniz?

Fuat Edip Baksı

***

GÖNÜLDEN GÖNÜLE

Sevgi deli gönülden gönüle bir akıştır
İzi hiç silinmeyen ilk yıkıcı bakıştır
Gün olur yeşil bahar, gün olur kara kıştır
İzi hiç silinmeyen ilk yıkıcı bakıştır

Fuat Edip Baksı

***

UZUN YILLAR ÖTESİNDEN

Uzun yıllar ötesinden,
Hatırını sorayım mı?
Sana gönül bahçesinden,
Bir demet gül vereyim mi?

Senden haber gelmeyince,
Bir kar yağar ince ince.
Sevgilim, diye her gece
Karanlığı sarayım mı?

Almamış gibi yazımı,
Güldürmesen de yüzümü,
Dile getirip sazımı,
Bir selâm göndereyim mi?

Fuat Edip Baskı

***

YÜZÜN PEMBE GÜLLERDEN

Yüzün pembe güllerden, sesin bülbülden güzel
Ey benim servi boylum, gözünden öpeyim gel
Özlenen vuslatındır bende en güzel emel
Ey benim servi boylum, gözünden öpeyim gel

Fuat Edip Baskı

***

SÖZÜ NEYLEYİM

Gündüzüm karanlık gecem uykusuz;
Teselli dediğin sözü neyleyim!
Kirpiğim yaş dolu, dudağım susuz;
Yüzümü görmeyen sözü neyleyim!

Fuat Edip Baskı

***
RÜZGÂR KIRDI DALIMI

Rüzgâr kırdı dalımı
Ellerin günahı ne
Ben yitirdim yolumu
Yolların günahı ne

Hep yar peşinde koştum
Hem küstüm hem barıştım
Kendim dillere düştüm
Dillerin günahı ne

Ne kış dedim ne bahar
Gezdim sabaha kadar
Erken ağardı saçlar
Yılların günahı ne

Fuat Edip Baskı

***

SEÇEMEZ OLDU

Hasretin sarınca deli gönlümü,
Rüzgârlar benim tek esemez oldu.
Bir uzun yola düştüm ki önümü,
Sıra dağlar kesemez oldu.

Baharı sevmişim gözünde senin,
Yolumu kaybettim izinde senin..
Bırak uyuyayım dizinde senin,
Gönül bu sevdadan geçemez oldu.

Fuat Edip Baskı

***
AMAN GÜLÜM

Al beni yanına artık
Yine halim yaman gülüm
Boşuna akıyor yazık
Sensiz geçen zaman gülüm

Fuat Edip Baskı

***

VEFA

Nazında senin özlediğim eski cefa yok,
Derdinde vefa var güzelim sende vefa yok.
Bezminde kadehsiz içilen meyde şifa yok,
Derdinde vefa var güzelim sende vefa yok.

Fuat Edip Baskı

***

BELLİ DEĞİL

Ben senin yoluna düştüm düşeli
Dağlar belli değil, düz belli değil
Bu aşk bağrındaki közü eşeli
Bahar belli değil, güz belli değil.

Umudum kırılır esen rüzgârdan
Gözlerim ıslanır kuru pınardan
Dargın mıyız nedir cilveli yardan
Selam belli değil, söz belli değil.

Fuat Edip Baskı

***

GÖNÜL İHTİYARLAR MI

Söyle, derdin sayısı, sevginin yaşı var mı?
Güzelim söyle bana gönül ihtiyarlar mı?
Seni yıllardır üzen o bembeyaz saçlar mı?
Güzelim, söyle bana, gönül ihtiyarlar mı?

Diyorlar ki sevgilim hayat kırkında başlar
Bir derde derman değil boşuna akan yaşlar
En yakın dosttan bile atılsa nice taşlar
Güzelim, söyle bana, gönül ihtiyarlar mı?

Fuat Edip Baskı

***

NE OLURDU

Birgün beni sevdin mi? Dedim bakıverdin.
Şüpheyle tereddütle içimden yakıverdin.
Bir damla yaş oldun da gözümden akıverdin.
Şüpheyle tereddütle içimden yakıverdin.

Bir tatlı tebessümle avutsan ne olurdu?
Aşkınla yanan bir eli tutsan ne olurdu?
Naz etmeği biranda unutsan ne olurdu?
Şüpheyle tereddütle içimden yakıverdin.

Fuat Edip Baskı

***

ÜSTÜNE

Nazlım yıkmış yine ay gibi kaşı,
Yüzüne gözüne vermiş telaşı!
Bize göndersede yağmuru, kışı,
Ben yine yazayım bahar üstüne.

Dikenler içinde şakır bülbülün,
Her mevsim yeniden açılır gülün.
Kuşlarla taşlarla söyleşir dilin:
Gözünü sevdiğim diyar üstüne.

Fuat Edip Baskı

***

TÜRLÜ

Kimi
Ayısına güveniyor
Kimi dayısına
Kimi kravatının
Kimi atının
Kimi apartman katının
Sayısına

Fuat Edip Baskı

***

BIRAKTI

Birinci gün;
İçini yaktı.
İkinci gün;
Cüzdanına baktı.
Üçüncü gün;
Bıraktı.

Fuat Edip Baskı

***

EVDEKİ TAMİRAT

-Gara Sarmat’a-
Tatbik eylemek için talimat ahkâmını,
Hiç durmadan dolaşır mektebin dört yanını.
Öğle teneffüsünde bir pusu kurması var:
Duvardan atlayanı hemencecik yakalar.

Talebeye cezadan söz atçı mı bir kere,
Maddeleri sıralar teker teker ezbere.
Dostlarını bu kadar ihmal etmezdi fakat,
Ne yapsın ki bitmiyor “evdeki şu tamirat!...”

Fuat Edip Baskı

***

HALİKARNAS BALIKÇISI

Yılların belini bükemediği çınar:
Boyu.
Kıyılarda esen rüzgar:
Huyu.
Rengine doyamadığı:
Deniz suyu.

Fuat Edip Baskı

***

Bu haftada şiirlere ayırdığım yazımızın sonuna geldik. Umarım gazetemizi okurken bu köşeyide okursunuz. Şiirsever bir toplumuz ama şiir okumayı pek sevmeyiz. Hasılı okumayı sevmeyiz ya.. kitap okumayı sevenler içinde de şiir kitabı okumayı seven çok az insana rastladım. Neyse.. fazla söze ne gerek; öyleyse şiir sevenler okusun o halde. Hepinize mutlu hafta sonları...



Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com

 Yayın Tarihi05.08.2012

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ŞEHRİMİZİN ÜNLÜLERİ 32


Yazı dizimizin bu bölümünde 4 ünlümüzü konu edindim. İlk olarak dizimize Beşiktaş’ın efsane başkanı, kendisiyle tanışma onuruna eriştiğim Sayın Süleyman Seba’yla  başlayacağım. Ardından sırasıyla Sakaryaspor’un eski futnolcusu, zaman zaman teknik direktörü olan Şaban Yıldırım’a, ünlü spor programı Maraton’un sunucusu Şansal Büyüka’ya ve Fenerbahçe’ye başkan olmuş Tahsin Kaya’ya yer vereceğim. 
  
SÜLEYMAN SEBA 

Süleyman Seba 5 Nisan 1926’da Hendek’te doğdu. İlkokulu Sakarya’da, Önce iki yıl Galatasaray Lisesi, daha sonra Kabataş Erkek Lisesi olmak üzere liseyi  İstanbul’da okudu. Kabataş Erkek Lisesi’ndeyken aynı lisenin futbol takımında oynayarak futbola başladı. Liseli yıllarının başlangıcında Beşiktaş Genç Takımı’na girdi. Beşiktaş’ta oynarken İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne başladı fakat yüksekokul eğitimini sürdürmeyerek yarıda kesti.

En büyük Beşiktaşlımız olan Seba, 1946’da Refik Osman zamanında A takıma yükseldi. 1946-47 döneminde İstanbul Ligi maçlarına hem ligin hem kendisinin  ilk maçı olan Fenerbahçe derbisiyle çıktı. Seba’nın bir gol kaydettiği maçta 4-3 yenilen Beşiktaş o sezon “Milli Küme”de şampiyon oldu. Fotbol hayatının bu ilk şampiyonluğunda oynadığı 9 maçta 6 gol attı.

Süleyman Seba 1947-48 sezonunda en verimli sezonunu yaşadı. Forma şansı bulamadığı maçta Başbakanlık Kupası’yla sezona başladılar. O sezon İstanbul Ligi’nde 14 maçta 8 gol atarken ve takımının en golcü ikinci ismi olurken, Beşiktaş İstanbul ikincisi oldu. 1947 yılında açılan İnönü Stadyumu için yapılan Beşiktaş - AIK (İsveç) maçında bu stattaki ilk golü attı ve tarihe geçti.

1949-50 sezonunda futbol hayatının ilk İstanbul Ligi şampiyonluğunu kazandı. 14 maçın 14’ünde de oynayan Seba, bir gol attı. 1950-51 sezonunun tamamında ve “İstanbul Profesyonel Ligi” adını alarak profesyonellliğe geçiş yapılan 1951-52 ligindeyse sakatlığı nedeniyle sadece 3 maçta forma şansı buldu.

1952-53 sezonunda da 9 maç oynadı ve 2 gol attı. 1954’te 28 yaşındayken menisküs nedeniyle futbolu bıraktı.

Süleyman Seba, kısa süren futbolculuğu döneminde A Milli Futbol Takım forması giyemedi. 15 Mayıs 1952’de Yunanistan’la yapılan maçta Ümit Milli Futbol Takımı formasını giydi.
1-0 kaybettiğimiz maçta Futbol Federasyonu Milli Takımı temsil etme hakkını Beşiktaş’a vermişti.

1957’de Beşiktaş’ın üyesi oldu. 1963’te ilk kez Beşiktaş yönetim kurulunda yer aldıktan sonra çeşitli dönemlerde aralıklarla Beşiktaş’ta yöneticilik yaptı. 1984’te Mehmet Üstünkaya’dan devraldığı başkanlık görevini 2000 yılına kadar devam ettirdi. Çok kötü geçen bir 18 yılın ardından Süleyman Seba dönemiyle seri başarılar yakalandı.
Beşiktaş’ta16 yıl süren başkanlığı boyunca 8 kongrede yapılan seçimleri kazandı. Onun başkanlığı döneminde kazanılan kupalar şunlardır:

5 Süper Lig
4 Türkiye Kupası
4 Cumhurbaşkanlığı Kupası
2 Başbakanlık Kupası
6 TSYD Kupası

Takıma kazandırılan başarıyı süreğen hale getirerek  şampiyon olmadığı sezonlarda bile ikinci sıradan aşağı düşmedi. Futbol takımı onun döneminde altın çağını yaşadı. Süleyman Seba bu başarılı döneme rağmen, amatör branşlara aynı ilgiyi göstermediği ileri sürülerek çok eleştirildi.

1980’lerin başında maddi bakımdan kötü durumda olan kulübü tesis zengini ve maddi açıdan zengin bir kulüp haline getirdi. Seba döneminde Akaretler’deki BJK Plaza, Fulya Stadı ve Kamp Tesisleri, Yeşilköy, Pendik ve Çilekli tesisleri, BJK Koleji yapıldı. BJK İnönü Stadı da, 1998’de 49 yıllığına Beşiktaş’ın oldu.

Beşiktaş’a büyük hizmetlerde bulunan Seba, 1999-2000 sezonunda futbol takımının birkaç başarısız sonuç alması üzerine tribün ve muhalefetin tepkisi arttı. 2000’de Mart ayında yapılan kongrede aday olmadı ve yerine Serdar Bilgili seçildi. Bu kongrede kongre üyeleri oybirliğiyle Hakkı Yeten’den sonra Beşiktaş’ın ikinci onursal başkanı olarak Süleyman Seba’yı seçti.
Başkanlığı bıraktığı 2000 yılında Akaretler’le Maçka semtleri arasında uzanan Spor Caddesine “Süleyman Seba Caddesi” adı verildi.

Seba, Beşiktaş başkanlığından önce Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul Bölge Müdürlüğünde görev yaptı.

***

ŞABAN YILDIRIM

Şaban Yıldırım 25 Ocak 1970’te Adapazarı’nda doğdu. Futbol hayatına Sakaryaspor altyapısında başladı. Futbol oynadığı dönemlerde Sakaryaspor, Denizlispor, Bursaspor  ve Çanakkale Dardanelspor’da forma giydi. 2000-01 sezonunun sonunda futboldan oyuncu olarak ayrıldı.

Oyunculuktan ayrıldıktan sonra Sakaryaspor’un genç takımında antrenörlüğe başladı. 2003-04 sezonunda Sakaryaspor’un A takımına geçti. Sezon sonunda ilk başarısını takımını Süper Lig’e çıkararak yaşadı. Ardından sırasıyla Samsunspor, İstanbulspor ve Mardinspor’u çalıştırdı. 2006-07’de sezonun ortasında tekrar Sakaryaspor’un çalıştırıcısı oldu. 2009’da takımı küme düşünce görevine son verildi. 2009-2010 sezonunun 19. haftasında Elazığsporun başına geçti. Elazığspor’u sonuncu olmaktan kurtardığı gibi beşinciliğe kadar yükseltti. Böylece Elazığspor’un kümede kalmasını sağladı. Sezon sonunda Elazığspor’dan anlaşarak ayrıldı.
2010 sezonunda tekrar Sakaryaspor’un çalıştırıcısı oldu. Takımını 2. Lig play-off şampiyonu yaptı. Ülkemize çok sayıda futbolcu kazandıran ve geçmişiyle çok daha yukarılarda olması gereken Sakaryaspor 1. Lig’e yükseldi. Bankasya adıylada bilinen 1.ligde de takımının çalıştırıcılığına devam eden Yıldırım, yeni başlayan sezonun henüz 5. haftasında bir yerel TV kanalında sporla ilgili yorumlar yaparken, telefonla katılan Sakaryaspor’lu yönetici Cihan Yıldırım, Şaban Yıldırım’ın görevden alındığını canlı yayında bildirdi. Bu sevimsiz olayın ardından Kasım 2011’de Sakaryaspor yönetimi değişti. Yeni yönetim teknik direktörlük  görevini kendisine iade etti. Takımın kötü gidişi üzerine 15 Şubat 2012’de kendi isteğiyle görevinden ayrıldı.

***

ŞANSAL BÜYÜKA

Şansal Büyüka 8 Ocak 1947’de Sakarya’da doğdu. Gazeteci, spor yazarı, program sunucusu ve spor yorumcusu olan Büyüka’nın babası araştırmacı Ömer Büyüka’dır. Kızı Sine Büyüka Ntvspor’da sunuculuk yapmaktadır.

Şansal Büyüka Sena Gazetesinin efsane müdürlerindendir. Efsane olmuş Maraton ve Televole programlarına imza atmıştır.

***

TAHSİN KAYA

Tahsin Kaya eski spor adamı. 1986 -89 yılları arasında Fenerbahçe’ye başkanlık yaptı. Fenerbahçe 1986-87 sezonunda 5., 1986-87 sezonunda 8. oldu.  Son sezonda takım 103 gol atarak bir rekora ulaştı ve şampiyonluğu yakaladı.
Tahsin Kaya zamanında Fenerbahçe’de Branko Stanković, Yılmaz Yücetürk, Birol Pekel, Pál Csernai ve Todor Veselinović teknik direktörlük yaptı.


DEVAM EDECEK


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com

Yayın Tarihi03.08.2012 

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ŞEHRİMİZİN ÜNLÜLERİ 31


Yazı dizimizin bu bölümünde 4 ünlümüzü konu edindim. İlk olarak NTV’de spiker ve sunucu olan Esra Sert’le yazı dizimize başlayacağım. Ardından sırasıyla eski futbolcu Hakan Keleş’e, ünlü spor spikerimiz Sabri Ugan’a ve bilardo sporunun unutulmaz ismi, yaşayan efsane Semih Saygıner’e yer vereceğim. 

ESRA SERT 

Esra Sert 1976 yılında Adapazarı’nda doğdu. 1994 Sakarya Atatürk Lisesinin ardından girdiği İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldu. 1999 yılından başlayarak yer aldığı NTV’de başlarda haber spikeri olarak görev aldı, ardından “Yakın Plan”, “Günün İçinden” adlı gündüz saatlerinde yayınlanan haber programlarını sundu. 2010’da NTV sabah haber kuşağı programı “Güne Başlarken”in sunucusu oldu. 2011 Nisan’ında“Güne Başlarken”deki  görevinden arılıp, gene NTV’de “Seçime Doğru”’ya geçti. Esra Sert evli ve bir kız çocuğu annesidir.

***

HAKAN KELEŞ 

Eski futbolcu Hakan Keleş 8 Ocak 1972’de Sakarya’da doğdu.

Profesyonel futbola 1993-94 sezonunda Edirnespor’la 3. Lig’de başladı. Burada oynadığı oyunla dikkat çekti. Bir sezon sonra Süper Lig takımı Bursaspor’a transfer oldu. Burada iki yıl oynadı. Daha sonra bir sezon da 2. Lig takımı Kayserispor’da oynayıp, 1998-99 sezonunda Ankaragücü’ne transfer oldu. 6.5 yıl Ankaragücü’nde futbol oynayan Hakan, toplam 202 lig maçında forma giyme şansı buldu. bir dönem Ankaragücünde takım kaptanlığı yaptı. 2004-05 sezonunda ara transferde 1. Lig takımı Antalyaspor’a geçti. Antalyaspor’da iki yıl oynadı.  2006-07’ Çanakkale Dardanelspor kadrosuna katıldı. Tekrar 2. Lig’e dönen Hakan Keleş’in sözleşmesi sezon sonunda feshedildi. Bunun üzerine oyuncu olarak futbolu bıraktı.

***

SABRİ UGAN

Sabri Ugan 24 Mayıs 1963’te Adapazarı’nda doğdu. Babasının görevi gereği bulunduğu İskenderun’da İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra İskenderun Demir Çelik Lisesi’ni bitirdi. 1980 yılında kazandığında adı “Bolu Sevk ve İdarecilik Yüksek Okulu” iken, 1984 yılında “Bolu İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi” olarak değişen fakülteden mezun oldu.
Gazetecilik mesleğine  “Gazeteci- Muhabir” olarak 1985 yılında Sakarya Gazetesi’nde başladı. 1991 yılına kadar altı yıl Sakarya Gazetesi’nin spor müdürlüğünü yaptı.
1992 – 1994 yıllarında başlayan özel radyolar furyasında açılan  dönemin belediye başkanı rahmetli Ünal Ozan başkanlığındaki Adapazarı Belediyesi’nin radyosu ART’de programcı ve sunucu olarak çalıştı. “Sevgi Devrialemi”, “Düş Tatili”, “Cadı Kazanı” programlarını hazırladı ve sundu. Sakaryaspor maçlarınıda canlı olarak anlattı.
1994’te Kanal 6’ya editör olarak geldi, bir süre sonra spikerliğe geçti. 1996’da Star Tv’den  teklif alınca Star Tv’ye transfer oldu. Türk takımlarının “Süper Lig”, “Şampiyonlar Ligi”, “UEFA Avrupa Ligi”ndeki maçlarını Sabri Ugan’ın anlatımıyla dinledik.
Basketbol, voleybol, boks, kick box, tenis maçlarını anlatarak sadece futbol maçlarının anlatıcısı olmadığını gösterdi.

Yerinden anlattığı ilk maç; 14-Mayıs-1997’de Hollanda’nın Rotterdam kentinde oynanan Avrupa Kupa Galipleri Kupası Finali olan Barcelona – Paris Sn.Germain maçı ilk gidip izleyerek anlattığı uluslar arası karşılaşmadır.
Şampiyonlar Ligi’nde; Nou Camp’ten Bayern Münih – M. United, Gelsenkirshen’den Porto – Monaco, Atina’dan Milan – Liverpool ve Bernabeu’dan İnter – Bayern Münih karşılaşmalarıyla birlikte 4 final karşılaşması anlattı.

“Arda Turan Aslan Yürekli Kaptan” adını verdiği birde kitabı vardır.

Evli ve bir çocuk babası olan Sabri Ugan sporu anlatmakla yetinmedi. Halen faal bir şekilde futboldan voleybola, tramplen atlamadan kayağa birçok sporu yapıyor.

***

SEMİH SAYGINER

Altı evladı bulunan  terzi Faruk Beyle, Süreyya Hanımın beşinci evladı olan, profesyonel “3 top Bilardo” oyuncusu Semih Saygıner 12 Kasım 1964’te Adapazarı’nda doğdu. 1978 yılında kendisi henüz ondört yaşındayken anne ve babasını bir trafik kazasında kaybetti. Bu olayın ardından öğrenimini yarıda bırakarak okumakta olduğu liseden ayrıldı.

Bilardoya 16 yaşında başladı. Arkadaşı Tezcan Şen ikna ederek İstanbul Şampiyonası’na katıldı. Burada kazandığı birincilikle 17 yaşında ilk birinciliğini kazanmış oldu. Bora Karatay’ın ardından ülkemizde yapılan yarışmalarda bir süre Türkiye ikincisi oldu. 1987’de ilk Türkiye şampiyonluğu keyfini yaşadı. 1991’de İstanbul’da açtığı bilardo salonunda bilardo tutkunlarına ders verirken tanıştığı öğrencilerinden Aygen Berk ile 1995’te evlendi. Bayanlar Türkiye Şampiyonluğu ve aynı zamanda Türkiye Bilardo Federasyonu kurucu üyesi olan Aygen  Berk’le Semih Saygıner’in evliliği uzun sürmedi.

German Open ve 1991 İstanbul Efes Pilsen Grand Prix dokuzuncusu ve 1992’de Berlin’de, dünya şampiyonu Raymond Ceulemans’ı 3-0 mağlup etti ve dünya sekizincisi oldu.

Bilardo ligleri içinde en önemli lig olan Hollanda takımlar ligine1994’te transfer oldu.
Antalya, Kemer’de düzenlenen Dünya (3 bant) Bilardo Şampiyonası’nda finalde Hollanda’lı Cerwin Walentijn’i 1998’de yenerek 1. oldu.
Tayfun Taşdemir’le 2003’de katıldığı, Almanya’daki Dünya Bilardo Takım Şampiyonası’nda
finalde Yunan takımını yendiler ve şampiyon oldular. Ünlü bilardocumuz Saygıner, 25 kez Türkiye Grand prix şampiyonu, 14 kez 3 bant, 10 kez Karambolde, Cadre 47/2’de ve tekbantta birer kez olmak üzere sayısız Türkiye Şampiyonlukları yaşadı.

Birçok kuruluş tarafından yılın sporcusu ödülüne layık görüldü. , Belçika’nın Antwerp şehrinde 7 Şubat 2004’te, 2003 Yılının En İyi Bilardo Oyuncusu seçildi.

2005’de Avrupa Kulüpler Şampiyonası’nda F.C.Porto takımıyla bronz madalya kazandı. 2006’da UMB’nin (Union Mondiale de Billard) dünya oyuncular listesinde 8. sırada bulunan oyuncumuz Potekiz Ligi’nde FC Porto Bilardo Takımı’nın 3 yıl kaptanlığını yaptı. Aynı yıl düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda gümüş madalya kazandı. Avrupa Kulüpler Şampiyonası’nda 2.liğe sahip oldu.

Ülkemize bilardoyu sevdiren ve hızla yaygınlaşmasında en büyük pay sahibi olan Saygıner aynı zamanda kurucusu olduğu bilardo federasyonunun 1996-1997’de olmak üzere iki yıl başkanlığını yaptı. 2009 yılında Arçelik televizyonlarının reklam filminde oynadı. Gene 2009’da ünlü İtalyan ıstaka üreticisi Longoni ile anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre Longoni armasının yanında Semih Saygıner imzasıda olan ıstakalarla maçlara çıkacak.

İlk Dünya Bilardo Şampiyonluğunu 1994’te kazanan bilardocumuz, dünyada “Mr. Magic” (Bay Sihir) ya da “The Turkish Prince (Türk Prensi)” lakaplarıyla tanınır. Türkiye’de bilardonun federasyonunu kuran adamdır. 9 yıl Hollanda, 3 yılda Portekiz liginde profesyonel oyuncu olan Saygıner, bilardo tarihine “Semih Saygıner Magic Shots” (Sihirli Semih Saygıner Vuruşları) olarak geçen, 42 özel vuruş tekniğinin sahibi ve bilardonun dünyadaki en bilinen ve en önemli adlarından biridir.

  
DEVAM EDECEK


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com


Yayın Tarihi01.08.2012