16 Aralık 2012 Pazar

YAKIN TARİHE BİR BAKIŞ: KÜRTLEŞTİRİLEN TÜRKLER KÜRTLEŞEN ERMENİLER VE PKK 5


Önceki bölümü bitirirken Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri için dindarlığın önemli olduğunu belirterek, okullaşmanın yaygın olmadığı “Köylüleşememiş bir topluluğun” en büyük etkileşimi dindarlıkla sağlanır demiştim. AKP’nin bu yörelerde sağ partilerin yerini alarak ikinci parti olabildiğini ekleyerek, İnan Kahraman’ın bu konuda söylediklerini bu yazıya bırakmıştım. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

“Doğu ve Güneydoğu’daki bu Kürtleşmenin bir diğer önemli ayağı ise AKP’nin artan etkinliğidir. PKK’dan sonra bölgedeki ikinci parti AKP’dir. Ancak AKP’ye verilen oylar da bölgedeki Kürt-İslamcı güçlenmenin İslamcı kolunu oluşturmaktadır.

Güneydoğu’da gördüğümüz Türklerin Kürtleşmesi olgusu 1960’larda başlayan sanayileşme ve göç olgusu ile birleşince 1990’lardan sonra etkilerini görmeye başladığımız yeni bir Kürtleştirme (...) (hareketineA.G) dönüşmüştür. Böylelikle sadece Doğu ve Güneydoğu’nun Türk nüfusu değil bütün Türkiye bir Kürtleştirme (...) ile karşı karşıya kalmıştır.

Türkiye’deki Türk varlığını hedef alan ve Batının yüzlerce yıllık Türkiye’yi Türksüzleştirme programını (...) (dolaylı olarak üstlenen A.G) üstlenen Kürt ayrılıkçılığının önünü kesmenin yolu da Kürtleşmenin önüne geçecek bir Türk programından geçmektedir.”

Geçenlerde epeydir görmediğim arkadaşım söyleşimiz sırasında ‘eğer sermayenin merkezi İstanbul istememiş olsaydı hiçbir batı ülkesi Kürt hareketini bu derece destekleyemezdi. Onlar halkın dağlardan inip kapitalist sisteme uyum göstermesini, üretilen mal ve hizmetlerin müşterisi olmasını istedikleri için yabancı sermaye ile örtüşen çıkarları sonucunda batı ülkeleriyle paralel tavır sergiliyorlar’ dedi. Sol aydınlarla sermayenin söylemlerinin ilk kez bir noktada birleştiğini belirtti. PKK’nın gizlendiği dağların Türk malı yiyecek ve giyecekle tıka basa dolu olmasını örnek olarak gösterdi. Ayrıca Doğu ve güneydoğu Anadolu’da hayvancılığın bitirilmesini buna bağladı. Ona göre hiçbir batı ülkesi o kadar uzun süre, o kadar çok yardım yapmazdı. Sizcede haklı mıdır bilemem ama bir görüştür, bu görüşün kendine göre dayanakları vardır. Yukarıda da andığım Bu dayanaklarını gerçekçi bulduğumu söyleyebilirim.

Şimdide başka bir kaleme geçelim. Bu konuyla ilgili görüşlerini ünlü tarihçimizin yazdıklarıyla pekiştiren Özgür Erdem’in yazdıklarını okuyalım.

“Bu konu birkaç ay önce Türk Tarih Kurum Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu tarafından da dile getirilmişti:

‘Araştırmalarımızda Kürt diye bildiğimiz insanların aslında yapısal olarak ‘Türkmen asıllı’ olduğunu, Kürt Alevi olarak bilinen vatandaşların ise -Ermeni kökenli- olduğunu gördük.’

Halaçoğlu bu açıklamasından sonra bölücü çevrelerin büyük tepkisiyle karşılaşmış, adeta linç edilmişti. Halbuki, bu yalnız Halaçoğlu’nun bir iddiası değil, pek çok tarihçinin kabul ettiği bir olgu.

Mesela Prof. Dr. Hasan Köni şöyle diyor:

‘Tehcir sırasında, yerinden olmamak için ‘convert’ olan yani Müslümanlığa dönen Ermeniler de var. Bunların kim olduğunu bilemiyoruz. Sayıları 300-400 bin kişi. Ayrıca dönmüş Museviler ve dönmüş Rumlar da var. Bunları maalesef Türkiye Cumhuriyeti kendi vatandaşlarını rahatsız etmemek için açıklamıyor. Belki de devletin içinde de yüksek rütbeye gelmiş, Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız var.’

Hrant Dink bile kabul ediyor bunu. Tehcire kaç kişinin tabi olduğunun tartışıldığı bir toplantıda şöyle diyor:

‘Aynı dönemde yaklaşık 500 bin Ermeni, din değiştirip Türk olmuştur.’

Batılı tarihçi Hans Lukas Kieser ise şöyle diyor:

‘Pek çok ipucu, Kürt Aleviliğinin beşiği olan Dersim’in en azından bir bölümünün Kürtleşmiş Ermeni asıllı halklardan oluştuğunu gösterir.’

(...) Halaçoğlu sözlerinin arkasında durmuş ve şöyle demişti:

‘Elimde bir liste var. Resmi belgelere göre dönmelerin listesi. Kimlerin dönme oldukları, Ermeni ismi, Türk ismi hepsi var. Hangi evde oturduklarına kadar var. Tehdit olarak söylemiyorum. Bunları açıklamıyorum, açıklamayacağım da. Şimdi ben bunları öğrenince ne yapayım? Paylaşmayım mı? Bunları Ermenileri kötülemek için söylemiyorum. Bazı Ermenilerin tehcirden kurtulmak için kendilerini Kürt Alevi gösterdiklerini söylüyorum.’

Yavaş yavaş yazı dizimizin sonuna geliyoruz.  Ulus devletlere son verme çabası içinde olan Amerika ve Avrupa Birliğinin, kendi ulus kimliklerini korumakta olmaları bu yüzyılın yaman çelişkisi olacaktır. Bizim içimizdeki ve orta doğuda cetvelle çizilen sınırlarla parçalanan siyasi coğrafyalarda kalan Kürtler birkaç amaç ve hedefle devletlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu yazının amacı bizi ilgilendiren yanını ortaya koymaktır. Gerisi halkımızın ve yöneticilerimizin bileceği iş...


DEVAM EDECEK


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com
Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com


Yayın Tarihi: 12.12.2012

10 Aralık 2012 Pazartesi

YAKIN TARİHE BİR BAKIŞ: KÜRTLEŞTİRİLEN TÜRKLER KÜRTLEŞEN ERMENİLER VE PKK 4



ÇİZGİ-YORUM COŞKUN GÖLE

Kürt milliyetçiliğinin bugün Türk milliyetçiliğiyle içselleştirilen ırkçı ve faşist tanımları aynen içerdiğini bizzat uygulamalarıyla görülmektedir. Bunun bir sebebi olmalı değil mi? Bana kalırsa bu nedenler şöyle sıralanabilir: 1.’si toprak ağalarının feodal yapıda yapılmak istenen değişimi engellemeleri, 2.’si tehcir sırasında Müslümanlaşarak oralarda kalan Ermenilerin Kürt milliyetçiliğinin içine sızmaları, 3.’sü emperyalist ülkelerin orta doğudaki emelleridir. Geçmişte yapılan hataları da 4. neden olarak sayabiliriz.

Bugünkü nesiller için uzak bir dönem, ülkeler tarihi içinse çok yakın bir geçmişten söz edelim. 1974’teki Kıbrıs çıkarması ve 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ilanı sırasında aynı ülkenin kıvançta ve tasada ortak vatandaşları olarak Kürt arkadaşlarım ülkeleri Türkiye’yle gurur duymuşlardı. Bu arkadaşlarım aradan geçen yıllarla birlikte bana olan ilgilerini sürdürdüler. Ben bir çoğuyla hala arkadaşım. İçlerinden bir kaçı 17 ağustosta çalıştıkları inşaat yıkılınca altında kalarak can verdiler. Onların sağ kalanlarıyla aynı sokakta serilen yataklarda komşuluk yaptık. Çay, sigara, su, ekmek paylaştık. Bizim güzelliğimizin birlikteliğimizden kaynaklandığını düşünüyorum. Bu ülke varlığını gene böyle sürdürecektir eminim. Yazımızın konusuna bakarak insanları milliyetlerinden dolayı ayırdığım sanılmasın. Sözünü ettiğim konu bir olguyu ortaya koymak içindir. Kimseyi dışlamak düşüncesinde değilim. Irkçılık karşı çıktığım şeydir. Bu ülke de asla ırkçı olamaz.

Bu girişin ardından İnan Kahraman’ın yazdıklarına kaldığımız yerden devam edelim.

“Elbette böylesi bir düzenin başındaki Kürt beyi egemenliğini ne Osmanlı idaresine ne de Cumhuriyet’e teslim etmek istemiştir. Her girişimde de isyan ederek bu egemenliğini korumaya çalışmıştır.
(...) böyle bir rejim içinde maraba toprağa bağlı bir köledir. Kürt beyini doyurmayan ona haraç vermeyen, (...) maraba, haklı davasında bile haksız duruma düşmek zorundadır.

Bu (...) derebeylik rejimi tarihin her döneminde Türklerin toplumsal ve iktisadi hayatlarının tam zıddıdır ve (henüz köylüleşememiş bile olmaktan A.G) kaynaklanan avantaj nedeniyle sorun Türklerin aleyhine olarak çözülecektir (gelişme ve özgürleşmeye giden insanlığın, belli kilometre taşlarından biri olan köylüleşme olgusu, köylüleşememekten dolayı eksiklik  yaratması gerekirken, -elbette bütün Kürtleri aynı kalıba sokmak haksızlık olur- eskiden derebeyinin, şimdi terör ağalarının sözünü dinlemek zorunda olmaları nedeniyle üstünlüğe dönüşebiliyor A.G).

“1990’lara gelindiğinde Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt derebeylerinin yerini Kürt terör ağaları almıştır. PKK terörünün giderek artan etkisi ile bölgedeki devlet otoritesi yerini terör örgütünün otoritesine bırakır.
Bölgedeki Kürt toprak ağaları ise bu kez PKK terörünün başındaki isimler olarak ortaya çıkarlar.
Bugün PKK’nın önde gelen isimlerinden Sırrı Sakık ve Ahmet Türk gibi pek çok ismin aynı zamanda bölgenin en büyük aşiretlerinin liderleri olması tam da bu gerçeğe işaret etmektedir.”

Yukardaki satırlar parantez içindeki sözlerimizi doğruluyor. Birde seçimlerde gelinen noktaya bakalım.

“1990’lara kadar merkez sağ partiler başta olmak üzere MHP ve CHP gibi partilerin de önemli ölçüde oy aldıkları Güneydoğu aradan geçen yirmi yılda egemenliğin adım adım PKK ve destekçisi siyasi partilerin egemenliğine girmiştir.

Kürtleşmenin boyutu o denli büyüktür ki yıllarca MHP çizgisindeki adayların seçim kazandığı Iğdır gibi bir milliyetçi Türk ilinde bile bugün belediye seçimlerini PKK’nın siyasi partisi kazanmaktadır. AKP’li Cemil Çiçek bile son yerel seçim sonuçlarının ardından yaptığı değerlendirmede ‘PKK Ermenistan sınırına dayandı.’ diyerek bu gerçeği itiraf etmek zorunda kalmıştır.”

Bu bölgelerde dindarlık önemlidir. Köylüleşememiş bir topluluğun en büyük etkileşimi  dindarlıkla sağlanır. AKP buralarda sağ partilerin yerini alarak ikinci parti olabilmiştir. İnan Kahraman’ın bu konuda söylediklerine gelecek yazımızda bakacağız.

 
DEVAM EDECEK


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com


Yayın Tarihi: 10.12.2012 

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 151 (Gönül Duranoğlu 1)



Merhaba sevgili okurlar. Bu haftadan başlayarak beş hafta Gönül Duranoğlu ve şiirleriyle birlikte olacağız. Önce şairimizi tanıyalım

“1940 yılında Ankara’da doğan Gönül Duranoğlu ilk ve orta okulu Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde okudu. Daha sonra girdiği Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde Hocaları Ali Avni Çelebi ve Cemal Tollu’dan Sanat Eğitimi aldı. Aynı zamanda ressam olan şairimizin Resmi ve özel kolleksiyonlarda resimleri vardır. Üç sanat kuruluşunun kurulmasında önemli katkılarda bulunmuş, hatta bu kuruluşların bizzat kurucusu olmuştur. Resim çalışmalarıyla birlikte edebiyat çalışmalarına da şiir, deneme ve araştırmalarıyla sanat, edebiyat dergilerinde devam etmektedir. Gönül Duranoğlu, hayatın içinden geçen her türlü olgu ve olaylardan  gözlemlediklerinden edindiği izlenimlerini düşünsel, eleştirel ama içine kalbinide kattığı kendine özgü duygulu bakış açısıyla şiirlerine dökebilmiştir. Şiirlerinin tamamında geçmişten geleceğe uzanan iki uçlu yapı görünür. Geniş açılımlı, biraz geçmişe özlemide taşıyan, eleştirel ve nitelikli, bireysel ve toplumsal açıdan aydın sorumluluğuyla biçimlenmiş yaşam anlayışını öne çıkarıyor. Aydınlanmacı, savaşımcı çağdaş insan tutumuna kadın duyarlılığını ekleyerek bunu yapıyor.

Kısaca şairimiz ressam, şair ve yazardır. Cumhuriyetin ilk yıllarının duygularıyla kazandığı ülkünün etkisini eserlerinde görmek mümkündür.

Sırada şiirleri var. Zevk alacağınızı umuyorum.

***
...

Ben tüm kişilerinin
Mutsuz olduğu,
Bir garip kentin çocuğuyum
Yalnızlığım saçaklardan
Damlar içime
Benim yağmurlarım dinince,
Evrenimde toprak kokusu yoktur.
Ben sarhoş anılarımın rüzgarında
Delik deşik bir yaprak
Bazen de mutsuzluğunca mutlu
Bir bilinmeyen dert için
Bir bilinen kişiyi ararım ki
Mutlu mu mutlu

Gönül Duranoğlu

***

ACI VE İNSAN

Her insan acısıyla birlikte büyür
Ben acılarımı avutmak için beşiğimde salladım
En büyüğünün benden de umarsız olduğunu bildiğimden
İlk umutsuz aşkımı ona bağışladım

Acım ve ben hep aynı sularda yıkandık
Yıkık külhanlarda başka acılarla tanıştık
Hele biriyle öyle dost olmuştuk ki
Sahibine dönme vakti geldiğinde ardından ağladık.

Herkes kendi acısını ayak sesinden tanır
Zamanla aileden olurlar
Onlara alışıyorum gittiklerinde özlüyorum
Benden ayrı yaşarlar mı bilmiyorum

Geri dönmelerini istemesem de ayıp olmasın
Gittiklerinde arkalarından bir kova su döküyorum

Gönül Duranoğlu

***

AĞITLAMA

Ne zaman elimi uzatsam
Bir ölü nokta boşlukta
Tersine basılmış fotoğraflar gibi
Yanlışları yaşamışız bunca yıl
Neden uyarmadık birbirimizi

Sen mi erken geldin ben mi geç kaldım
Nerelere koysam seni bilemiyorum
Ak yazım yerine kara yazım olanım
“ İki elin kanda olsa gel” diyorsun
Yüreğim kan içinde gelemiyorum

Kolunu boynumdan çözemediğim
Ben bir yol ayrımı bekçisiyim
Tutma acılarımı yanar ellerin
Yaşansaydı güzel mi olurdu böylesine
Nice direnmelerde büyüttüğüm sevgin.

Gönül Duranoğlu

***

ANNE BAK KAR YAĞIYOR

ne zaman kar yağsa
soğuk bir hüzün umarsız bir acı
gelir çöreklenir sayrılı yüreğime
bak anne kar yağıyor gene
küçükken her çocuk gibi
yağdığında sevindiğim kar
sanki yüreğime yağıyor anne
çocukluğumun soğuk kış gecelerinde bana
kocaman bir yorgan gibiydin
yıllar seni ufalttıkça
ben çocukluğumdaki sen gibi
kocaman oldum anne
her derdimiz için bir parça koparttık senden
senin yüreğin dağ gibi kalırken
benim yüreğim hala küçük bir çocuk anne
bak yine kar yağıyor yüreğimi üşütüyor
küçükken ellerimi ısıttığın gibi
yüreğimi ellerinin arasına alıp
ısıtabilir misin anne..

Gönül Duranoğlu

***

AYIŞIĞI EZGİSİ

Zamanla bölüşürüz acıları
O bir Etrüsk vazosu gibi çatlar
Sunak masalarında konuşulur
Kadınlığımızın bedeli.
Vurur yüreğim en olumsuz tellere
Çocuk acısıyla sınanmasın analar
Son adağını verirse
Kin kokulu çiçekler açar
Uykunun olmadığı yerde.
Artık boşunadır korku üretmek
Bir ayışığı kalır hesap sorulmadık
Düşlerini yaşamamış çocuklarımız
Işıklarıyla oynasınlar diye.

Gönül Duranoğlu

***

BİR DENİZ ÖYKÜSÜ

Kuşların bile uğramadığı
Bir adadır yalnızlık
Bu ada benim, dört yanım deniz
Sevgi ve hüzün yosun saçlı
İki kızkardeştir burda
Ben ve adam dört yanımız deniz
Sıkıldıkça milis gençliğimi anlatırım adaya
Kıyamadığım, hiçbir yere koyamadığım
Titreyen yüreğimden iki damla yaş
Akar sessizce eski meydanlara
Derler ki her sonbaharda
Hala yası tutulurmuş oralarda
Yaşanmamış gençliklerin
Güneşin batışıyla lacivertlenirken akşam
Ben ada bir sevdayı bekleriz
Ağustos kapısında
Gelir güvercin gülüşlüm
Saçları başak kokar
Gözleri yıldız yıldız
Heybesinde temmuz gülleri
Kokuları yosun yosun
Renkleri deniz deniz

Gönül Duranoğlu

***

BU SEVDA ZEHİRLER SENİ

para para ışığa kesmiş
dingin bir sabah denizinin
acır kanat uçları uçamaz martı yavrusu
dalgalar köpük köpük ağlar gözlerinde
ben bu sevda zehirler seni demiştim
o ateş gecesinin kızıl oklu şafağında
neden hep dikenli dal uçları içinde
kanar durmadan yüreğin uzaklarda
beyaz bahar kelebekleri konar saçlarına
başında beyaz gelin çiçekleri gibi
uzak ve soğuk bir gülüş kalmışsa uzaklarda
kırılganlıklar bir kenarda hep vardır

Gönül Duranoğlu

***

ÇOCUK RESİMLERİ

Güneşi çocuklardan öğrenin
Ağzı, burnu, kaşı, gözü
Güler hep dağ doruklarında
Kuşları çocuklardan sorun
Her biri güneşten daha kocaman

Yerle gök yer değiştirir bazen
Tüm yapraklar gül pembesi boyanır
Yeşil atlar koşar güneşe doğru
Sevinçler hep portakal rengidir

Birden bir çocuk resmiyle kanatır yüreğimi
Kuşlar uçmayı bilmez güneş kör olmuş
Yağmur tedirginliği bütün renklerde
Anlarım bu çocuğun eline
Hiç portakal verilmemiş

Gönül Duranoğlu

***

DAĞ ŞİİRLERİ-SİSYPHOS 1.

Acıyla eski dostuz
Sevgiye adaklı
Yine de yalnız
Çıkarım yolculuklara
Kendine konuk
Bir dağlıyım
Ben bu dünyada
Torosları boyarım
Sabahtan akşama
Bulutlar siler boyalarımı
Akşamdan sabaha
Oysa dağlar sever
Yaban dağlıları

Gönül Duranoğlu

***

DAĞ ŞİİRLERİ-SİSYPHOS 2

Ben bir Tibet büyücüsüyüm
Cimrice saklarım heybemde
Zamanı ve sevgiyi
Tütsüler toplarım
Güneşsiz yamaçlardan
Dağlılar izimi sürer
Göstermeden kendilerini
Geceleri yalnız dolaşırım
Tekinsiz yıkıntılarda
Bu yüzden herkes
Biraz korkar benden
Oysa ben
Herkesten daha çok
Korkarım kendimden

Gönül Duranoğlu

***

Şairimiz Gönül Duranoğlu’yla beraberliğimizin sonuna geldik. Gelecek haftada şairimizin şiirleriyle birlikte olacağız. Hepinize mutlu hafta sonları diliyorum.



Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com


Yayın Tarihi: 09.12.2012

7 Aralık 2012 Cuma

YAKIN TARİHE BİR BAKIŞ: KÜRTLEŞTİRİLEN TÜRKLER KÜRTLEŞEN ERMENİLER VE PKK 3




ÇİZGİ-YORUM COŞKUN GÖLE
 
Değişmiyen sosyal yapısıyla, istila edercesine yerleştikleri kentleri kendilerine benzetmeleriyle Kürtçülüğün ırkçı nitelikler taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Geçen yazımızda İnan Kahraman’ın bu konuda yazdıklarına yer vermeye başlamıştık. O yazıdan seçtiğim bölümlerle devam edelim.

“Kürtçüler yıllardır Türk devletinin Kürtleri asimile ettiğinden, Kürtlere yönelik bir “imha ve inkâr politikası”ndan bahsetmektedirler ama rakamlar tam tersini söylemektedir. Türkiye’nin Türk yoğunluğu bulunan Batı bölgelerinde yıllardır varlıklarını koruyan ve asimile olmak bir yana gittikçe sayılarını arttıran Kürtler, çoğunluk oldukları Güneydoğu Anadolu’da Türk nüfusu tamamen asimile etmişler ve Güneydoğu’yu tek bir Türk kalmamacasına Türksüzleştirmişlerdir.”

Sadece güneydoğu mu? İstanbul’da bile böyle bir uygulama var. Bu bazı mesleklerde kendini belli ediyor. Mesela bazı hatlarda minibüs taşımacılığında, mesela sebze hallerindeki kabzımallıkta, pazarcılıkta, işportacılıkta başkasına iş yapma hakkı tanımıyorlar. Bu konuda ne çok kavgalar olmuş ve bu haberler gazetelerin birinci sayfalarında yer bulmuştur. Taşeron  işlerde mafyatik uygulamalarla egemenlik kurarak, inşaat işçiliğiyle konut sektörüne kadar uzanarak, yerleştikleri bölgelere yabancıları almayarak, kenar ve dış semtlerden içe doğru giderek şehirleri Kürtleştirme hareketinin uzun yıllardır sürdürüldüğünü söyleyebiliriz.    

Bu durumla ilgili olarak İnan Kahraman’ın yorumu şöyle:

“Kürtçülerin iddiası Kürtlerin Doğu ve Güneydoğu’da Türklerden bile daha önce bulunduklarıdır. Ancak her ne hikmetse binlerce yıllık Kürt toprağı olduğu iddia edilen ve adına da Kürdistan dedikleri coğrafyada bugün bile Kürtçe değil Türkçe konuşulmaktadır.
Üstelik bağımsız Kürdistan için ayaklanan bölücü örgüt PKK’nın elebaşları, en başta da Apo, Kürtçe bilmemekte, Kürtçü örgüt her türlü iletişim ve propaganda faaliyetini de Türkçe yürütmektedir.

Binlerce yıllık bir Kürt egemenliğinin bulunduğu iddia edilen bir bölgede, bölge halkını geçtik, terör örgütü bile hala iletişim dili olarak Türkçe’den başka bir dil kullanamıyorsa ve bu topraklarda bugüne kadar tek bir Kürt devleti bile kurulamadıysa ortada açık bir Kürtçü çarpıtma olduğunu düşünmek gerekir.”

PKK’nın 12 eylül sonrasında Orgeneral Turgut Sunalp tarafından Kürtçü ve Solcu KAWA örgütünü (*1)  yok etmek için kurulduğunu AKP milletvekili ve gazeteci Şamil Tayyar söylemişti. Öylede olsa sonuçta bu hareketin hamiliğine soyunan üstelik mütteffiğimiz olan ülkelerin (*2) sayesinde PKK hak iddialarıyla Türkiye’nin bütünlüğüne göz dikmiş bir terör örgütüdür. İnan Kahraman’ın dediği gibi bu örgütün lider kadrosu Türkçeden başka dil bilmemektedirler. Kapatılmaktan ve isim değiştirmekten başka temsil iddiasında bulundukları bölge halkına fayda sunamayan PKK uzantısı gibi duran BDP milletvekillerinden birçoğu hatırlarsınız sanırım, açılan Kürtçe dil kurslarına gitmişlerdi. (...) Şimdilik bu kadarla yetinelim ve İnan Kahraman’ın yazdıklarına dönelim.

 “ (...) ne yazık ki dil kültür, uygarlık gibi değerler sadece ve sadece tarihsel süreçlerin ürünüdür ve silahla yaratılamamaktadır.

Silahın yetersiz kaldığı yerde ise Kürt(çü)lerin imdadına yine Batılı emperyalist devletler yetişmiştir. Neredeyse üç yüz yıldır İngiliz Rus ve Amerikalılar tarafından kurulan ‘Kürdoloji’ enstitülerinde Kürtçe diye bir dil yaratılmaya çalışılmaktadır ama yine de ortada adına dil denebilecek yeterlilikte bir ürün ortaya konabilmiş değildir.”

Peki halkın kullandığı dil Kürtçe değil mi? Kürtçedir ama edebi ve bilimsel yazı birikimi olmayan bir dildir. Farsça ve Arapça egemenliğinde içinde çok sayıda Türkçe kelimelerin olduğunu, kelime ekleriyle fiil çekimlerinin Türkçe dilbilgisi kurallarına benzediğini söylersek abartmış olmayız.



DEVAM EDECEK


(*1)  bknz: Kawa - Kürt sorunu ve Etnik Örgütlenmeler 1 Yazar:Raşit Kısacık
(*2)  bunlardan biride Fransa’dır. Fransa eski cumhurbaşkanı Fransua Miterrand’ın eşi Daniela Miterrand ülkesiyle ülkemizin ve Irak’ın kürt bölgelerini komşu kapısı yapmış, oralarda bir takım siyasi çalışmalar yürütmüştü)



Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com




YAKIN TARİHE BİR BAKIŞ: KÜRTLEŞTİRİLEN TÜRKLER KÜRTLEŞEN ERMENİLER VE PKK 2


Terör örgütüyle yapılan dolaylı görüşmelerin akan kanı durdurmak kadar asıl amaca varmak konusunda anlaşma sağlamak için yapıldığını belirterek ilk bölüme noktayı koymuştum. İkinci bölüme geçmeden önce asıl amacın ne olduğuna değinmek gerekiyor
Başbakan üniter yapıya dokunmamaktan söz etse bile Büyükşehir Belediye yasalarıyla üniter yapıdan vazgeçildiğini anlıyoruz. Başbakanın Valilerin seçimle göreve gelmesi fikride başka türlü açıklanamaz. Anadilde eğitim, anadilde savunma gibi isteklerin karşılanması da bölgesel farklılığın kabulü, üniter yapının terki anlamını taşır. Parçalı yapıya sahip devlet yapısına adım adım gidiyoruz. Asıl amaç işte bu. Türkiyeyi federeatif ve dini buyrukları devlet yönetiminde esas alan yapıya sokmak olarak özetleyeceğimiz bu yapıya Başbakanımızın düşündüğü denetimsiz, tüm yetkileri kuşandığı başkanlık sistemini de eklerseniz 21. yüzyılda hem çok parçalı, hem totaliter yönetimlerce yönetilen ülke olmaya doğru koştuğumuzu görürsünüz. Peki bu noktaya nasıl geldik? Bunun AKP önceside var. Bu yazının bir amacı bu konuyada ışık tutmak... ilk bölümde Kürtleşen Ermenilerden söz ederken Türklerinde Kürtleştirildiğini belirtmiştim. Yazar İnan Kahraman bu konuda şunları yazmış:

İnan Kahraman soruyor; Asimile Olan Kim: Türkler mi, Kürtler mi?

“Genç cumhuriyet kuruluşundan itibaren etnik meseleyi çözmek ve ulusal devlet yapısını güçlendirmek için bir program uygulamaya koymuştu. 1927 yılında bu planın ana hatlarını çizmek açısından bir nüfus sayımı yapıldı. Bu nüfus sayımında vatandaşlara ana dili soruldu ve her dilin bir etnik kimliği simgelediği düşünülerek Türkiye’nin etnik bileşimi çıkarıldı. Sonuçta Türkiye nüfusu 13.648.270 olarak belirlenmiş, 11.777.810’lu Türk nüfusa karşı 1.184.446 Kürt nüfus tespit edilmiştir. 1927 yılı rakamları ile bakıldığında Türk nüfusun Kürt nüfusun 10 katı olduğu görülmektedir.
Bu tarz bir nüfus sayımı son olarak 1965 yılında yapılmış, 1927’de toplam nüfusun %8,5’ine denk düşen Kürt nüfus aradan geçen zaman zarfında oransal olarak gerilemiş ve %6’ya düşmüştür. Demek ki 40 yılda Kürt nüfus Türk nüfusa oranla % 2.5 gerilemiştir. Bu gerileyiş ise son derece normal bir durum, ulus-devlet olma sürecinin ve sosyolojik gerçeklerin doğal bir sonucudur.”

Burada araya girmek ihtiyacı duyuyorum. Henüz Anadolu şehirciliği kavramı oluşmadığı için İstanbul Ankara İzmir gibi şehirlerin sosyokültürel farklılığı baskındı ve erişilmesi gereken kentlilik olgusunu temsil ediyordu. Köylü yığınların yoğun göçü bu görünümü bozdu. Hızlı gecekondulaşmayla birlikte şehirlerin dokusu değişti. Göçenler büyük şehrin kültürüne uyacaklarına bu şehirleri kendilerine uydurdular. Yapılamayan toprak reformu ile Kürt derebeyliğinin yerinde kalması, geleneklerinden kopmayıp kızlarını eğitime vermeyen, köylü bile olmayan kitlelerin büyük şehirlere göç etmesi ulus devlet olma sürecini tıkamıştır.
İnan Kahraman buna şöyle değinmiş.

“Ancak bugün geldiğimiz tabloya baktığımızda 1965’lere kadar normal seyrinde giden bir toplumsal sürecin önemli bir kırılma yaşandığı ve sürecin tersine döndüğü gerçeği ile karşılaşıyoruz.

Kürtçülerin bugünkü iddiası Türkiye nüfusunun yaklaşık 20-25 milyonunun Kürt olduğudur. Elbette bu büyük bir uydurmadır ama bu rakamın sadece yarısının doğru olduğu bile kabul edilse ortada sosyolojik gerçeklere tamamen ters bir garip durum oluşmaktadır.”

Kürt nüfusundaki artışın sebeplerine şimdi geliyoruz.

“Aynı durum Güneydoğu Anadolu bölgesi özelinde daha belirgin bir biçimde kendini göstermektedir. 1927 nüfus sayımında Güneydoğu Anadolu’da nüfusun yaklaşık %25’i Türk’tür.
1927 yılında Diyarbakır’da 56 bin Türk yaşamaktaydı. Bu da toplam nüfusun %30’u eder.
Bugün ise Diyarbakır’da 1.36 milyon kişi yaşamaktadır. Eğer bugün de aynı oran olsaydı, Diyarbakır’da 393 bin Türk yaşıyor olmalıydı!
Yine örneğin Urfa’da 1927’de 82 bin Türk yaşıyordu ve Türklerle Kürtlerin oranı aynıydı.
Bu oranlar korunsaydı bugün Urfa’da 575 bin Türk yaşıyor olacaktı!
Ancak Güneydoğu’da böyle bir Türk nüfus artık kalmamıştır.
Çünkü Türkler, Kürtler içinde hızla erimiş ve Kürtleşmiştir. (Türklerin Kürtleştirilmesi ile ilgili kapsamlı bir analiz için bkz. Gökçe Fırat, Kürt Sorununda Gizlenen Gerçekler ve Kürt İstilası, İleri Yayınları, 2007)

Bu ise Kürt kimliğinin aslında nasıl da ırkçı bir kimlik olduğunu göstermektedir.”



DEVAM EDECEK



Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com


Yayın Tarihi: 05.12.2012


4 Aralık 2012 Salı

YAKIN TARİHE BİR BAKIŞ: KÜRTLEŞTİRİLEN TÜRKLER KÜRTLEŞEN ERMENİLER VE PKK 1



“Türkiye’de iç savaş devam edecek, Türk ekonomisi sıfır noktasına inecek, vatandaşlar başkaldıracaktır; Türkiye bölünecek ve Kürt devleti kurulacaktır. Ermeniler Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelesini desteklemelidir. Bugün Türklerin elinde olan topraklar yarın Ermenilerin olacaktır.” (Lübnan  Ermeni  Ortodoks  Başpiskoposu, 1993)

Türk elçiliklerine yaptığı saldırılarla ünlenen ve birçok elçi ve konsolosumuzu katleden ermeni terör örgütü Asala 1973 yılında kuruldu. Türkiye’nin kararlı ve dirençli mücadelesi sonucu bu terör örgütü 1985 yılında fiili varlığına son verdi. Başta okuduğunuz Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposunun sözleri, sona eren Asala örgütünün fiili varlığı bitmiş olsa da başka bir kanalda devam ettiğini gösteriyor. Kaldı ki Ermeni ülküsü Asala örgütüyle sınırlı değil, tahmin edeceğiniz gibi öncesi de var, elbette sonrası da olacaktır. Konumuz PKK-Ermeni, Kürt-Ermeni ilişkileri ile Türklerin Kürtleştirilmesi. Ana konumuzu ilgilendirdiği kadarıyla bu alana da değineceğim.

1925 yılında çıkan Kürt isyanında yakalanıp idam edilen şeyh Sait’in torunu olan Abdülillah Fırat’la yapılan söyleşiden bölümleri bizlere aktaran yazar Ahmet Dinç’in 26 ekim 2006 tarihli yazısıyla konumuza girelim.

“Bölge halkının bu insanlarla kirvelik yaptığını belirten Fırat, ‘Sadece dedemin babası Şeyh Mahmud Feyzi zamanında 500'ün üzerinde Ermeni köyü toptan Müslüman oldu.’ diyerek yeni bir tartışma başlattı. Zaman’a çarpıcı açıklamalarda bulunan eski Erzurum Milletvekili Abdülilah Fırat, din değiştiren bu kişilerin 1915’teki olaylar sırasında ‘ortada durduğunu’ anlattı. Fırat, ‘Ne Ermeni'den ne de bizden yana oldular. Olayları önlemek için çok uğraştılar. Ancak PKK olayı çıktıktan sonra bu köylerin çoğu PKK'dan yana oldu ve bize tavır aldı.’ ifadelerini kullandı. Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink'in, ‘Soykırımı asıl Kürtler yaptı’ iddiasına da tepki gösteren Fırat, ‘Önce onlar Müslümanlara saldırdı.’ karşılığını verdi. Avrupa ülkeleri ve Rusya’nın 18. yüzyıldan itibaren Ermenileri kışkırttığını vurgulayan Abdülilah Fırat, şöyle konuştu: ‘Biz sadece canımızı, namusumuzu koruduk. Ermenilerin anayurdu Filistin’dir. Romalılar sürmüştür Anadolu’ya. Kürtler, onlara Filistinli anlamında ‘Fille’ der. Ermeni tehciriyle ‘Fille’ler geldikleri yerlere yani anavatanlarına geri gönderildi. Çatışmalarda ölen Ermeni sayısı birkaç bini geçmez.”

Burada bir gerçekle karşı karşıyayız. Tehcir (güvenlikli bölgeye taşıma) sırasında hiçte azımsanmayacak sayıda Ermeni Müslüman olup köylerinde kalarak Kürtleştiler. Yazımızın ilerleyen bölümlerinde Kürtleşme veya Kürtleştirme hareketinin sadece Ermenilerle sınırlı kalmadığını göreceğiz. Türklerde paylarına düşeni fazlasıyla aldılar. Ahmet Dinç’in yazdıklarına devam edelim. 

“(Abdülillah Fırat;) Dedeleri Şeyh Said, onun babası Şeyh Mahmut Feyzi ve dedesi Şeyh Ali Palevi zamanında binlerce Ermeni köyünün toplu halde Müslümanlığa geçtiğini ve süreç içinde bunların Kürtleştiğini dile getir(di)...”

1991 seçimlerinde 19. dönem ve 1995 seçimlerinde 20. dönem Refah Partisi Erzurum Milletvekili olan ve 28 şubat süreciyle kapatılan Refah Partisinin yerine açılan Fazilet Partisine geçen Abdülillah Fırat’ın sözlerine yer veren Ahmet Dinç’in yazısının son satırları şöyle. 

“Abdülilah Fırat, Ermenilerin Kürtlere karşı bir hıncı olduğunu söylüyor. Fırat’a göre bu hınç, Batılı devletlerin önerdikleri, ‘gelin Osmanlıdan ayrılıp Ermenilerle beraber bağımsız bir devlet kuralım’ önerisine Kürtlerin hayır demesiyle başladı. Şimdi Avrupa bu fesadı devam ettiriyor.’ diyen Fırat, sözlerine şöyle tamamlıyor: ‘Ermenileri dün silahlandırıp üzerimize salanlar, şimdi de başka bir manada soykırım yasalarıyla üzerimize salıyor. Yani bu 100 yıllık kampanya değişik usullerle halen devam ediyor. Kürtleri birlik içinde tutmanın tek yolu din duygusudur. Kürtler dinden uzaklaşınca kimse onların önünü alamaz. Hatta Ermenilerle birleşip ayrılırlar. Son 30 senedir bir kısım Kürtler sünnet olmadı, yani dinden bu kadar uzaklaştı.”

Ak Partide bu savlarla Kürt isteklerine yanaştı. Türkiye’yi dönüştürme hareketi içinde sadece inanca dayalı değişim olmamasının diğer sebebide budur. PKK’lı Kürtlere hak ve hürriyetler verilince terör durur ve ayrılıkçı fikirler bertaraf edilir sanıldı. Habur kapısından giriş yapan teröristler taraftarlarınca kahraman gibi çiçeklerle karşılanıp ayaklarına götürülen mahkemeyle yargılanarak serbest bırakılınca yapılan işin yanlışlığını gören halkın tepkisi karşısında Ak Parti, özellikle başbakan dilini değiştirmek zorunda kaldı. Aslında ulaşılmak istenen asıl sonuçtan vazgeçilmiş değil. Nitekim terör örgütüyle dolaylı görüşmelerin yapılması, akan kanı durdurmak kadar asıl amaca varmak içindir de.



DEVAM EDECEK



Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com


Yayın Tarihi: 03.12.2012

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 150 (Onat Kutlar 3)



Merhaba sevgili okurlar. 2 haftadır Pazarları şairimiz Onat Kutlar ve şiirleriyle birlikte olduk.  Bu hafta son kez bitlikte olacağız. Daha önceki iki hafta şairimizi tanıtmıştım, kaçıranlar olabilir düşüncesiyle gene önce kendisini tanıyalım, sonra şiirlerine devam ederiz.

“25 ocak 1936 yılında Alanya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketi Gaziantep’te tamamladı. İstanbul Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini son yıl yarıda bıraktı, felsefe öğrenimi için Paris’e gitti. Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Doğan Kardeş dergisinde sekreterlik yaptı. 1956 yılında, a dergisinin, 1965’te ise Türk Sinematek derneğinin kurucuları arasında yer aldı ve 1976 yılına kadar aynı derneğin yöneticiliğini yaptı. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim ve Yürütme Kurulu üyesiydi.

1952’de çeşitli dergilerde yer alan şiirleriyle tanınmaya başlayan Onat Kutlar, Gösteri, Hisar, İlke, Küçük Dergi gibi dergilerde şiirlerini yayımladı. Duyarlı, ayrıntılara inen, açık bir söylemle yazdığı şiirlerinde toplumsal durumlar ve konumlar öne çıkmaktaydı.
İstanbul’da The Marmara Oteli’nin pastanesine konan bombanın patlaması sonucu yaralandı, 15 Ocak 1995’te yaşamını yitirdi.”

Kısaca şairimiz böyle tanıtılmış, sıra şiirlerine geldi.

...

GÜNLÜK ŞİİRLER

Sen gittikten sonra iki çalgıcı
turnalar semahını çaldı ve kimse dinlemedi onları
benden başka. Sarımsak kokusunun
yoksulluk ve rakıyla buluştuğu saygısız kalabalıkta
kimse duymadı beni terkeden
kanatların bıraktığı esintiyi. Biri incecik öbürü kalın
iki tel vururken çalgının yüreğine
nicedir aklımı kurcalayan Bertold Brecht'in
'Sevenler' şiirini düşündüm bir yaşamdan ötekine
yanyana uçan iki turnayı. Taa yirmisekizlerden.
'Güneşin ve ayın az değişken dilimleri altında
uçup giderler yine, böyle tutkun birbirine.
Hey, nereye gidersiniz? - Hiç bir yere - Nerden gelirsiniz?
Her yerden. Sorarsınız, ne zamandır birliktesiniz? diye.
Az zamandır. Ne zaman ayrılacaksınız peki? - Yakında.'
Çıktığımda hava acıktı ikindi güneşi gibi
nicedir ısıtmayan parlak ayın az değişken dilimleri altında
yürürken sordum kendi kendime. Nereye gidiyorsun?
Hiç bir yere. Ne zamandır yalnızsın? Bilmem, denize
ve ayışığından yapraklar kesen
şiire sormalı bunu. Daha yazılırken
bir anıya dönüşen şiirlere
Sordum kendi kendime ne yapılabilir çamurdan? Heykel
Acilardan? Aşk. Yoksulluklardan
bir devrim bile yapılabilir. Ama hiç bir sey
hiç bir sey yapılamaz ayrılıklardan.
Sen, çalgıcılar ve ayışığı çekip gittiniz uykunun
eşiğine vurulmuş bir turna gibi dönerek
düşerken sordum otuzdokuzlardan Bertold Brecht'le birlikte
'Ne yapmalı peki?' Aklim dokunacak
bir baska akıl arıyor. Nicedir yabancı denizlerde
yıkanan tenim baska bir teni. 'Ne yapmalı?'
Biliyorum yağmur yağmaz yukarı doğru yeniden
Acımaz olur, silinir gider izi bıçağın.
Ama hiç bir rüzgar doldurulamaz boş kalan yerini,
bir yaşamdan ötekine
birlikte uçan turnaların yerini
gökyüzünde.

ONAT KUTLAR

***

MARDİN HOYRATI

- Nedendir oğul, sabaha karşı
bir kanat gölgesi geçti yüzünden
Kartal mı desem yoksa keder mi
Bir günah işledin mi?
- İşledim ana, bir ağaç kestim.
- Kalk oğul uyku iyi değildir
Bir arpa ekmeği yapayım sana
Günün çayı yatıştırır öfkeyi
Bu horoz neden ötmüyor?
- Düşte uyur görüyorum kendimi.
- Sormak bana düşmez oğul, erkek
kendi kanadıyla uçar, git su boyuna
yıka ellerini bir de tütün sar
Düğün yok ellerin neden kınalı?
- Ana ben sevdiğimi öldürdüm.
Kaynak: İki Irmak Arası

ONAT KUTLAR

***

ORMAN

Kendine esen rüzgarla derinleşen
yüzü bir adamın durur
ve ormana bakar, bu benim.
Damarların ugultusunu duyar bir sarnıçtan
gizli bir kente döşenmiş su yollarının
Ağaçların sararmış yaprak uçları
dalarken gökyüzünün karanlık denizine
kökler büyülü bir ışıkla aydınlanır ve toprak
yabancı bir mimariye açılır, bana ait olan.
Yalnızlık, doğunun bildik çarşısı
kendi alışverişiyle canlanır, yeni bir ırkın
kölesi masmavi bir adam haber bekler, benden
yabancı bir tapınağın tanrıçasına.
Ötmeyen soyu tükenmiş kuşun saati
alacakaranlığı gösterir, gündüze mi geceye mi
gideceği belirsiz bir yolcu gibi. Ben.
Anılar biter ve bir cumhuriyetin
sınırları silinir.
Çekilirken bir çınarın burcuna
yüzünün gölgesi olan güneş bayrağı,
bir adam çam iğnelerinden bir çelenk koyar
kayanın dibine, bir gençlik anıtı olan kayanın.
Sonra ağır ağır ağaca dönüşür
Geleceğe ve sonsuzluğa uzatır yapraklarını
sürgünde bir kıral gibi, ülkesi olmayan
Bırakır kılıcını toprağa
rüzgar ve büyüyle gelen adam
Geriye uzak bir uğultu kalır ve kimsenin yak basmadığı bir orman.

ONAT KUTLAR

***

PERA'LI BİR AŞK İÇİN

Merhaba güzelim, bak nasıl doldurdu
-Dur önce şu sigaramı yakayım-
Kırmızı bir güneş bardağımızı
Dışarda kararan rum kilisesinin
Gürültüyü yapraklara çeviren
Çan sesleriyle yüklü ve karmakarışık
Saatlerden geçiyoruz umut, ayrılık
Günleri. Yüzünün gülü kapalı
Acı eylül geçiyor köklerimizden
-Sanırım değişen bir şey olmalı-
Biliyoruz öğle sonu mavi perdesi
Gözlerinin yıldızıyla ışıyan
-Dur güzelim yüzüne dokunacağım-
Ve aklı yetmeyen tarlakuşuna
Öpüşlerle derinleşen bir halı
Yeni gelin bahçeleri dokuyan
-Bu kör eylül karanlığından uzak-
Bir ölümsüz yaz ülkesi olmalı
Çıkalım buradan hemen gidelim
-Ben önce şu hesabı vereyim-
Avluda fatihin ormanlarından
Kesilmiş çamlara bakan rum yetim
İçimi yalnızlıkla dolduruyor
Kapıda sadakor bir dalgınlığın
Ardından bize bakan şu delikanlı
-Nasıl benim gençliğime benziyor-
Şiirimiz bitince ve solduğunda
Sarı gül yaprağına yazdığım divan
Alıp götürecek bir sahaf olmalı

ONAT KUTLAR

***

SADECE SENİN YÜZÜN
At konuşmadan çıkar yollara
Eğersiz çıplaktır bir payitahtın
ıssız sokaklarından sabaha karşı
bir ılgarla geçer
Açılır sular ve deniz koşar yalnızca
kendinin bildiği ülkeye doğru
Ardında kıvılcım tarlaları bırakır
Ayaklarında mermere çarpan
demirler bulunması bundandır
Denizi bilir de bakmadan geçer
At uysaldır parlak gönderine
çekilir çocuklar ve gökkuşağı
Kamçıdan dizginden gemden çekinmez
Korkusundan değil utanmasından
Bir çam hizasından geçer ormanı
Yel burnunun narin kanatlarına
bir ipek sezgisiyle dokunur. Ova
Sonra kentler gelir durur bakar at
Gözleri güzeldir gelecek gibi
Sisli yaprakları demir kargıyla
kuşatan askerler ve köpekleri
yelesinin sularında boğulsun diye
fırtınayı bekler
Sonra çılgın dörtnala bir koşu başlar
Nereye nereye? Belki Oramar
Yakar kendi yazısının yapraklarını
Sarı tanyerinin bulutlarından
alnına durmadan yıldızlar kayar
Ayağı sekili dağ köylerinden
kaynağı bilinmez sulara doğru
Bir resim değildir at ve sınırları
tam çizilmemiştir
Tökezler bir düşün yamaçlarında
Kişneyerek bir çavlana dönüşür
Bekler Oramarın ıssız dağları
ve altın nadaslardan doğan çocuklar
yeni bir at gelinceye kadar

ONAT KUTLAR

***

SURLAR VE DENİZ

körler ülkesinin tam karşısında
çünkü gören olmadı seni benden başka
duran kent sevgilim nicedir
surların çevirdiği denize doğru
kurdum barbar çadırını bekliyorum
bekliyorum bembeyaz bir yapının
omuzlarına konacak kartal
kapına dikilmiş boynuzlarıyla
kara koç başı hırslı kalkan
ve hasret ve tutku ve bitip tükenmez
ayrılığa inatla kafa tutan
bakısların tozlarına bulanmış
ağaç heykeli olan gövdemle
içinden görmek istiyorum seni
dinlemek daha da bir güze doğru
çimenlerinden geçen serin esintiyi
yıkanmak derin saatlerinde denizinin
yarı aydınlık sokaklarından geçmek ve eski
bir balıkçının uslanmaz merakıyla
ağ atmak akşama karşı sularına
yanan alnımı su mermerinin
karnına koymak ve uyumak
yorgun savaşçının
tütün ve barut kokusuyla uyumak bir hayvanın
karlı sınırlarını aşmak bir yaza doğru
saklı kent bıktım seni kuşatan
kendi çadırlarından kör kılıcına
tuğlalarla örülmüş yanık surlardan
bıktım bana uzaklığı öğreten
di'li geçmisiyle zamanın
yazılmış kuşatma günlüklerinden
taş perdeleriyle bir gize doğru
yelken açan kent göremiyorum seni

ONAT KUTLAR

***

TEŞEKKÜRLER KALBİM SANA

Gençligimin dallari hep ikindiyi gösteren durmuş bir
yelkovan gibiydi o yillarda yani erken ölümü ve içinde
altin tozlariyla agir agir yaz boyunca yapraklari tirse
yeşili ve kişin yoktu bilemezsin o küçük saatin karninda
sapsari bir çark ne işe yarar tipki kimi sözcükler gibi
önce anlaşilmayan ve bir zaman gelir döner başlatir
bir şiiri
Işte öyle bir şarkiydi
Her gün içimde yaşayan yalniz bir japonun küçük bir
alanda kirmizi kasim yapraklarini büyüttügü paris'te
tuvaletlerinde bile çeyrek le monde sayfalari kullanilan
çünkü kalindir kagidi banyolarla dolu ve sartre'in
çocukluk anilariyla bir otelde lahmacun cumhuriyetinin
üç uyruguyla eski bir rus plagini ilk kez dinlerken
bu şarki çantama düşürmüş olmali
gelecegin ormanini
Sagol yüregim çünkü o ezgi
bakir bir şafakta uçarken saatlerce altimda "güneşte
sararmiş kemik ve kil ve külle örtülü" ortaasya kentleri
ve parti çizgisinde lacivert giysilerle adamlar büyük
bir gökyüzü gemisinin lombozlarindan alkol denizinde
yüzen daglara bakar bakar donuk gözlerle
içimde bir sikinti ne istedigimi bilmiyorum görünmüyor
ekimin kayip ülkesi düşünürken habersiz savurdugumuz
beyaz bir bulutta
seni taşiyordu
Bagli kaldi
içimdeki japonun da içinde kapkara bir koç o yüzden
dolanir durur düşleyerek tanyeri ülkesini ve bekler ne
zaman işitacak beyaz duvardaki tüy sarmasigi seher
yildizi bekler kil çadirlarda göçer denklerine sikişmiş
kara bir çekirge gibi umutsuz bir yarini ve atlara eger
örgütleyen kolan durmadan dagilir gider gene de iner
mahmuz kan içinde bir hint horozunun gözlerine kararir
ortalik nerede başaklar ve yanilmiyorsam tipki
böyle bir zamanda yüregin kanatlari bir tele çarpar
eski bir şarkiyla
Çark döner
tamamlar şiirimizi.

ONAT KUTLAR

***

TURGUT'A

Eylül mezarlıklarından şimdi her gece
ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım
Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül
Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında
durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar
hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda.
Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları
Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar
gizli bir tarihin yarıklarını
doldurmak için ırmağın sürüklediği çerçöp
kambur yollarında ceza okullarının
aşınmayı önleyen bir avuç kabara ve anamız
şimdi düşünüyorum kimbilir kaç kez
yamalı çoraplarla birlikte yeniledi bizi
Islanınca esmer defterleri yüzümüzün
bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı
çakıyor bir an. Karanlık feneri ülkemizin.
Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle
çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin
Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz.
Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede
yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta: Dalgınlık.
Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için.
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından
ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım
durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.

ONAT KUTLAR

***

YEDİ KÜÇÜK FOTOĞRAF

Çok tenha bir kumsala çekilmiş
Bir dilim taze kavun sandalı
Masanın ayağından sular geçiyor
Çıplak memeni okşayan rüzgar
Bir turunç kokusuyla sarıyor
Buğulu kadehe bakan yüzümü
İkindi güneşi bir pencerenin
İşlemeli demirine vuruyor
İçerdeki kuşlar dağılsın diye
'Aptal' diyor 'durma orda yanarsın'
Gölgeye çağırıyor tales eşeğini
Zeytinin dibinde bir ufacık kız
Bir bakır mangaldan iki istavrit
Gizlice göz kırpıyor kedilere
Defneler yaprak kabartıyor
Balıkçılar ağ atıyor durgun denizin
Dibini ısıtan mor yıldızlara
Ve akşam da onlara ağ atıyor
Alıp götürecek ay görününce
Herkes sevdigini yer yatağına
Yeryüzü sevişince değişiyor

ONAT KUTLAR

***

Şairimiz Onat Kutlar’la beraberliğimizin sonuna geldik. Gelecek haftalarda başka şairlerimizin şiirleriyle birlikte olmak dileğiyle herkese mutlu hafta sonları..



Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com


Yayın Tarihi: 02.12.12