30 Haziran 2014 Pazartesi

KURU SU

Aşağıdaki haberin başlığını okuyunca gözlerime inanamadım. Gerçekten inanılır gibi değildi. Kim bilir? Belki bu haber gerçek değildir. Bilimsel keşif ve buluşlarda sınır tanımadığını biliyorum. Gene de inanması zor haberler alıyorum. Bu seferki buluş veya keşif sizleri de şaşkına çevirecek. Bilim insanlarının son keşfi ‘kuru su’ olmuş. Kurak bir kışın ardından sular sellerle geçen bir ilkbahar sonu, yaz başında  ne ilginç konu değil mi?

Buyurun haberi okuyalım.

Bilim dünyası yeni keşiflerde sınır tanımıyor. Bilim insanlarının son keşfi ‘kuru su’ oldu.

Bu teknolojiyle küresel ısınmayla savaşılacağı gibi sera gazı salınımının önüne de geçilmesi bekleniyor.

‘Kuru suyun’ aslında yüzde 95'i ‘ıslak’ sudan oluşuyor. Sadece normal su silika kumuyla kaplanarak ‘kuru suya’ dönüştürülüyor. Bilim insanları, kuru suyun, karbondioksiti normal sudan üç kat daha iyi absorbe ettiğini de belirtiyor.

Peki kuru su ne işe yarayacak? İnsanlar kuru suyu içebilecek mi? Bu soruların cevabı henüz net olmamakla birlikte silika suyuyla kaplı suyun ilaç yapımında, gıda üretiminde ve tüketim mallarında kullanılması bekleniyor.

Kuru suyun, doğal gaz arama çalışmalarında metan gazını emerek, bu alanda daha hızlı sonuca ulaşılmasını sağlaması da bekleniyor.”

Haber böyleydi. Su işleriyle uğraşan biri sulu biri midir? Bu sululuğa son vermek için mi suyu kuruttu acaba?

Suyu kurutanlar evli miydi, merak ettim şimdi. Bence değildi. Temizliğe ve sağlığa daha çok özen gösteren hanımlar olduğu için evli bir bilim adamının bunu keşfetmesine bence eşi izin vermezdi.

Evliliği kötüleyecek değilim. Toplumsal hayatın gereği evlilik olacak elbette. Ama bakın her evli olan da her istediğini eşine sormadan yapabiliyor mu?

Sizce Kristof Kolomb Amerika’yı keşfettiği yolculuk sırasında evlimiydi? Hayır dediyseniz kazandınız. Evli olsaydı o yolculuğa çıkabilir miydi? Evli olsaydı aralarında şöyle bir konuşma geçerdi herhalde.

* Ben gidiyorum karıcım.

- Nereye gidiyorsun?
- Kiminle gidiyorsun?
- Niçin gidiyorsun?
- Nasıl gidiyorsun?

* Keşif için gidiyorum.

- Neyin keşfine gidiyorsun?
- Niye bir tek sen gidiyorsun?

* Bilmiyorum şansımıza ne çıkarsa onu keşfederim.  

- Sen dönene kadar ben ne yapacağım?
- Ben de seninle gelebilir miyim?
- Senin kürekçilerin var mı?
- Personel listeni bana göstersene!
- Peki ne zaman dönüyorsun?
- Doğru söyle niçin gidiyorsun?

* Doğru söylüyorum keşfe çıkıyoruz.

- Sen bu seyahati bensiz planladın değil mi?
- Bana cevap versene?
- Bu seyahattin amacı ne?
- Yoksa biriyle mi kaçıyorsun?
- Senden nasıl haber alacağım?
- Senin orada neler çevirdiğin ne malum?
- Gemide kadın da var mı demiştin? (unutmayın kadınlar kuşkucudur)

* Yok karıcım, yemin olsun ki yok! Dişi sinek bile almadım gemiye.
 
- Ben hala neyin keşfi olduğunu anlayamadım?

* Bende bilmiyorum ki.. zaten neyi keşfettiğimi bilsem o keşfetmek olmazdı karıcım. Onun için neyi veya nereyi keşfedeceğimi bilmiyorum. Şansımıza ne çıkarsa..

- Senden başka keşif yapacak yok mu ?
- Sen zaten her zaman böyle yapıyorsun!
- Sen kendini bana karşı ön plana çıkartıyorsun!
- Ben anlamıyorum keşfedilecek başka bir şey daha kaldı mı ki?
- Benim kırık kalbimi niye keşfetmiyorsun?

* Gideyim geleyim onu da keşfe çıkarım karıcım, hiç merak etme sen.

- Onu bunu bilmem ben de seninle geleceğim!
- Yalnız annemler seyahatten dönene kadar bir ay beklemen lazım!

* Neden?

- Çünkü onların da gelmelerini istiyorum!
- Annemler bugüne kadar hiçbir yeri keşfetmediler!

Şimdi beni anladınız mı?

Bugün konumuz çok su götürür bir konu. Geçmişte sularla boğuşa boğuşa keşiflere gitmişler. Bugünse suyu kurutmuşlar. Göllerde, derelerde bu bekâr bilim adamları tarafından mı  kurutuldu yoksa? Şaka şaka..


Yayın Tarihi: 11.06.2014

BİZE NE OLDU?

Bu toprakların yetiştirdiği insan heyecanlı sabırsız ve telaşlı olur. Hele gençliğinde.. ama dünyanın her yerinde gençlik aynı değil midir? Bizdeki gençliğin daha adaletçi, daha paylaşımcı, daha atak, daha korkusuz olduğunu söyleyebiliriz. O gençlik haklıyı haksızı ayırabiliyor. Daima da haklıdan yana oluyor. Hele güçsüze kötü bir şey yapılmasına hiç izin vermiyor. Bu durum gençlere has değil. Sadece gençler adalet konusunda daha kesin hükümlere sahipler. Yoksa her yaşta insan bu duygulara sahip. Öylede olması gerek.

Bu girişi yapmamın bir nedeni var. Ben şimdiye kadar bu düşüncelere sahiptim. Duyarlılığımızın sebebini adalet duygumuzu tüketmeyişimize bağlıyordum. Gördüklerimden sonra duyarlılığımız konusunda fikrim değişti. Sizde okuyunca bana hak vereceksiniz.

Bir ara bilgisayarımda iki yıl kadar süreyle “MİLLİYET HABERCİ” programını kullandım. Bilgisayarım açık olduğu sürece her haberi gelen başlıklardan görüyordum. Ülkemiz ve dünyamızdaki  siyasetten ekonomiye her konuda olaydan anında haberdar ediyordu. Bir keresinde 3. sayfa haberi olarak baktığım bir haber geldi geçti. Bu haberler eskilerin diliyle “vakayı adiye”dendir. Bunun için öyle pek dikkatimi çekmez. “Terk edilen genç, sevdiği kızın annesini öldürdü” başlıklı bir haberdi bu. Bir gün öncede “sevdiği kızla evlenmesine izin vermeyen annesi ve kız kardeşini öldürdü” başlığını gelip geçerken görmüştüm. İnsanlar öldürmekten başka çare bilmiyorlar mı diye düşündüm.

Gelgelelim durum hiçte göründüğü gibi değildi. Bunu Ali Kırca görev yaptığı Show Haberde görüntüleriyle yayınlayınca çarpıldım. Ankara 16. İcra Mahkemesinin 40 yaşındaki Yazı İşleri Müdürü Nejla Yıldız , sabah işe gitmek için Akdere’de otobüs durağında beklerken, 19 yaşındaki kızı Duygu Yıldız’ın  eski erkek arkadaşı olduğu öğrenilen 22 yaşındaki Gazi Baltacı tarafından bıçaklanarak öldürülüşü görüntülenmişti.

Genç kız genci terk ettikten sonra tehditler alınca savcılığa başvurup “öldürüleceğiz” demişler, fakat yakın korumaya alınmamışlar. Annesiyle aynı işte çalıştığı işyerine gitmek için evden çıkmakta gecikince genç kız öldürülmekten kurtulmuş, annesiyle birlikte çıkan 17 yaşındaki Halil Yıldız bacağından bıçaklanarak yaralanmıştı.

Bunun üzerine haberi aradım ve buldum. Haber gazetede şöyle verilmiş:

“Korkunç olay, dün Akdere’de meydana geldi. Ankara Adliyesi’nde çalışan Nejla Yıldız, dün sabah adliyeye gitmek üzere, oğlu Halil Yıldız ile birlikte evinden ayrıldı. Durakta otobüs bekleyen Yıldız ve oğlu, kızının eski erkek arkadaşı olduğu öne sürülen Gazi Baltacı tarafından bıçaklandı.

Yıldız olay yerinde ölürken, oğlu da bacağından yaralandı. Baltacı’nın önce 6.35 mm’lik bir tabancayı belinden çıkardığı, ancak ateş almaması üzerine cinayeti bıçakla işlediği belirtildi. Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi kaleminde çalışan Duygu Yıldız’ın ise evden geç çıkması nedeniyle kurtulduğu öğrenildi.

Genç kız cinayetin ardından korumaya alındı. Baltacı ise intihara kalkışınca getirildiği Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gözaltına alındı. Baltacı’nın Keçiören’deki bir evde saklandığı, kendini öldürmeye çalışınca hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.”

Bu haberin görüntülerini televizyondan izlerken cinayeti işleyen delikanlının zavallı kadıncağızı otobüse binerken çekerek indirmesini, sürüklemesini ve bıçaklamasını gören onca insandan ses çıkmamasına, bir kişinin bile tepki göstermemesine hayret ettim. Annesini kurtarmaya gelen kadının oğlunu da bıçaklayan gözü dönmüş caninin üstüne orda bulunanlar yürüse olay öyle mi olurdu? Bir kişi bile üstüne gitse değil cinayeti işlemek, kadınla bu kadar kolay uğraşamazdı. Yazık, çok yazık. İsteyenin her istediğini yapabildiği bir toplum olduk. Yapanın yaptığı yanına kâr kaldığı bir ülkede adalet beklenmemeli. Nerde kaldı bize has adalet duyguları? Yoksa kentli olmak demek duyarsız olmak, insanlığını unutmak mı demek? Bir köpeği böyle öldürseler hayvan severler dernekleri dünyayı ayağa kaldırırlardı. İnsan severler derneğini kursak mı acaba? Çünkü kendi türünden başka her türü seven insan, kendi türünden olan, kendisinin dışında birini sevmiyor ne yazık ki..


Yayın Tarihi09.06.2014

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ

Bu serin yaz gününde size içinizi ısıtacağını umduğum dost merhabalar yolluyorum sevgili okurlar. Bu hafta yağmur yağışıları afet oluşturacak kadar arttı. Gazetelerden hem ilimizden, hem ülkemizden su baskınları haberlerini okuyoruz. Kurak geçen bir kıştan sonra baş gösteren su sıkıntısına bir çözüm umudu gözüyle bu yağışlara sevindik. Biz bunu zaten istemiyor muyduk? Zaman şimdi o zamandır işte, diyemiyoruz. Çünkü ortalığı sel götürmesine rağmen İstanbul’daki  barajların doluluk oranı 1.5 cm artmış. Bu da toplam 60 günlük su rezervinin kaldığını gösteriyor. Allah her şeyin normalini versin. Kimsenin canı yanmasın diliyorum. Kışkışlığını, yazda yazlığını yaparsa hayat düzene girer.

Bu hafta şiirlerin arasına girmek istemiyorum. Anlamları ve kime yazıldıkları o kadar belli ki.. Fazla söze gerek yok sanırım.

*** ***

216
Fazladan neyim ben
Can kurtaran sirenleri mi
Yangınları söndüremeyen
İtfaiye erleri mi
Tut elimi göreceksin
Yüreğimin sana atışını
Parmak uçlarımda

 Aydın Göle
02 kasım 2002

*** ***

217
Neler yazdım beğenmedim de sildim
Sildim gamı kederi gönlümden de
Ümidin yelkenlerine rüzgâr oldum
Pupa yelken
Dalar giderim bir tebessümüne

 Aydın Göle
07 kasım 2002

*** ***

218
Delilendim
Deli delilendim de
Kör bıçaktım
Sevginle bilendim
Çürümüş ağaçtım
Yeni filizlendim de
Kasırgalara direndim
Zavallıydım
Seninle güçlendim

 Aydın Göle
08 kasım 2002

*** ***

219
Rüzgâr zalim yar zalim
Biri beni içerden dağıtır
Biri dışarıdan dağıtır
Konuşmaya hiç yok halim
Ne sesimi duyarlar
Ne halimi görürler
Kalpleri kış uykusunda

Aydın Göle
17 kasım 2002

*** ***

220
Mutluluk bana haram
Böyle vefasızı severken
Canım yanıyor kanıyor yaram
Tam seviliyorum derken
Ellerim böğrümde kaldı
Yapayalnızım beni anlayan yok

 Aydın Göle
17 kasım 2002

*** ***

221
Ya gir aklıma hiç çıkma
Ya çık aklımdan hiç girme
Böyle kararsız durma
Bu gemi yoksa kayalara çarpacak
Kaptan dümenim elinde
Göster hünerini kurtar fırtınadan
Ben suyun üstünde duruyorum halâ
Kırk yerimde yaram var,
Yorgun yolculuklardan.
Suyun üstündeyim, hem hiç batmadan
Güneş duramıyor benim kadar
Sulara gömülüyor her akşam
Bak gene akşam, gene güneş yok
Sen ışıklarımı yak kaptan
Gece korksun bizden
Biz yol alalım sevdalara

 Aydın Göle
17 kasım 2002

*** ***

222
Yaz bebeğim yaz
Kış ortasında hava yaz
Sevgimi suya değil
Kalbinin içine yaz
Suda silinir saniyede
Kalbe yazılanı ölüm bile silemez
Kalbinde sakla beni
Kırılmış vazodan saçılmış mimozayım
Darmadağın yerlerdeyim
Seni benden vazgeçirdiler ya
Seni benden kopardılar ya
Ben daldım sen çiçek
Sandım ömür böyle geçecek
Seni kopardılar benden
Baş düştü sanki, gövdeden
Gövdenin inadını görsen
Görsen inadını bebeğim
Gözlerin seni terk ederdi
Seni sevmeye bu kadar
Bu kadar niyetli
Ve bu kadar kararlı
Seni kopardılar benden
Baş düştü sanki, gövdeden
Bilmiyorlar günaha girdiler
Neden ama neden
Sekiz başlı ejder miyim
Seni sevmekten vazgeçer miyim
Bilmiyorlar günaha girdiler
Erken bahara aldanan zerdali ağacıyım
Bu yüzden zırdeli sevdalıyım
Aldanmışların, aldanmışlığının kavrukluğu
Yapraklanmama mani
Bilmiyorlar günaha girdiler
Yaz bebeğim yaz
Kış ortasında hava yaz
Sevgimi suya değil
Kalbinin içine yaz

Aydın Göle
20 kasım 2002
*** ***
223
Yangınıma yangın ekliyorsun
Ve sen bunu hiç bilmiyorsun
Arkanı dönüp gidiyorsun
Yangınıma yangın ekliyorsun

Aydın Göle
21 kasım 2002
*** ***
224
Dostlar
Acıma merhem
Derdime çare
Yarama ilaç
Olabilir misiniz
Depremlerimi Fırtınalarımı
Durdurabilir misiniz
Trafik polisi gibi

 Aydın Göle
20 kasım 2002
*** ***
225
Ne İsa kaldı ne Musa
Neron’da unutulurdu
Roma’yı yakmasa
Biz unutulalım
Sevdamız unutulmasa
Sevdamız bizim yalan sevdamız
Başımızı derde salan sevdamız
Kanlı izi yüreklerimizde

 Aydın Göle
20 kasım 2002
*** ***
58
Sevmek seni;
Gecenin aniden
Gündüz olmasıdır
Tam orta yerinde.
Yıldızların bir hizaya gelmesidir
İp gibi dizilmesidir
El pençe divan durmasıdır,
Emre amade.
Kadehte;
Buzların erimesidir yavaş yavaş
Dilin susuzluğunu dindiren.
Suretlerde resimlerin dillenmesidir
Gizli yeminleri hatırlatan.
O yeminler ki
Yarınlara gider unutulsa da
Sonsuzluğa bağlanır.
Ayaklara çiçeklin serilmesidir
En yabancı yollarda
Sevmek seni

 Aydın Göle
20 kasım 2002



İyi pazarlar sevgili okurlar. Buz gibi ayranlı, mis gibi çaylı, soğuk meyveli serin köşeler dilerim hepinize.


Yayın Tarihi08.06.2014

50 YAŞINI GEÇTİYSENİZ 2

Cahit Sıtkı Tarancı’nın 35 yaş şiirinin kalan bölümleri ve mizahi başlıklarla yazımıza kaldığımız yerden devam edelim.

Gökyüzünün başka rengi de varmış! 
Geç farkettim taşın sert olduğunu. 
Su insanı boğar, ateş yakarmış! 
Her doğan günün bir dert olduğunu, 
İnsan bu yaşa gelince anlarmış. 

Ya.. şair de anlamış; insanın bir yaşa gelince başka yetenekler kazandığını böylelikle fark etmiş. Anlamak, yaşa bağlı olarak artan bir meziyettir. Oysa taş her zaman sertti, su her zaman boğardı, ateş her zaman yakardı. Gençlikte doğan gün dert değil sevinç getirdiği için bunları anlamaya kimse meraklı değildi, o kadar.                                                                                     

AKŞAM YEMEKLERİNİ 16:00 DA YAPABİLİRSİNİZ

Ne zaman uyuyacağınız belli olmadığı için kuşlarla aynı zamanda yemeğinizi bitirin. Çünkü bu yaşlarda kuşlara daha çok benzemeye başlarsınız. Uçmanıza da az kaldı zaten.

BİR ÇOK ŞEY OLMADAN YAŞAYABİLİRSİNİZ AMA GÖZLÜKSÜZ ASLA

“Bir çok şey” derken neyi kastettiğimi anladınız mı? Hani kırmızı noktalı filmler vardı, biliyor musunuz, henüz unutmadınız değil mi? Unutsanız da fark etmez gerçi. Siz gözlüklerinizi unutmayın yeter. Yanlış yere imza atmamanız için gözlükler hep yanınızda olmalı değil mi ama?

SAĞLIKLA İLGİLİ KONULARDA ÇOK HARARETLİ TARTIŞMALARA GİRERSİNİZ

Hem de nasıl tartışırsınız bilseniz, kendinize şaşarsanız. Kulağınız duymaz olur şiddetle karşı çıkarsınız. Tansiyonunuz veya şekeriniz yükselir, siz kusurlu değilsinizdir. Bunu kanıtlamak için çok örnek verirsiniz mutlaka. Sizi baklavaları aşırırken gördüm, boşuna yorulmayın.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! 
Her yıl biraz daha benimsediğim. 
Ne dönüp duruyor havada kuşlar? 
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim? 
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar? 

Her ölen sanki kimse ölmeyecekmiş gibi sizi çok şaşırtır. Ölümler yüzünden dağılan hayatlara az üzülmezsiniz. Hayat bu.. ne gelir elden? Bir gün er geç ölüm sizi bulacak olsa da ölümü, hayatınızı karartmak için düşünmemeli. Sonbaharlarda güzeldir aslında. Renk zenginliği kadar her şeyde bolluk sonbaharla vardır. Ayvayı yazın, narı baharda arayın bulamazsınız.   

HIZ LİMİTİNİ AŞMA GİBİ BİR SORUNUNUZ YOKTUR

Hız sınırınız elbette olmaz. İstediğiniz kadar hızlı olun. Ama bacaklarınız ve kalbinizin izin verdiği kadar hızlı.. işte bu yüzden zaten hızlı olamayacaksınız. Onun için size sınır yok ya.

PLAJDA GÖBEĞİNİZİ İÇERİ ÇEKMEK GİBİ BİR SIKINTIYA KATLANMAZSINIZ

Göbeğiniz olsa bile ki mutlaka vardır, kendinizi beğendirmek gibi bir derdiniz olmadığı için rahat olduğunuzu biliyorum. Göbeğiniz önde gitmeniz tesadüf mü yoksa?

GÖRME BOZUKLUĞUNUZ DAHA KÖTÜ OLMAYACAKTIR

Yaya gezerken yanınızdan geçeni görmediğiniz, arabanızı park etmeye çalışırken, yada park ettiğiniz yerden ayrılırken çöp bidonlarına çarptığınız için üzülmeyin. Siz yarasalardan kör değilsiniz. Sizde eksik olan algı. Bir algılayabilseniz..

Neylersin ölüm herkesin başında. 
Uyudun uyanamadın olacak. 
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında? 
Bir namazlık saltanatın olacak, 
Taht misali o musalla taşında. 

Ölümün yaşı yok denir. Yola dizilmiş yaşlı ölümler sıra sıra, gençlerde ölür ara sıra. Allah genç ölümleri vermesin. O tahtları gençlerle doldurmasın.
Bu kadar hüzün yeter. 50 yaş çokta kötü bir yaş değildir. Bakın neden?

EKLEMLERİNİZ EN DOĞRU HAVA TAHMİN BİLGİSİNİ VERİR                     

TÜM SIRLARINIZ ARKADAŞLARINIZDA GÜVENDEDİR, ZİRA ONLARDA  HATIRLAMAYACAKLARDIR                                                                                                       

BU LİSTEYİ SİZE KİMİN YOLLADIĞINI BİLE HATIRLAMIYORSUNUZ

DİKKAT ETTİYSENİZ RAHAT OKUYABİLMENİZ İÇİN HERŞEY BÜYÜK HARFLE YAZILMIŞTIR


BİTTİ


Not: Büyük harfli mizahi başlıkları gönderen
kardeşim Coşkun Göle’ye teşekkür ederim.


Yayın Tarihi06.06.2014

50 YAŞINI GEÇTİYSENİZ 1

Yaşınız 35’i geçti mi? Peki 50 yaşına erdiniz mi? Durun canım korkacak bir şey yok! Ne güzel işte! Sırtınızda kocaman bir heybe var demektir. Geçen zamanı nasıl geçirdiyseniz geçirdiniz. Kimsenin hesap sormaya hakkı olamaz. Onun hesabı mizanda tartılacağı gün verilecektir, burada değil. Ama yaşanan iyi kötü her ne ise bugün sizin için pırlanta değerinde. Artık engin görüşlü olduğunuzu tahmin etmek hiçte zor değil. Herkese akıl verdiğinize eminim. Aman ölçüyü kaçırmayın. Sonra size kim akıl verecek? Onun için bazen aklınızı kendinize saklayın, bakarsınız size de lazım olur.

Benim gibi 50 yaşını geçtiyseniz;

ENDİŞELENMEYİN, BÖBREK MAFYASI ARTIK SİZİNLE İLGİLENMİYOR.
Onun için her yere her saatte rahatça girip çıkabilirsiniz.

UÇAK KAÇIRMA OLAYLARINDA İLK SERBEST BIRAKILACAK REHİNE SİZSİNİZ.
Nede olsa yardım edilecekler sınıfına girdiniz.

Bütün bunlara rağmen yaşlılık şiirlerde bile hüznünü yüreklere kazıyor. Bakın 35 yaş şiirine..

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. 
Dante gibi ortasındayız ömrün. 
Delikanlı çağımızdaki cevher, 
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, 
Gözünün yaşına bakmadan gider. 

Bu mısraları hatırlamayan yoktur eminim. Biraz şiire meraklı iseniz bir yerden kulağınıza çalınmıştır. 1970’li yıllarda Hümeyra (günümüz gençleri onu, Gülse Bilse’nin yazıp oynadığı ‘Avrupa Yakası’ adlı komedi dizisinde rahmetli Gazanfer Özcan’ın eşi ve Gülse Bilse’yle Ata Demirer’in annesi rolündeki kadın oyuncu olarak tanıdı) bu şiiri bir Fransız melodisine söz olarak ekleyip söylemişti. Cahit Sıtkı Tarancı 35 yaşı ömrün yarısı saymış. Demek o zamanlarda insanlar 35 yaşından itibaren yaşlanmaya başlıyorlardı. Benim gibi Sakarya plakasına 4 sayı ekleyerek geçenlere, yani 58 yaşında olanlara ne demeli?..

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? 
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz? 
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz, 
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
 

Bu şiir, yaşlanma bunalımını güzel anlatan bir şiir. 58 yaşına gelince bunu daha iyi anlıyorsunuz. Orson Welles de (Türkçe okunuşuyla: Orson Vels) I Know What It is to Be Young (Türkçe okunuşuyla: “ay nav vat it iz tu bi yang”) adlı parçasıyla yaşlılığı bir gence anlatıyor. “Ben gençliğin ne olduğunu bilirim, ama sen yaşlılığı bilemezsin” diyor o gence. Nesa Ortopedi’nin sahibi, bizler gibi eski Yugoslavya’dan göç eden bir ailenin bireyi olan Necati bey, altı sene önce yaptırdığım uzun yürüme cihazının provası sırasında babaannesinin yaşlılık üzerine söylediği sözü söylemişti. Babaannesi şöyle dermiş: “Allah en zor şeyi, yaşlılığı en sona bırakmış.” Evet zor şeydir yaşlılık. Ama bakmayı bilene eğlencelidir de..

KİMSE SİZİN BİR YERLERE KAÇIP GİTMENİZİ BEKLEMEZ
Niye beklesin ki? Bacaklarınızın eski gücünde olmadığını herkes bilir. Onun için siz sadık bir bekçi olabilirsiniz.

AKŞAM SAAT 21:00 DE ARAYAN DOSTLARINIZ “UYANDIRDIM MI” DİYE SORACAKLARDIR
Erken yatmasanız da televizyon izlerken her gece koltukta uyukladığınızı biliyorlardır tabii, ondan soracaklar. Hele uzun kış gecelerinde..

Zamanla nasıl değişiyor insan! 
Hangi resmime baksam ben değilim. 
Nerde o günler, o şevk, o heyecan? 
Bu güler yüzlü adam ben değilim; 
Yalandır kaygısız olduğum yalan. 

Gençlik yılları en uzak yıldızlardan bile uzak artık. O zamanlardan kalan birkaç eski resme baktıkça kendinizin eski güzelliğinize veya yakışıklılığınıza hayran hayran bakar, içinizden bu kimdi diye sorarsınız. Kendiniz bile tanıyamazsınız kendinizi. Başkalarına gösterdiğinizde başkaları sizi nasıl tanısın? Sonra iç geçirmeyle karışık giden gençliğinize hayıflanırsınız.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; 
Hatırası bile yabancı gelir. 
Hayata beraber başladığımız, 
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; 
Gittikçe artıyor yalnızlığımız. 

Geçen günkü yazımda okuduysanız hatırlarsınız; her tanıdığın ölümü yalnızlığın basamaklarıdır diye yazmıştım. Giderek daha çok yalnızlaştığınızı fark ediyor musunuz? 

SİZİN İÇİN ARTIK HAYATTA DERS ALINACAK BİR ŞEY KALMAMIŞTIR

Sırtınızda kocaman heybe var artık boşuna demedim. Heybenizde bu derslerle doludur. Yeri ve sırası geldikçe siz istemeseniz de o heybeden dökülüverirler. Aman heybeden saçılanları herkese bol keseden, bıktıracak kadar dağıtmayın. 

ÜZÜLMEYİN, ALDIĞINIZ HİÇBİR ŞEYİ ESKİTEMEYECEKSİNİZ

Sizin hangi eşyanız, hangi kullandığınız şey eskir bundan sonra. Zaten ömrünüz şunun şurasında ne kadar kaldı ki? Annem bilge kişiliklidir, o ömrünün kalan zamanını önceden bilircesine derki; “bu aldığım artık beni gömer.” Tıpkı akşam olunca güneşin ufuklara gömülmesi gibi.


DEVAM EDECEK


Yayın Tarihi04.06.2014

KEŞKELERE BAKIN 2

Yazımızın ilk bölümünde Ozan Abdullah’ın anne yadigârı bakır tabağın bulunması için bestelediği türkünün sözlerini bu bölümde vereceğimi duyurarak yazımızı bitirmiştim. İşte o türkü sözlerinin bir bölümü şöyle:
        
         Evi etmiş delik deşik,
         Bulamamış ala bir metelik,
         Penceredeki demiri de sökmüş üstelik,
         Bizim eve hırsız girmiş.
         Ne ineğim var ne danam,
         Ne altınlı bir salınam,
         Bir tasım vardı anamdan kalan,
         Bizim eve hırsız girmiş.
         Bulmuş sadece bir sahan,
         Tek anamdan yadigâr olan
         Çok pişman olmuştur ellaam
         Bizim eve hırsız girmiş

Ah ah!.. zavallı dilsiz varlıklar. Yani hayvanlar.. keşke onlarında dili olsa da dertlerini anlatabilseler, yada biz onların dilini bilsekte dertlerini anlasak. Keşke..

İngiltere’de yaşanan ilginç olayda, Georgie adındaki bull terrier cinsi köpek, çok nadir görülen bir durumdan muzdarip olunca, sahibi tarafından terk edildi.
Manchester Köpek Evi çalışanları, ziyaretçilerin köpeğe ilk görüşte aşık olduklarını, ancak cinsiyetini öğrendikleri zaman ondan hemen uzaklaştıklarını söylüyorlar.
Hermafrodit yani doğuştan çift cinsiyetli olan Georgie’ye yardımcı olmak için doktorlar onu ameliyata aldı ve erkek cinsellik organlarını keserek dişi olmasını sağladılar.
Köpek Evi’nin yöneticisi 35 yaşındaki Lisa Graham, ‘Onu gören insanlar önce çok heyecanlanıyorlar. Ancak durumunu ve geçirdiği ameliyatı söylediğimiz zaman hemen geri çekiliyorlar.’ diyor.”

Ne dramlar yaşanıyor şu dünyada değil mi? Ozan Abdullah Öztürk’ün yaşadığı da başka bir şey.

“Hırsızın çaldığı bakır tabağı geri getirmesi için bestelediği türküyü Kayseri’de yayın yapan yerel televizyonlarda sazıyla seslendirdiğini anlatan Öztürk, ‘Bestelediğim türküyü Kayseri’de yayın yapan 4 yerel televizyonda seslendirdim. Ayrıca davet edildiğim düğünlerde de aynı türküyü söyleyip hırsızın çaldığı tabağı geri getirmesini istedim. İnsafa gelen hırsız çaldığı bakır tabağı, kapağıyla birlikte evin bahçesine atmış. Bahçede çalınan tabağı bulunca çok sevindim’ dedi.”

Sigaraya gelen yasak ve zam sonrasında kazanan kaçak sigara ticareti yapanlar oldu. Devlet gelirlerinde sigaradan elde edilen vergiler ne kadar gerilemiştir acaba? Şimdi yöneticilerimiz keşke diyor mudur? Bu durumdan memnun olanlar sadece kaçak sigara tüccarları değilmiş. Onlar deseler, deseler, kapalı yerlerde sigara içme yasağı keşke çok daha önce başlasaydı diyorlardır.

“Kuruyemişlik ay çekirdeğiyle ünlü Bursa’nın İnegöl ilçesinde rekolte, kapalı mekanlarda sigara yasağının başlamasıyla geçen yıla göre 4, önceki yıla göre 20 kat artış gösterdi.

İnegöl Ziraat Odası Başkanı Sezai Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 4207 sayılı Tütün ve Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine İlişkin Yasa’da yapılan değişiklikle, tüm kapalı alanlarda sigara yasağı uygulandığını anımsattı.

Yasada yapılan değişiklikle lokanta, kahvehane, kafeterya gibi yerlerde sigara içmenin yasak olduğunu dile getiren Çelik, söz konusu yasağın sağlığın yanı sıra ekonomiye de önemli kazanımlar sağladığını vurguladı.

Ekonomik yönden kazanımlardan İnegöllü çiftçilerin de yararlandığını dile getiren Çelik, yasakla birlikte kahvehaneler, çay bahçeleri ve kafeterya gibi yerlerde ay çekirdeği tüketiminin arttığını, bu artışın İnegöl’ün kuruyemişlik ay çekirdeğine olan talebi yükselttiğini anlattı.

Çelik, İnegöl’ün kuruyemişlik ay çekirdeğiyle ülke genelinde yıllar öncesine dayanan bir üne sahip olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: ‘Verimli toprakları ve eşsiz coğrafyasıyla İnegöl, tarımsal üretimde önde gelen ilçeler arasında bulunuyor. Ovasından ormanlık alana doğru yükselen geniş arazisinde meyve-sebze ve tahıl üretilen ilçede kuruyemişlik ay çekirdeği üretimi de giderek yaygınlaştı. Çekirdeğimiz, sahip olduğu lezzetiyle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde tüketicilerden yoğun ilgi görüyor. Bunun yanı sıra paketli kuruyemiş satan büyük firmalar da çekirdeğimize talep gösteriyor. 2008 yılında üretim önceki yıllara göre artarak bin tona çıktı.

Sigara yasağından sonra adeta patlama yaşandı ve üretim geçen yıl 5 bin tona yükseldi. Bu yıl ise rekolte 20 bin ton olarak gerçekleşti. 2 yıl öncesine göre artış 20 kat oldu.’ Üretimin önümüzdeki yıl daha da artacağını dile getiren Çelik, çiftçilerin ay çekirdeği üretimi konusunda ziraat odasından bilgi ve destek talep ettiğini anlattı.

‘Sigara yasağından sonra kahvehanelerde ay çekirdeği tüketiminin artması rekolteyi bu noktaya taşıdı’ diyen Çelik, şunları kaydetti: ‘Bu öngörüyü sigara yasağı başlar başlamaz yapan çiftçilerin bugün elinde ay çekirdeği kalmadı. Özellikle geçen yıl ziraat odamıza gelen çiftçiler ‘herkes çekirdek çitliyor, bizim ay çekirdeği para eder’ diyerek bu ürüne yöneldi. Bu söylemler de haklı çıktı. İlçemizde üretilen ay çekirdeği neredeyse yok satıyor."

Hikayemizin kahramanına dönelim.

 “Annesinden kalan tabağı geri getiren hırsızı affettiğini de belirten Abdullah Öztürk, ‘Şimdi anne yadigârı bakır tabağı daha güvenli bir yerde saklıyorum. Hırsız yine vicdanlı çıktı ve türkülerimi duyup insafa geldi. Allah sevdiği kulunu sevindirmek için önce eşeğini kaybettirir, sonra buldururmuş’ diye konuştu.”


BİTTİ


Yayın Tarihi02.06.2014

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ

Merhaba sevgili okurlar. Bu sene yaz nasıl geçecek, bir fikriniz, bir öngörünüz var mı? Geçtiğimiz kış bırakın kar yağışını, doğru dürüst yağmur bile yağmadığı için barajlarda, su havzalarında seviye tehlike sinyallerini geçti. Nisan ayından bu yana ülkemiz yağış alıyor ama bu toprağa ancak şerbet oluyor. Su seviyelerini bu mevsimde yükseltecek yağmuru Allah göstermesin. Çünkü bir iddiaya göre metrekareye 4 ton yağış düşmesi demekmiş o. Nisanda ise 40 kilo yağmış. Mayısta da o kadar yağış aldık diyelim, Su ihtiyacımızdaki açık metrekareye 4 ton yağış iddiasına göre aradaki açık kapanmamış demektir. Su seviyelerini yükselten sadece yağmur değildir, kar yağışı da gereklidir. Kar zaman içinde eriyerek dereleri, nehirleri, nehirlerde gölleri besler. Bu sene göller beslenemezken, sanayideki tatlı su tüketimi azalacağına arttı. Sanayideki gölden sağlanan su tüketimi artarsa, göle akan dereler ve nehirlerin kaynağından itibaren anlı şanlı yöneticilerimizin 28 adet su dolum tesisi varsa gölümüzün kuruması kaçınılma olur tabi. Bunlara bakarak bu sene kavrulacağımızı düşünüyordum. Çünkü artık Marmara bölgesi de iyiden iyiye karasal iklim özelliklerini gösteriyor. Gündüzleri çok sıcak, geceler hatırı sayılır derecede serin oluyor.

Bu konuyu uzatmak şiir köşesine uygun değil. Ama sıcaklar yüzünden nefes almakta zorlanacağımızda bir gerçek.. gene de yaz yazlığını yapsın. Bütün gıdalar bu sıcakla oluşuyor. Tarlada ekinler güneşle ve sıcakla olgunlaşıyor. Tıpkı şiirler gibi. Yürek yanmasa şiir olur mu?

İşte bu haftaki ilk şiirimiz: Ağustos böceği ile karıncanın masalını andırdığını şiiri okuyunca düşünür müsünüz bilmem ama amacım o değildi. Sadece laklâk etmeyi yarını düşünmeden günü boşa geçirmek olarak kabul eder ve bu mısrayla böyle bir benzerlik kurarsanız yanlış olur sanırım. Çünkü bütündeki anlam başka.

…. ….

211
Yaza, yaza, yaza erdim
Yaya kaldım yazdan çıktım
Leyleklerle laklâk ettim
Onlarda gitti baharlara
Yağmurlar, karlar bana kaldı
Güzler, kışlar bana kaldı
Acı ıslıklı rüzgârlarda

Aydın Göle
21 ekim 2002

***

Bir çocukluğa özlem şiiri. Çocuklar nede güzel ve kolayca her türlü sorunlardan sıyrılıyorlar değil mi? Keşke biz büyüklerde böyle davranabilsek.

…. ….

212
Biraz hınzır, biraz muzip
Çocuk olsam öfkeyi sezip
Büyüklerin dünyasından
Sessiz limanıma kaçacağım
Bir pencere açsam
Rüyalardan aksam
Oyun bahçelerine

Aydın Göle
23 ekim 2002

***

İnsan her türlü suçlanmaya açıktır. Sağlam duruşlu ve karakteri oturmuş kişiler bunlara aldırmaz bile. Ya diğerleri.. etrafınıza bakın kendini olur olmaz ne çok savunan olduğunu görürseniz şaşırmayın. Bunu sevgisizliğe bağlıyorum ben. Bu şiirde biraz mizahi biçimde bunu anlatmaya çalıştım.

…. ….

55
Ben size ne dedim
Bütün peynirleri ben yedim
Gezmediğim kalmadı; mutfak, kiler
Keyfimi bozdu arsız kediler
Fındık bulamadım ekmek kırıntısına
Bari sevenim olsa
Beni göğsüne alsa
Gözlerinde sevginin izini görsem
Üç gün yaşasam sonra ölsem
Gönül rahatlığıyla.
Bıyığım titriyor sevgisizlikten

Aydın Göle
23 ekim 2002

***

Kısa mesajla şiirlerimi sevdiklerime gönderdiğimi biliyorsunuz artık. Bu gönderilmemiş şiirlerden bir şiir. Gene sevgiliye sitem var bu şiirde. Ne çok önemsiyoruz kendimizi. Sitem önemsenmeyi istemekten başka bir şey değil. Yerli yersiz her zaman bu hataya düşeriz. Sevdalılar bu hataya kırılganlıkları arttığı için daha sık düşerler.

…. ….

56
Kalbim türbe sensin yatırı
Yılların insafı yok, yok hiç hatırı
Okunmaz, okunsa da anlaşılmaz tek satırı
Yalnızlığa çıkar bütün yolları
Yalnızlık ki bir ağaç gibi, en zoru
Birikir azalmaz, gün geçtikçe, şüphe ve soru
Sevdanın budur hep yaşattıkları
Ben sevdaya sevdalı, en başından sana
Gözlerimde tomurcuklanıyor göz yaşları

Kalbim türbe sensin yatırı
Bilmiyorum, aklımda değil çocuk oyunları
Ben hiç koşmadım oynamadım
Mızıkçı değildim fakat
Çocuk oyunlarında hep yalnızdım
Ayaklarım felçliydi ben özürlüydüm
Tamam da..
Kalbim serkisof saatti mübarek ama
Seviyor amansız, yordu sevmekten
Sadece sevmek bana özgü, sevenim yok!
Gene yalnızım, yıldızlar kadar
Uzak bir yıldız görürseniz, o; benim.
Gözlerim yaşlıdır gene, kalbim yaslı
Yalnızım..
Bir karanfil ağlıyor kalbimin derinliklerinde
Sırılsıklam aşık bir yağmur yağıyor
Oylum, oylum seni düşünüyorum
Seni düşünüyorum
Fidanım..
Sürgündeyim..
Sensizim..

Aydın Göle
23 ekim 2002

***

Şimdi sıradaki iki şiiri peş peşe okuyun ve sonra biraz düşünün. Yüce yaratana dua etmeliyiz, ama çalışmadan her şeyi duadan bekleyemeyiz. Hatta çalışsak bile dua bazen istediğimizi vermez. Her çalışma başarıyla sonuçlanır diye bir kural mı var? Sevgi bile olsa sonunda, istenen olmayabilir.

…. ….

213
Allah’ım
Sana inanır ve sana sığınırım
Bizlere yaşama sevinci ver
Bizleri sevgiden mahrum etme
Sevdiğimiz kadar sevilmeyi
Sevildiğimizden fazla sevmeyi
Nasip eyle
Kimseyi sevmezsem
Cennetin haram,
Cehennemin mekânım olsun
Beni cehennem ateşi yerine
Sevgi ateşi yaksın.
Sevgiyle cennete
erenlerden eyle Allah’ım

Aydın Göle
26 ekim 2002

***
214
Dua kaderi etkiler mi
Kader duayı bekler mi
Ben istersem olur mu her şey
Her şey isteğimi törpüler mi
Sonbahar yaprakları mı aşk
Onları süpüren çöpçüler mi

Aydın Göle
26 ekim 2002

***

Bu haftanın son şiiriyle sizlere veda ediyorum sevgili okurlar. Şiirdeki gibi yalnızlık, yılgınlık yaşamamanızı diliyorum.

215
Güldüm dişlerim dondu
Mezarında bir ölü döndü
Yaşanan dündü
Bugün tipi, boran
Bugün yok halimi soran
Çürüyen elmayım dışım yeşil
Dışım yeşil, siz içimi görmezsiniz
Ölüm şaka gibi
Ölüm şaka gibi
Ölüm şaka gibi
İste yarınım olmasın
Ölüm şaka gibi
İki liman arası deniz yolculuğu
Son limana yolculuk ölüm
Son sefere gönder gideyim
Bayrak taşımam daha bu sularda

Aydın Göle
1 kasım 2002

***

Bugünde beni okuyan herkese iyiyi pazarlar dilerim sevgili okurlar. Haftaya gene şiirlerimle görüşmek üzere hoşça kalın..



Yayın Tarihi01.06.2014