30 Nisan 2015 Perşembe

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ

Merhaba sevgili şiir sever okurlarım. Bugün Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirlerinden sizler için seçtiklerimi sunacağım. Önce şairimizi tanıyalım.

1927’de Sivas’ın ilçesi Gürün’de doğan şairimiz, 1948 Adana Erkek Lisesi, 1950 Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü mezunu. 1955-1960 yılları arasında önce kısa süren öğretmenliğin ardından Gürün’de ve Sivas’ta arzuhalcilik, tabela ve portre ressamlığı, inşaat işçiliği yaptı. 1960’da İstanbul’a, sonra Ankara’ya yerleşti. 1968-1970 yıllarında Akis dergisinde çalıştı, bir süre de Forum dergisini yönetti.

Lise yıllarında şiir yazmaya başlayan Hasan Hüseyin’in şiirleri gerçek değerine kavuşamadı. Dönemin toplumcu akımlarının izlerini gördüğümüz şiirleri küçük sözcük uyumlarından, kafiyeye, ordan serbest vezine kadar uzanır. Şiirleri bizi bütün gerçekçiliğine rağmen düşsel zenginliğiyle de başka alemlere alır götürür.

Şairimizin ilk şiiri 1959’da Dost dergisinde çıktı. Bu yıllarda mizahi hikâyeleri de yayımlandı. 1963 yılında yayımlanan Kavel adlı kitabı ile 1964 Yeditepe Şiir Armağanı’nı, 1971 yılında Kızılkuğu ile TRT’nin 1970 Sanat Başarı Ödülü’nü, 1981 yılında da Filizkıran Fırtınası ile 1981 Toprak ve Nevzat Üstün şiir ödüllerini aldı. Çok sevdiğim birkaç şairden olan şairimizin burada da sizlere sunduğum “Uzun Eski Satıcı” adlı şiirini 1980’lerin başında besteledim.

Bu gün şiirlerine yer verdiğim Hasan Hüseyin Korkmazgil 26 Şubat 1984 Ankara’da vefat etti.

...

ACILARA TUTUNMAK

acı çekmek özgürlükse
özgürdük ikimiz de
o yuvasız çalıkuşu
bense kafeste kanarya
o dolaşmış daldan dala
savurmuş yüreğini
ben bölmüşüm yüreğimi
başkaldıran dizelere

kavuşmak özgürlükse
özgürdük ikimizde
elleri çığlık çığlık
yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde

aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye birşey vardı
sevmek diye birşey yokmuş
acılardan artakalan
işte bu bakışlarmış
kuğu diye gözlerimde
gün batımı bulutlarmış
yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
ayrı yörüngelerde


acı çektim günlerce
acı çektim susarak
şu kısacık konuklukta
deprem kargaşasında
yaşadım birkaç bin yıl
acılara tutunarak
acı çekmek özgürlükse
özgürdük ikimizde

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL


***

ACIYI BAL EYLEDİK

bak şu bebelerin güzelliğine
kaşı destan
gözü destan
elleri kan içinde

kör olasın demiyorum
kör olma da
gör beni

damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüz
hor baktık mı karıncaya
kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrulusunu
ya nasıl kıyarız insana

sen olmasan öldürmek ne
çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne
yokluk ne yoksulluk ne
ilenmek ne dilenmek ne
işsiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne

kahrolasın demiyorum
kahrolma da
gör beni

kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne

ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne

ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu

kör olasın demiyorum
kör olma da
gör beni

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

***


ÂMENNA

‘Yaşayanlar bir gün ölür’
elbette
ağaçlarla
balıklarla
kuşlarla ben
âmenna
‘ağlayanlar bir gün güler’
elbette
uyanmakla
anlamakla
bilmekle ben
âmenna
‘kısa çöp uzun çöpten hakkını alır’
elbette
direnmekle
kurtulmakla
barışla ben
âmenna

öyle bir yerdeyim ki
ne karanfil
ne kurbağa
öyle bir yerdeyim ki
biryanım mavi yosun
dalgalanır sularda
biryanım çocuk parkı
çığlık çığlığa
öyle bir yerdeyim ki
anam gider allah allah
dölüm düşmüş sokağa

dostum dostum güzel dostum
bu ne beter çizgidir bu
bu ne çıldırtan denge
yaprak döker biryanımız
bir yanımız bahar bahçe

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

***

KIZILIRMAK

(...)

bir oğlum olacak adı temmuz
öfkede benden fırtına
           sevgide deniz
ne saman yollarının ulu kervanları susuzluğumun
ne kutup şafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin
temmuz gibi sıcak ve bereketli
                  temmuz gibi uçsuz bucaksız



bir oğlum olacak adı temmuz
dilinde en güzel sesi türkçemin
        kulağı en yiğit şarkılarla delik
korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı
        vivaldi’yi dinler gibi okuyup anlayacak
ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şeftalisine
        ay’dan kendi sesini dinleyecek
        vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle

(...)

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

***

UZUN ESKİ SATICI

geyik koymuş dokumanın üstüne
yol geçirmiş dokumanın üstünden
ağaç dikmiş yol üstüne pembeden
pusu kurmuş dağbaşında geceden
balık düşmüş namlusuna çinceden
sanki bunu bilir gibi önceden
türkü yakmış ibrişimden inceden
sümbülceden lâleceden gülceden

fistanı da allı güllü basmadan
gelin olmuş on dördüne basmadan
uzat elin karanlıklar basmadan
çiçek devşir üzerimden sevdiğim
toprağıma basmadan

uuuuy dağların öteyüzü bakışların arkası
ayrılığın yanıbaşı sevdânın yangerisi
uuuuy gecemin sabahı da ikindimin öğlesi
ha sen bunu bastın basma, basa ko
ha sen bunu yazdın yazma, yaza ko
ha sen bunu çizdin çizik, çize ko
ya nedendir öttün beni kuş gibi
açtın beni leylâk leylâk/ gördün beni düş gibi
uuuuy yakının ötesi de ötelerin berisi
neden kıydın bende bana/ kor ateşte kül gibi

fistanı da allı güllü basmadan
gelin olmuş on dördüne basmadan
uzat elin karanlıklar basmadan
çiçek devşir üzerimden sevdiğim
toprağıma basmadan

dandini de deli gönül dandini
avcı vurmuş geyik diye kendini
uzun eski satıcıyım basma satarım
yeşile gül katarım gülü sümbül yaparım
geyik meler yavru yavru dağları
aslan dersen kan içinde elleri
gelinler hey güzeller hey kızlar hey
türkü türkü nakışlarım yolları
kuşlar uçar hilâl hilâl mestine
yıldız kayar elâ gözler üstüne
basadurmuş dağlar dağlar üstüne
ben bilemem bu dağların üstü ne
bu düşlerin benceğize kastı ne
gelinler hey güzeller hey kızlar hey

***


Bugünde bu kadar sevgili okurlar. Haftaya görüşmek üzere. İyi hafta sonları..



Yayın Tarihi: 12.04.2015

HEDİYE VE HEDİYELEŞME 17

ş- Mehr vermemek şartı ile nikah geçerli olur. Fakat sonradan mehrini verir.
t- Müşterinin başkasına satmaması şartı ile bir mal satmak veya başkasına satmamak şartı ile satın almak geçerli olup, bu şartların hepsi boştur, yapılmaz.

4: Hediye şu durumlarda geri istenmez.

Hediye bir malı birine karşılıksız vermek olduğu kadar bir karşılık isteyerek vermekte olabilir. Bazı durumlarda hediye özendirici ve teşvik edici olarakta kullanılabilir. Anne-baba çocuklarının sene sonunda “taktir” getirmeleri durumunda bisiklet, bilgisayar v.b hediye edeceğini söylemesi gibi. Mecbur kalmadıkça hediye geri istenmemelidir. Buhari’nin belirttiği hadise göre “Verdiği hediyesini geri isteyen, kustuğunu yalayan köpeğe benzer.”

Hediyeyi geri istemek kustuğunu yalamak gibiyse de, bir kimse, sebepli veya sebepsiz verdiği hediyeyi geri isteyebilir. Ancak şu yedi şeyden biri varsa, hediyesini geri alamaz:

a- Verilen hediyede kıymetini artıran fazlalık meydana gelmiş olması:
Hediye edilen bir kitabı alan kimse ciltletmişse, hediye edilen hayvan yavru yapmışsa, hediye edilen eve parke döşemek gibi kıymetini artırıcı bir şey ilave edilmişse, hediye edilen araziye bir şey ekilip dikilmişse, hediye edilen cekete astar gibi bir şey dikilmişse, yani verilen hediyenin kıymeti artmışsa, hediyeyi veren artık bunu isteyemez. Hediye edilen bıçak keskinleştirilse, hediye eden artık onu geri isteyemez.
Hediye edilen elbise boyanmışsa, boya da elbisenin değerini yükseltmişse, artık bağıştan geri dönülemez. Şayet boyanan elbise kıymeti artırmamış veya eksilmemişse, o zaman bağış yapan şahıs, bunu geri isteyebilir. Hediye edilen koyun, bayramda kurban edilse, sonra hediyeyi veren hediyesinden vazgeçerse, kesilmiş hayvanı alabilir; fakat öteki kurban borcundan kurtulmuş olur, yani onun kurbanı geçerli olur.
b- İkisinden birinin ölmesi:
Hediyeyi veren veya alan ölmüşse, artık hediye geri istenemez. Veren ölmüşse, verenin varisleri isteyemez. Hediyeyi alan ölmüşse, varislerinden bu hediye istenemez.
c- Hediyenin karşılığı olduğu bildirilerek bir hediye vermek:
Senin hediye ettiğin şu kıymetli bisiklete karşılık olarak şu kurşun kalemi verdim denirse, bisikleti hediye veren artık hediyesini isteyemez. Kalemi veren de geri isteyemez. Eğer hediyene karşılık demeden verirse, kalemi veren de bisikleti veren de geri isteyebilir. Şayet, verilen hediyede, büyük bir kusur bulursa, onu geri vererek, ona karşılık verdiği bedeli geri alamaz. Mesela bisikletin freni bozuksa, tekerlekleri yırtıksa bisikletini al, kalemimi ver diyemez.
ç- Hediye edilen malın, alanın mülkünden çıkması:
Hediye edilen şey, satılmışsa, kaybolmuşsa veya başkasına hediye edilmişse, artık geri istenemez.


DEVAM EDECEK



Yayın Tarihi: 10.04.2015

HEDİYE VE HEDİYELEŞME 16

Bu bölüme kadar hediyenin 3 ana başlıkta özetleyeceğimiz biçimde verildiğini gördük.
1: Kişisel, sevgiye dayanan hediyeler.
2: Devletler arası ilişkileri veya devletin kendi kurumlarının birbirleriyle ilişkilerini geliştirmek amacına yönelik hediyeler.
3: Ticari ilişkileri sürdürmeye yarayan hediyeler.
Genel kanı hediyelerin sevgiyi ve ilişkileri arttırıcı etkisinin olduğu yönündedir. Bireysel olarak kötü amaçlada hediye verilmiştir. Bunlar rüşvet adıyla adlandırılır. Rüşveti hediyeden ayırıcı unsur, verenin menfaat isteyici, alanın menfaat sağlayıcı olmasıdır. En fazla menfaat sağlayıcı yönetim erkinin bir parçası olan devlet kurum veya özel kuruluş personelidir. Menfaat sağlanmasını istemekte menfaat sağlamakta ne kadar ahlaksız bir şeyse, bunun için alınan ve verilen adı rüşvet şeklinde çirkinleşerek değişmiş hediyelerde toplumun yozlaşmasına, çürümesine yol açtığı için o kadar ahlaksız bir şeydir (kimi şehirlerde durup dururken yıkılan binaların yapımında denetim yapmayarak oturma izni veren anlı şanlı belediyecilerimiz bu çürüme sebeplerine çarpıcı örnektir). Bulundukları makam ve mevkilerde olmasalar kesinlikle alamayacakları hediye ve hediye ötesi şeylerle suç işlenmesine zemin hazırlamaktan ve bir çok canın yitirilmesine sebep olmaktan dolayı suçludurlar. İşte böylesi hediyelerin topluma zararı çok büyüktür.   

Her şeyin bir kuralı olduğu gibi hediyeninde yazılı olan ve olmayan kuralları var. O kuralların kimi gelenekler, kimi dinsel uygulamalar yoluyla bugüne dek gelmiştir. Kurallar şunlardır.

1: Hediye edilen bir şey, hediyeyi alan kişinin mülkü olduğu için, onun haberi olmadan, geri alınamaz veya izinsiz kullanılamaz.
2: Verilen hediye her ne olursa olsun, geçerli bir neden olmadığı takdirde reddedilemez. Dinende bu şöyledir: “Hediye, Allahü teâlânın gönderdiği güzel bir rızıktır. Kabul eden, Allahü teâlânın gönderdiğini kabul etmiş olur. Reddeden de Onun gönderdiğini reddetmiş olur.”  (*1)
3: Hediye şu durumlara göre uygundur:
a- Hediye veya hibe [bağış], mevcut ve bilinen bir malı, birine karşılıksız temlik etmektir. Belli bir karşılık isteyerek vermek de uygundur. Mesela, borcunu ödemesini şart koşmak uygun düşer.
b- Karşılık vermek şartı ile yapılan hediye, karşılığı verilmedikçe geçerli olmaz. Hediyenin ve karşılığının, ayrılmadan önce verilmeleri gerekir.
c-“Sen ölürsen benim, ben ölürsem senin olsun” diyerek evini birisine vermek uygun düşmez.
ç- Ali, Veliye, “Yaşadığın müddetçe evim senin olsun” dese, Veli ölünce, ev, sahibine verilir.
d-“Al, sarf et” diye verilip, hediye olduğu söylenmeyen para, teslim edilince, ödünç verilmiş olur. “Al, giy” diyerek verilen elbise, hediye olur.
e- Hediye verilmeden önce, veren vazgeçebilir. Hediye verildikten sonra, ancak ikisinin rızası ile vazgeçilebilir.
f- Hâfız, pazarlık etmeden, Allah rızası için hatim veya mevlid okursa, kendisine verilen hediyeyi alması caiz olur. Az diye itiraz ederse, aldığı haram olur.
g- Çocuğun hediye vermesi geçerli değildir. Çocuğa verilen hediyenin geçerli olması için, çocuğun, hediye edilen şeyi eline geçirmesi gerekir.
ğ- Fakir, zenginin verdiği sadakayı zengine hediye etse, zenginin alması uygun düşer.
h- Biri, “Bu malı sana hediye ettim” dese, öteki de alsa, hediye tamam olur.
ı- Müşteri, malı teslim almadan başkasına hediye edebilir.
i- Henüz ele geçirmeden önce, ikisinden birisi ölse, hediye geçersiz olur.
j- İki kimse, ortak oldukları bir evi birine hediye etseler, uygun olur. Bir kimse, evini iki kişiye hediye etse, uygun olmaz. Çünkü, taksimi mümkün olan şeyi, hisse-i şayıalı olarak vermek uygun değildir.
k- Gelecek ay başında, şu malı sana hediye ettim demek geçerli olmaz.
l- Ölünceye kadar nafakasını vermek ve kendine hizmet etmek şartı ile evini birine hediye ve teslim edince, hizmete başlarsa, evi geri alamaz.
Evini, ölünceye kadar içinde oturmak şartı ile satmak anlaşma olarak kötü sayılsada, hediye etmek uygundur ve evi teslim ettikten sonra, geri alamaz.
m- Hediye verirken malın mevcut olması şart, hazır olması şart değildir.
n- Zorla alınan hediye geçerli değildir. Mesela bir kimse, hanımına, “Sana borcum olan bileziklerini bana hediye etmezsen, babanın evine hiç gidemezsin” dese, hanımı da hediye etse, geçerli olmaz. Çünkü kerhen, zor ile hediye vermek geçerli olmaz.
o- Hediye, ancak ele geçince mülk olur. Satın alınan mal ise, ele geçmeden önce mülk olur.
ö- Ölüm hastası, malının üçte birini, vârislerinden başkasına bağışlayabilir.
p- Alacağını borçlusuna bağışlayan, vazgeçemez. (Alacağım yok) deyince de, borç kalmaz.
r- Kazançları şüpheli olan, hediyeleşmeli ve ödünç alıp kullanmalıdır! Haramdan geldiği kesin olarak bilinmedikçe, hediye gelen şeyler helaldir.
s- Doğacak yavrusu benim olmak şartı ile bu hayvanı sana hediye ettim demek caizdir. Yavrusu da hediye olur.


 DEVAM EDECEK


Yayın Tarihi: 08.04.2015

HEDİYE VE HEDİYELEŞME 15

Geçen yazımızı bitirirken yaptığım alıntılarla şunları yazmıştım:

Verilen hediyede bir art niyet yoksa, mutlaka almalı ve karşılığında az çok bir şey vermelidir!
Bir şey veremeyen kimse ise, hediye verene dua etmelidir! “Bunu bana falanca verdi, Allah ondan razı olsun” demelidir! Ebu Davud’un naklettiği Hadise göre Hz. Peygamber şu öğütlerde bulunmuştur:

“Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür olur. İyiliği gizleyen nankörlük etmiş olur.” 

Kaldığımız yerden devam edelim. 

Tirmizi’de şu hadisi aynı görüşü onaylamak için verir: “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.”

Hediye, muhakkak bir mal vermekle olmaz. Selam vermek ve faydalı bir şey söylemek de hediye olur. İbni Mübarek’in naklettiğ şu hadis bunu çok açık biçimde belirtiyor:
“Mümini sevindireni Allahü teâlâ sevindirir.” 

Ayrıca bir insanı kötülükten alıkoymakta bir hediye sayılmaktadır. Ebu Ya’la’nın naklettiği şu hadisten bunu öğreniyoruz:
“Bir arkadaşın hidayetini artırıcı veya onu tehlikeden kurtarıcı bir söz söylemekten daha iyi hediye olmaz.”

Durum böyle olunca hediyeleşmede madde şartı aranmaz. Bir insanın bir insana yaptığı her şey hediye adını alabilir. İbni Asakir’den nakledilen şu hadis bütün bu anlattıklarımızı doğrulamaktadır.

“Hediyenin en iyisi, hikmetli bir sözü öğrenip birine öğretmektir ki, bu da bir yıl ihlâslı ibadet etmekten daha sevaptır.”

Gene İbni Asakir’den şu hadisi okuyalım:

“Seferden dönerken, çoluk çocuğunuza yararlı bir taş da olsa, hediye getiriniz.”

Taberani’den nakledilen şu hadis İslamiyet’te hediye sadece bu dünya ile sınırlı kalmadığını, iki cihanı kapsadığını gösteriyor:

“Kim sadaka verirken, sevabını müslüman ana-babasının ruhuna hediye ederse, verdiği sadakanın sevabı, onların ruhuna gideceği gibi, sevabından hiçbir şey eksilmeden kendine de yazılır.”

Hakim’in naklettiği hadis sevginin saklı kalmaması ve duyurulması gerektiğini şöyle belirtiyor:

“Arkadaşını seven, sevdiğini ona bildirsin.”

Sevgiyi, hediye ile bildirmek, dili ile bildirmekten daha kolay ve daha önemlidir. Bir arkadaşa, (Seni seviyorum) demek zor olabilir veya yanlış anlaşılabilir. Birisine hediye vermek seni seviyorum demenin bir başka şeklidir.

Elmalılı Tefsirinin Bakara Sûresi, 271.Âyetin açıklanmasından sonra yer alan “Sadaka” bölümünde bir hadis vardır. O hadiste kalabalık guruptan bir kişiye verilen hediye, bütün guruba verilmiş olduğunu şöyle belirtir:

“Her kime bir hediye sunulduğunda yanında bir cemaat varsa, onlar da o hediyeye ortaktırlar.”

Potlaç kültüründe gördüğümüz üretileni paylaşma ve yeniden üretme esası İslamiyet’le daha geniş alana yayılmaktadır. Ahmed Hulûsi 1 Kasım 1996 tarihinde basılan kitabı “Cuma Sohbetleri’’nde buna değinir.

Gene Ahmed Hulûsi Hz.Muhammed Neyi “Oku”du- "İNFAK"ın SEBEPLERİ kitabının 218. sayfasında şunları yazar.

 İster zekât, diye anlayın “infak”ı, ister sadaka diye, ister hediye diye... Önemli olan, elin altındakileri başkalarıyla paylaşabilmek; karşılık beklemeden onları bağışlayabilmektir...
Şu noktayı da gözden kaçırmamak gerekir...
“Karşılık beklemenin” temelinde yatan neden, “sahiplik düşüncesi ve benliktir”!... Kendine ait kabul ettiğin şeyi karşındakine verdiğinde, elbette onun karşılığını beklersin... Ama,
Allah’tan; ama, “kul”dan!...
Oysa sahibi olmadığın bir şeyi verince, elbette ki karşılık beklemek diye bir şey de söz konusu olmaz!..
Sana emanet verilen bir şeyi iade ettiğin zaman, buna karşılık bekler misin?.. Elbette ki hayır!..işte bu örnekte olduğu gibi, “karşılıksız vermenin” tek yolu o şeyin kendinde emanet olduğunu fark etmektir..


DEVAM EDECEK



Yayın Tarihi: 06.04.2015

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ

Merhaba sevgili okurlar. Geçen hafta yazımızı bitirirken dediğim gibi bu haftada köşemizi Afşar Timuçin’e ayırdım. Geçen hafta şairimizi tanıttığım yazımızdaki bir bölüm şöyleydi: “Şiirde yalınlıktan, açıklıktan, anlaşılırlıktan yanadır Afşar Timuçin. Anlamsız dizeler bulamazsınız onda. İmgeleri somuttur. Bütün esinini yaşamdan, yaşamın gerçeklerinden, kendini ‘başka’ kılan ayrıntılardan alır. Başka bir deyişle, yaşamdan şiir sağmaktadır. Kolay, basit gibi görünen, bir çırpıda söylenilmiş izlenimi veren, gerçekte yoğun bir çabanın ürünü olan bütünlüklü şiirlerdir”. İşte böylesine tarzı olan şairimizin bu haftaya seçtiğim şiirleri.. her birini ayrı ayrı seveceğinizi umuyorum.  
  
...

BİR TUTKUNUN TÜRKÜSÜ

Neden onu görünce
Karışıyor ellerin birbirine
Onu görünce neden
Kendini bırakıp gidiyorsun giderken

Bırakıp gidiyorsun ve sende
Sevinç gibi bir acı koyuluyor
Öyle durup kalıyorsun gecende

Onu görünce sende neden
Bin tohum ekiliyor birdenbire
Birdenbire nice ürün kaldırılıyor
Onu görünce neden hızlanıyor
Suların akışı kendi kendine

O gidince neden başka birisin
Adın başka, susuşun başka, sesin başka
O gidince hiç kimse değilsin
Tükenmiş bir rüzgârsın ağaçta

AFŞAR TİMUÇİN

***

BU BİZİM ŞİİRİMİZDİR

Bir suyun akışına dalar gibi kalıyoruz
O zaman gün sızıyor saçaklardan ince ince
Biz birbirimizi karşılıksız sevmeye başlayınca
Birlikte bir kirazı dişler gibi oluyoruz
Uzun bir kervan gibiyiz güneşte ağır ağır
Aydınlığı iki ayrı sevinç gibi yaşıyoruz
İki ayrı sevinci bir bütünde eriterek
Şurada otursak mı yürüsek mi biraz daha
Ötelere uzanmadan köşeyi bile dönmeden
Birkaç yüzyıl sonraki bir şiiri okur gibi
En küçük bir kıpırtıda sonsuzluğa varıyoruz
Üşütür gibi titreten buydu az önce bizi
Şimdi denizin sesiyle rüzgar belki de aynı şey
Bu senin saçların mı yoksa benim saçlarım mı
Aramıza girmeye çalışan yaramaz bir esinti mi
Uzun uzun düşünmeye başlamadan
Bütün zamanları birden şimdiye damıtarak
Bir kuşun kanadını öper gibi kalıyoruz.

AFŞAR TİMUÇİN

***

CEYLANLARIN AŞK TÜRKÜSÜ

Yeni bir tutkuyu kaldırmaz o
Yeni bir aşk öldürür ceylanı
O sevdi mi çocuklar gibi sever
Sen olsan ateşe verirsin tarlanı
Çiçeklerini yerle bir edersin
O bir duvar dibinde yatar sesizce
Düş gibi görür inen akşamı
Kelebekler yanaklarından öper
O sevdi mi rüzgar gibi sever
Sen olsan yere çalarsın şapkanı
Yeni bir tutkuyu kaldıramaz o
Yazık olur küçücük saçlarına
Doyamadan gider derenin
Işık beyazı çakıl taşlarına
O sevdi mi yüreği bakakalır
Sen olsan yeniler giyip gezersin
Belki bir günde harcarsın paranı
O yemeden içmeden kesilir
Sevdiğini bir üzse bin üzülür
Sen olsan üzersin sevdiğini
O günde bin kere ipe çekilir

AFŞAR TİMUÇİN

***

ÇOCUĞUN VE KAPTANIN TÜRKÜSÜ

Kaptan amca beni geçerken
Karşı kıyılara bırakır mısın?
Oralarda ne mi var? herşey
Çocuklar, sesler, ışıklar var
Bayramlar ve her türlü uzaklar

Kaptan amca beni bırakır mısın
Gittiğin kıyıların ötesine?
Oralarda ne mi var? herşey
Oralarda çalgı var, sevinç var

Kaptan amca beni götürmez misin
Gittiğin güzel yerlere şimdi?
Uzakların tutkusu nicedir
Çöller gibi yakıyor içimi

AFŞAR TİMUÇİN

***

ÇOCUKLARA DÜŞEN

Herkesin her yaşta
Dizinde ağlanacak bir annesi olmalı
Oradan bilinmedik uzaklara doludizgin
Çocuklardan da çocuk tahta atlarla
Aşılmaz dağları geçip ulaşmalı

Kapalı kapıların arkasında
Bekleşir ölü gözlü adamlar
Çocukluğu çarmıha germek için
Bunu bilen her çocuk annesinin dizinde
Tek o adamlara inat olsun diye
Bitmeyen sevinçleri uyumalı

AFŞAR TİMUÇİN

***

DENİZİN BEKLEDİĞİ

Seni sevmek mor denizlerdi biraz
Ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen
Umutlar ve yıkılmalar ardında direnilen
Seni sevmek mevsimler içinde en güzel yaz

Seni sevmek yaşamın aşılmaz büyüklüğü
Seni sevmek kan dolu yüzyılları korkutan
Ve sığınıp ılık kıyı kentlerinde biraz akşam
Seni sevmek çocukların düşlerinde gördüğü

Varılırdı daha saydam günlere isteseler
İsteseler yalnızlık giremezdi evlere
Seni sevmek bir kırlangıç olacak bekleseler
Ve uçacak durmadan adasız denizlere

Kim bulacak cam kırığı gözlerinde sevgimi
Sonra yalnız kalmak gibi yoksulca uğuldayan
Bütün okyanusların baş eğdiği tek kaptan
Sana verdim geç diye bütün denizlerimi

AFŞAR TİMUÇİN

***

DERİNLEŞEN AKŞAMDA

Bir sigara yaktım durup düşündüm
Neyim var neyim yok döküverdim önüme
Yeniden gözden geçirdim kendimi
Kendime yabancı düştüm gene

Nasıl da sert davranmıştım kendime
Şimdi daha iyi anlıyorum
Ben sokakların kural bilmez çocuğu
Bir başkası olabilir miydim hiç
Kendi yerime

Biraz da anılarla oyalansam
Yaşanmış ve bitirilmiş olanı
Nedense bir türlü sevemiyorum
Yeniden yaşamayı düşünmüyorum
En güzel sevinçlerimi bile

Her zaman kendime dar geliyorum
Ne zaman derinlerime dönsem
Yeni bir sayfa açılıyor önüme
Ne zaman yeni bir şeyleri özlesem
Neden bilmem
Kaskatı bir karanlık yerleşiyor içime

AFŞAR TİMUÇİN

***

DONKİŞOTUN AKŞAMI

Dulcinea seni en çok andığım
Bu garip bu bilinmez akşamlardır
Büyülü, kırık dökük hanları
Kral saraylarına dönüştüren
Anlaşılmaz gizidir akşamların

Zor zamanlarımda düşlediğim
Sen bütün sezgilerimde varsın
Olsaydın belki yarım kalırdım
Bir uzak köyde un eleyen, süt sağan
Bilinmez biri olman
Kesinlikle kanıtlamaz yokluğunu
Sen dünyaya her dokunmamda
Gün gibi yeniden başlayansın

Olmazlıkta kurar insan sevincini
Tutku herşeyi yeniler
Yüreklilik bir çeşit yalnızlıktır
O aptal yeldeğirmenlerine gelince
Sen onları benden iyi tanırsın
Aldı mı yere vurur adamı
Kaldı ki sen onlardan da kahramansın
Aşılmazlığınla aydınlat yolumu
Dulcinea; doğallığım, sevincim, anayurdum
Dünya, gün gelip anlayacak
Sende gerçek büyüklüğe kavuştuğumu


AFŞAR TİMUÇİN


***

ESKİNİN TÜRKÜSÜ

Şimdi öksürtür beni
Yıllar önce içtiğim
O paslı cigara
İçsem de almam tadını

Kokusunu duysam yadırgarım
Anlamam artık bakışından
Dünkü kadar açık ve kesin
Bir biçimde bilsem de adını
Seni bir türlü tanıyamam

Şimdi iter beni
Eskiden söylediğim şarkılar
Bitenle başlayan arasında
Dünyalar kadar uzaklık var

AFŞAR TİMUÇİN

***

GEÇEN ZAMANIN TÜRKÜSÜ


Bir de pisliğin çiçek gibi büyüttüğü
Uyuşuk ve anlamsız otlar var

Ünlü yayınevlerinde
Halka ışık tutan bütün romancılar
Öfkeli öfkesiz bütün ressamlar
Ve bütün ince kemancılar
Büyük adamların anlayışlı eşleri
İnsan pazarının reklam şairleri
Ben gidince geriye kalacaksınız benden

Her zaman böyle olur
Rüzgâr toz bulutları bırakır giderken

İçindeki karmaşayı dünyaya taşıyanlar
Eğri düşünenler, doğru konuşanlar
Eli kalem tutanların bütünü
İçki sofralarının eşsiz bilgeleri
Emeğe alkış tutan tembel sürüleri
Ben gidince geriye kalacaksınız benden

Her zaman böyle olur
Rüzgâr toz bulutları bırakır giderken

Gönlündeki yalnızlığı içimize getiren
Bütün kafalılar, bütün şakacılar
Felsefeye önem veren düşünür artıkları
Sanat dünyasının doygun yaratıkları
Düşünce toptancıları, duygu işportacıları
Ben gidince geriye kalacaksınız benden

Her zaman böyle olur
Rüzgâr toz bulutları bırakır giderken

AFŞAR TİMUÇİN

***

GENE BÖYLE

Yürürlükte hava su ateş toprak
Yürürlükte irili ufaklı atomlar
Çürümüş sanıların karşısında
Bu arada yalnızlık sürümden kazanıyor
Uydurma aşkların yanıbaşında

Kuş uçmuyor korku ormanlarında
Sıkıntı denilen timsah uyanık
Erdemi ve inancı savunuyor kendince
Belki güler geçersin belki de
Gülmeyi bile düşünmezsin
Anlatmazsın bile birilerine
O kadar çıplak

Oh olsun yalancı şairlere
Kokuşmuş bilgelere oh olsun
Gene sokaklar baskın
Her iyide her doğruda her güzelde
Kaçak evlerin sanrılı karanlığı
Demek ki çoktan bitti
Şimdi her yerde orada burada
Eşsiz yağmurlar altında
Bütün kara deniz ve gök haritalarında
Zor ve sessiz bir çocukluktan kalma
Serseri şair ruhum geçerlidir
Geçerlidir dayattığım her özlem
İstanbulun bütün sokaklarında

AFŞAR TİMUÇİN

***

Bu haftada sizler için seçtiğim şiirlerin sonuna geldik sevgili okurlar. Haftaya kadar mutlu kalın. Şiirler, şarkılar ve günahsız ağızlardan dualar sizlerin olsun.


Yayın Tarihi: 05.04.2015

HEDİYE VE HEDİYELEŞME 14

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde İslamiyet ve hediyeleşme konusunu ele alacağım. Çeşitli kaynaklardan Hz. Peygamberin toplumsal kaynaşma ve insanlar arasında sıcak ve samimi ilişkiler kurulması için hediyeleşmeye büyük önem verdiğini öğreniyoruz. Bu arada hediyeleşmenin rüşvete dönüşerek kötü amaçla kullanılmasını önlemek amacıyla devlet yöneticilerine hediye vermenin, onlardan hediye almanın doğru olmadığını vurgulayarak uyardığını ve yöneticilerle hediyeleşmeyi yasakladığını gene bu kaynaklar belirtiyorlar.

Kaynaklara gidelim ve konumuzu irdelemeye başlayalım.

“Hediyeleşmenin önemi büyüktür. Peygamber efendimiz, insanların birbirleriyle ilgilerini kesmemesi ve irtibatlarının kopmaması için hediyeleşmeyi emreder, hediyenin, alanı sağır ve kör ettiğini bildirirdi. Yani hediye sayesinde hediye verenin kötü sözlerini duyamaz, kötü işlerini göremez olur.” 

Verilen hediyeyi almanın şart olduğunu en büyük, en güvenilir hadisçi olan Buhari’nin naklettiği peygamberimizin “Davete icabet edin, hediyeyi reddetmeyin!” hadisinden anlıyoruz

Neden reddedilmemesi gerektiğini bir başka hadisçi H.Tirmizi’nin naklettiği peygamber efendimizin şu hadisinden öğreniyoruz. “Hediye, Allahü teâlânın gönderdiği güzel bir rızıktır.” Hadisin devamında hediyenin hediyeyle karşılık bulması gerektiği belirtiliyor. “Hediyeyi kabul edin ve karşılığında daha güzelini verin!” 

Hadisçi Nesai’nin naklettiği bir hadiste bu konuyu tamamlar nitelikte. “Hediye verene, siz de hediye verin! Eğer verecek bir şey bulamaz iseniz, onun için dua edin ki hediye karşılıksız kalmasın!”

Yani nakledilen hadislerden

1: Allahın güzel bir rızık’ı olduğu için verilen hediyeyi almak,
2: Karşılığında daha güzelini vermek şart!
3: Verecek bir şey bulamayanın dua etmesi de bu yüzden şart! Başkasına edilen duada hediyeden sayılıyor.

Küçükte olsa yasa dışı işler yaptırmak için hediye adı altında rüşvet verildiğini bilmeyen yoktur. Böyle olduğu için hediye ile rüşvet birbirinin zıt kardeşleridirler. Kimilerine göre böyle yerlere boş elle gidilmez. Bunu daha da ileri götürürsek yatırlara sunulan hediyelerde Allah’la temasımızı kendimiz kuramazmışız gibi, onlar kursun diye verilen bir nevi rüşvettir.  

Eskiden büyüklerimiz ‘nereye gidilirse gidilsin, boş elle gidilmez’ derlerdi. Sadece bu hislerle verilen hediyeleri verenin böyle bir art niyeti olmadığı biliniyorsa, reddetmek uygun değildir (resmi veya tüzel kişi veya makamlara getirilmiş ve bir amaç taşıdığı düşünülen hediye alınmamalıdır. Batılı ülkelerde rüşveti önlemek amacıyla hediye gelirden sayılıp vergilendiriliyor. Eğer hediye açıklanamaz boyut ve nitelikteyse sade vatandaş, devlet memuru ayırmaksızın yargılanabiliyor. Aydın Göle).

İ. Malik’in bildirdiğine göre Hazreti Ayşe, muhtaç bir kadının hediyesini kabul etmeyince Peygamber efendimiz, “O kadın muhtaç olsa da, hediyesini kabul edip ona daha fazla bir şey vermeliydin” buyurdu. Sahabeden bir zat da, verilen hediyeyi kabul etmeyip, “Ya Resulallah, birinden bir şey alanda hayır yok buyurduğunuz için almadım” deyince, Peygamber efendimiz buyurdu ki:

“O isteyerek alınan şeylere mahsustur. İstenmeden verileni alınız!” 

Verilen hediyede bir art niyet yoksa, mutlaka almalı ve karşılığında az çok bir şey vermelidir!
Bir şey veremeyen kimse ise, hediye verene dua etmelidir! “Bunu bana falanca verdi, Allah ondan razı olsun” demelidir! Ebu Davud’un naklettiği Hadise göre Hz. Peygamber şu öğütlerde bulunmuştur:

“Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür olur. İyiliği gizleyen nankörlük etmiş olur.” 

DEVAM EDECEK


Yayın Tarihi: 03.04.2015
  

HEDİYE VE HEDİYELEŞME 13

Anlaşılan o ki hediye ve hediyeleşme üzerine ayırdığım bu yazı dizisi birkaç dizi daha sürecek. Benim niyetim 6 bölüm yapıp bitirmekti. Ama hiçte ummadığım kadar zengin bir konuyu irdelerken, nereye el atsam gül katmerleri gibi açıldığı için bunları yazmamak olmazdı. Edindiğim bilgileri birkaç bölüm daha sürse bile sizlerle paylaşmayı uygun buluyorum.

Şimdiye kadar ilkel kabile yaşayışlarında, İslamiyet öncesi Türklerde, Hıristiyanlık öncesi ve Hıristiyanlıkla birlikte Avrupa’daki hediyeleşme kültürlerini incelemiş, ülkeler ve dinler arası hediyeleşmenin örneklerini verirken Müslümanlığı seçtikten sonra Türklerin kurduğu son imparatorlukta da bu iç ve dış hediyeleşme adetlerini sürdürdüğünü belirtmiştim. İslamiyetle birlikte Hz. Peygamberimizin koyduğu ölçüler içinde hediyeleşmekten elbette ayrı bir bölümde söz edeceğim.

Biz bu bölümde de devletler arası ilişkilerde yöneltme, sevketme ve gütme anlamında kullandığımız, Avrupa dillerinden dilimize giren kelimeyle “strateji” belirlemek amacıyla varlık bulan hediyeleşmeler üzerinde durmaya devam edelim.

Bu konuda çeşitli dönemlerde bir çok amaç güderek hediyeler verildiğini tarihi bilgiler içinde buluyoruz. 15. ve 18. yy arasında Osmanlının Rusların açık denizlere ulaşmasını engellemek amacıyla Kafkaslarda hediye siyasetini ön planda tuttuğunu belirtebiliriz. Rusya’nın sıcak denizlere inme politikasının İslam dünyası için bir tehdit olabileceğinin ilk defa farkına varan III. Murat olmuş, bu maksatla bölgede ileri gelen liderlerle ittifak kurmaya çalışmıştı. (Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlı Devletinin Kafkas İllerini Fethi, Ankara 1993)

Bu konuda Tarık Yalçın’ın “Osmanlı Siyasetinde Hediyeleşme” adlı yazısına göz atalım.

“Osmanlı Devleti Kafkasya ile ilişkilerinde hediye siyaseti daima önemli olmuştur. Kuruluş döneminden itibaren hediye siyasetini benimseyen Osmanlı devlet politikasının ayrılmaz temellerinden biri olmuş, hakimiyetinin sınırlarını ve sürekliliğini hediyelerle sağlamıştır. Fakat bu hediyeleri bir rüşvet olarak görmemek gereklidir. Çünkü hediye siyaseti karşılıklı çıkar ilişkisinden ziyade bölgedeki kargaşa ortamının önlenmesine yönelik olduğu Ahmet Vasıf Efendi’nin seferatnamaesinden anlaşılmaktadır.

Müslüman Kafkas toplulukları da İslam’ın lider devleti olarak gördükleri Osmanlı Devletinin desteğini kazanmak için de hediyeler göndermişlerdir. Bu hediyelerin daha ziyade sembolik düzeyde hediyeler olduğu görülmektedir. (Ahval-i Anapa Ve Çerakise, Haşim Efendi, Topkapı Müzesi kütüphanesi)

18. yüzyılda Osmanlı Devleti, Kafkasya’daki Rus tehlikesini önlemek ve Abaza, Çerkez, Çeçen direnişçilerin desteğini almak için hediye politikasını Panislavizme karşı bir kalkan olarak sürdürmüştür. Ferah Ali Paşa, Soğucak muhafızlığına atanarak, Kafkasya topluluklarının liderlerine nakdi ve silah yardımı yapılmıştır. Rusya 18. yüzyılın sonlarında Kırım dışında kafkasya’da hediye politikası yüzünden etkinlik sağlayamamıştır.
Osmanlı Devleti bu hediye politikasını İslami esaslara dayandırarak “celb-i kulub” yani kalplerin kazanılması olarak değerlendirmiş, Şeyhülislam’dan alınan fetva ile uygulanmıştır.
Yine Anapa kadısına İstanbul’dan gönderilen bir hükümden anladığımıza göre isyan ve kargaşaya tevessül etmeyen halkında ödüllendirilmesine yönelik ferman gönderildiğini görüyoruz. Kafkasya’da Rusya’nın yanında yer almayan Müslüman halkalara ramazan ve Kurban bayramlarında yardım gönderilerek sadece kabile liderlerinin değil halkında kalpleri kazanılmak istenmiştir.

Osmanlı halifesi ilk cihat ilanını Ruslara karşı yapmıştır.

Osmanlı Devleti’nde padişahların cihat ilan ettiği bilinmekle birlikte halifelik makamını kullanmadıkları bilinirdi. Osmanlı padişahı I. Abdülhamit vefat etmeden önce halife ünvanını kullanarak cihat ilan etmiştir. Abaza ve Çerkezlerin Rusya ile yapılacak savaşa katılmaları için hediye gönderilmiş fakat Abaza ve Çerkez liderler, halifenin çağrısına uymuşlar ve hediyeyi kabul etmemişlerdir. (Evamir-i Aliyye, 12 Şubat 1789)

Rusya’da Osmanlı’nın bu politikalarına karşı boş durmamış Kazakların desteğini sağlamak için, onlarda hediye politikasını yürütmüşlerdir. (Christoph Witzenrath, Cossack and Russian Empire, London). Kazaklar dışında diğer Müslüman topluluklar hediye politikasını benimsememişler, Osmanlı’nın yanında olmayı ya da bağımsız kalmayı tercih etmişlerdir.”

Gördüğünüz gibi hediye bir yeri elde tutmak, elde tutulan yerde iç karışıklık çıkarılmaması gibi durumlarda dahil olmak üzere, devlet veya din farkı güdülerek ortak düşmana karşı ittifak kurmak gibi düşüncelerlede verilebiliyor.



DEVAM EDECEK


Yayın Tarihi: 01.04.15