30 Nisan 2016 Cumartesi

ZİHİNSEL DİNÇLİK İÇİN 2

Artık uyuşturucu kullanmadan uyuşturucu kullanmış gibi beyinler. Uyaranların çok olduğu kadar uyutanlar ve uyuşturanlarda çok var. Özellikle televizyon dizileri.. üstüne deli saçması yarışmaları da ekleyebilirsiniz. Okumaya meraklı bir toplum değiliz. Kitap okumayı bırakın, bir gazeteyi bile hakkıyla okuyan neredeyse yok! Konuşmaya gelince kimse mangalda kül bırakmıyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan çok. Bilgi sahibi olmanın şartları anlayan, kavrayan bir zihne sahip olmaktır. Sakarya Üniversitesi Hendek Kampüsünde öğretim görevlisi Metin Çengel bu konuda bir yazı yollamıştı. O yazıdan zihni dinç tutmanın yollarını bugünkü son bölümle öğreniyoruz.

5. Dizi veya film izlemek yerine oyun oynamak

Televizyon izlemek edilgin (pasif) bir eylemdir. Televizyonda bir bilgi aktarılırken izleyici sadece bakarak görmüş olur. Adı üstünde sadece izleyici olunur. Televizyon izlemek yerine zihninizi çalıştıracak oyunlar oynanabilir. Araştırmalar gösteriyor ki, en basit oyun bile beynin gelişiminde önemli bir etkiye sahiptir.

6. Televizyon izlemek yerine kitap okumak

Kitap okumak, tıpkı video oyunundaki gibi zihninizin ve hayal gücünüzün gelişmesine yardımcı olur. Karakter ve mekânları aklınızda canlandırdığınızda imgesel dünyanız genişler ve bu da sosyal ilişkilerinize yansır.

7. TED konuşmalarını izlemek

Son yılların ilham veren konuşmalarını düzenli olarak izlemek ufku açar. Farklı konu başlıklarında öncü isimlerin kısa ve çarpıcı konuşmalar arasında kişi kendine uygun gördüğü konuşmaları haftada birkaç kez izlenmelidir. Yeni bilgi ve fikirler her zaman öğreticidir.

8. Küçük egzersizler yapmak

Beden ve zihin birbirine sağlam iplerle bağlıdır. Gün boyu sadece zihni çalıştırmak yetmez, bedenin hareketi de zihni açmaya yardım eder. En basitinden asansör yerine merdiven kullanılırsa, gün içinde esneme hareketleri küçük hareketler denerek küçümsenmeden ve düzenli olarak yapılırsa kişinin kendisini daha dinç hissetmesini sağlayacaktır.

9. Aynı fikirde olmayanlarla konuşmak

Herhangi bir konuda aynı doğrultuda düşünmeyen biriyle arkadaşça bir tartışmaya girilirse hem sahip olunan fikir savunulur, hem de haksız durumdayken da karşı tarafın savını dinlemiş olmak gibi bir meziyet kazanılır. Ayrıca bu tip tartışmalar, kelime dağarcığını geliştirir, kendine güven kazanılır.

10. Doğada yürümek

Ormanda yapılacak bir yürüyüş bacak kaslarını kuvvetlendirirken beyne de güçlü bir uyarıda bulunur. Oksijen iyi gelir, doğa insan zihnini sakinleştirir ve yürümek kan dolaşımını hızlandırır. Öğle arasında parkta yapılacak kısa bir yürüyüş bile günü güzelleştirebilir. Ayrıca yürüyüşlerin ne kadar işe yaradığını görmek, yakılan kalori miktarını bilmek FitWell’in adım sayar özelliği kullanılabilir.

11. Planlı yaşamak

Her zaman herkesin yanında küçük de olsa bir not defteri olmalıdır. Program yapmak ve akla gelen bir fikir not almak hem merak duygusu hem de mantıklı düşünme yetisini gelişir. Gün sonunda ertesi günün programı yazılmalıdır. Bu, üretkenliği artıracaktır.


SON


Yayın Tarihi: 11.04.2016

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ

Merhaba sevgili okurlar. Mevsimin değişmeye yüz tuttuğu havaların yavaş yavaş ısındığı bir baharı yaşamaya başladık. Önümüz yaz. Renklerin cümbüşü başladı. Güneş daha güleç yüzlü. İnsanın içi kaynar bu mevsimde. Eskiden olsa aşklarda aşıklarda artardı. Eski aşklar kalmadı ne yazık. Yar yolu bekleyen var mı, görüyor musunuz? Hasretten kavrulan var mı? Bunlar kalmayınca bahar yarım kalıyor. Yeşeren yapraklar, açan çiçekler eski aşklar olmayınca kimsenin yüreğini titretmiyor artık.

Bugün iki şaire yer vereceğim. İlki Hakan Sürsal, ikincisi Kaan İnce. Bende bu iki şairimizi bu yazı için yaptığım araştırma sonrasında tanıdım. Hakan Sürsal’la başlayalım.

Hakan SÜRSAL 1963 yılında doğdu. Liseyi Ankara’da bitirdi. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümünü kazandı fakat eğitimini yarıda kesip 1980 de İstanbul’a gitti. Oraya yerleşmeye karar veren şairimiz 1985 de bu kez İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği bölümünden bitirdi. Üniversitede okuduğu sıralarda felsefe, dil felsefesi ve sosyoloji üzerine çok çalıştı. İlk edebi yazılarına bu dönemde başladı.

Şiir, öykü, deneme ve makaleleri pek çok dergi ve gazetede yayınladı. Amatör olarak kolaj ve fotoğraf çalışmaları yapmayı seviyor

Türkiye Yazarlar Sendikası, P.E.N Yazarlar Derneği, Türkiye Edebiyatçılar Derneği, Bilim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği üyesi.

Evli ve bir çocuk babası olan Sürsal İngilizce ve Almanca biliyor.

Kitapları :

is’tas’yön (şiir) : 2005
eşeysiz rodin (şiir) : 2006
karanlık oda gülücükleri (şiir) : 2007
sigaralar ve kargalar (öykü) :2008
mavi revir (şiir) : 2009

...

***

UÇURTMA
seninleyim çocuk
kırlarındayım
gözüm değirmen taşı
ana kokusu öğütüyorum

boyanıyorum çocuk
renklerindeyim
kışlık düşler çiziyorum
güneşli resim defterindeyim

aranıyorum çocuk
elimde medeniyet küreği
tarih eşeliyorum
bit dökülüyor önlüğümden
kelleşiyorum
başım yap-boz tarlası

yanıyorum çocuk!
ateşli oyunlardayım
vuruluyorum
tutuklanıyorum kavgama
su oluyorum
suç oluyorum
uç oluyorum
uçuyorum…
HAKAN SÜRSAL

***

BUGÜN
beni baştan aşağı insanla zincirle

gözümü çivitle boya
avucuma sadakan olsun bu garip gün
kıyıya doğru silkele
üstümden çağanozlar dökülsün
yıldızlar üşüşsün başıma
kumdan kulübe yap -pembe
içinde çayır olsun bulut olsun
beni yarenliğe çal
şarkılar söylesin yüreğim
işaretim sussun
başparmak ezmesin böceği
serçe uçsun gitsin uzaklara
yürürüm -ölüm de olsun
yeter ki ayrı dursun çiçeklerimden
ilk benim dudağıma dokunsun
vur sırtıma
çocukluğumdan kalan oyunlarda
çanak çömlek patlasın
tekerlemeler kaçışsın
diretme
garip bir şey olsun bugün

beni baştan aşağı insanla zincirle…

HAKAN SÜRSAL

***

İkinci şairimiz Kaan İnce 1970 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da aldı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne girmeye hak kazandı. 1991 yılının ocak ayında ilk şiiri Milliyet gazetesinde Sanat Genç Şairler köşesinde yayımlandı. 1992’de, Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde, Mektup isimli şiiri yayınlandı. Ağustos ayının ilk haftasında Gizdüşüm isimli dosyasını bir yayınevine verdi. Dosya, yayınevi tarafından kitap olarak basılmaya uygun görüldü. Ağustos ayının ikinci haftasında, 11 Ağustos sabahı Kadıköy, İstanbul’daki bir otel odasından atlayarak yaşamına son verdi.

...

ANNE
hüznün damlalarıdır sevgime yağan
dolduğunda çatırdayan kalbim uçurum yarıklarıyla
dilim dilim kesilmekte gözbebeklerim
sarkarak toza bulanan
işte o zaman
ışığına dolanıp düşlerinin göğsüne yatardım
karışık sesinle kanat çırpardı sesim
elllerine erir karışırdım ıslaklığına
eğirmek isterdim kestane saçlarını iğle saçlarıma
zorlu anlarımda çıkıp gelirdin hep yanıma
eziyetle yürüdüğün yeter
dökünüyorum yorgunluğunu bedenime
sarnıçlarda yağmurlar dinlenirken senin için
anne, gül et beni kederine

KAAN İNCE

***

AŞKTAN
İmgelerde yaşanacak aşk bırakmadım
Tüm güzellikler donup kalıverdi karşımda
Hüzün kaçıyor penceremden koşarak
Ölüm kayboldu geceye karışıp
Bir kolunda gözyaşı diğerinde acıyla

KAAN İNCE

***

GECE ŞİİRLERİ


D E V R İ K Y Ü R E K S A V U N M A S I
Çiy doladım kasnağına gecenin. Işıksızlığın hep
yoksul yalnızlıklara çıkması doğurur o rüzgârı.
Giz dizilmiş çardaklar incir kokulu, çiçek hattı
gözlerine doğru. Kokunda korku. Kafka; mürekkebini
içtiğim mevsimsiz aşk. Ölümün önünde yayılan;
çıbanı yüzümün. Devrik yürek savunması ömrüm.
Yaşlı bir adam vurgun yemiş. Kuşlar. Düşler.
Kapılma saatleri, basamaklarında ateş yatan zaman
merdiveninin dik soluğuna. Ve çekip giden bir ben,
aynı denize, irkilen iskeleden.

2. I S S I Z L I K S Ü R Ü S Ü

Sıcak bir buğu düşürdüler ceplerinden, kışın gelişini
gözlerime yıkan gölgeler, ölüme giderken. Sonuna vardım
ufuk renginin, gündüz rüyalarımda gördüğüm. Gün sayıyor
kör eşgalim. Sönüyor gülüşüm, gülün bağrında ikindi vakti.
Zaman çağlıyor, ömrümü biçmeden. Çölde ıssızlık sürüsü
gecelerim. Pencerelerden akan yollarda usulca büyüyor
hüzün. İsyan dumanları. Bir kıyı, boğulduğum. Suçluyum.
Talan edilmiş sokaklara yeleler taktım, yenilgilerimi
asmak için. Korku salmış düş dudaklarına. Üzgünüm.

3. B U Y R U K

Gecenin deniz kanatlarında, bir kuşun sesine dalmış
düş topluyorum, gözlerime öpücük. Kendine açan bir ışığı
emiyor kalbim. Kara tren, sisler durağında akıntısı
kavuşmanın. Ten, sahili gurbetin. Dalga dalga köpürüyorum
aşka. Buyruk: Tez boynu vurula!

4. H A R İ T A

Haritası parçalandı ellerimde gecenin, bir yitiriş değil
bu, sınırları tutamadım yerinde, gözlerime doldu sular,
şimdi zaman oynak bir gölge. Nasıl başlasak geri dönmemek
için? Hüzünkıran ardında saklanan kalbimle, artık, okyanuslara
açılmak geçmeli içimden. Biliyorum. Ama kavuşmalar ayrılıktır
bazen.

KAAN İNCE

***

GİZDÜŞÜM
Boşlukta kemiklerin kanattığı karanlık: Sürekli,
geceye bölünen saatlerin asıldığı yer. Kıyı boyunca
çalınan sabah: Esrik tin. Sehpada unuttum başımı, us yitik.
Divansızların bembeyaz ayetleri gibi peşin hüküm giydik.
Gözlerim deniziğnesi.
Kırıl benliğimin benli gözenekleri
İçinde, sürgünlerin gizli sessizliği.
Alnıma dayarım güz görümlük ömrümü, seherin cılız eliyle.
Uzaktaki vahşi güle hüzün kokarım. Ve ölüm ardıma leke
düşer, gözlerimden çekilen sıcaklık korkuluk yüzümde
soğur soğur, iki kaş arasında yenilir kendine uzun yol.
Çiçek tüter düşler karanlığı kısıp pencerede
gök uçurtma çeker yıldız çölüne
Bir ışık örtüsü açılacak göğe, acılaşan gecede; suya ateş
düşüp kirpiklerime gömülecek, yüzüme sıkışmış erguvan
ölüleri. Dilenci kızlara serpinti yağmurun kırık sesi.
Ay batışı gözlere iki ezgi gibi hüzün çökerim, tetikte
yalnız kalan gölgemle. Sıkıntımın yıldız sefası, n'olur
kapatma kollarını, sakalıma basma sabah. Denk cepheli
çalışmalar ederi kadar başlık paramız, asmayın bizi.
Güvencin uçuşu, alabildiğine rüzgâr;
gez arpacık göz tetikte.
Ölüm açmazda bekleyen kuş seslerine sağanak: Bakire
umutlar. Görünmez viranlığım. Çiğ damlacıkları...
Soluğunda sevişen fesleğenlerin, üç kulaç kurşuni sudan
gözlerini saran kokusu; sendeleyen hoş bir yaşam,
inanç yüklü gülüşlerde. Gecenin sararmış mühründe billurlaşan
sessizliğe dolunay doğarım.
Düş artık yakamdan
güneş kırıklarına dadanan sevda.

KAAN İNCE

***

KAN
yüzün yakamozlanır akşam saatlerinde
kime çıkmaz piyangosu hüznün
belki de sombalığa en son
ve demir kırı bir taya
ertesi yasaktı, es vardı
bir tek uzun gecelerde

çıkrığında intihar edeceğim kuyu
zaman kuyusu, soluksuz ve ıssız
inip çıkar ölüm, durana dek yüzümdeki
sevişen kederlerle gülün gümü
adımdan çıkardım bir a
gözlerimde gezer geriye kalan

KAAN İNCE

***

Okuyacağınız şiir şairimizin intihar etmeden önce yazdığı mektuptur. Bu şiiri rica etsem intiharın eşiğindeki insanla hemhal (ben empati kuramam, hemhal olurum) olarak okur musunuz? 

MEKTUP
Yarım kalmış acılar denizi pencereme konardı geceyle, savrulurdum. Gözyaşı kokusuyla dolu bir kuğu, zamanın sonuna kalkan, sürgünümdü; göz mavisi duman, sessizliğim. Aktım ölü deniz kızıyla gökkuşağı saklı mektubun içine, pulumuz rüzgâr oldu, postacımız güvercin. Civa gibi eridik kabımızda. Kırmızıya gittik. Hemen yokladım yüzümü yağmurun yuva yaptığı ellerimle. İyice şaşırmıştı alıcısı vapur ıslığımızın. Saplandı gözlerimin ışığı yeni güne.
Mermer bir kayıkla geri döndük
     diğer yarısına acının,
       usulca çekildi deniz,
          son bulduk, yenildik.
Artık yataksız bir liman yüreğim, soğuk ve loş. Kırık
düşlerim. Serçelerde gözlerimin buğusu. Buruk içim.
Böylesi bir yenilgiyi beklemediğim için
    sabahın en serin ucunda bağıran ben
     intihar edecekmiş gibi sıkıyorum
       düşük boynuma asılı sonbaharı.
Çekildi yaşanan hıçkırıklara, yaşanmayan düş kırıntılarımızla boğulduğumuz odaya. Düştü saat duvardan, telefon diye çevirdim yelkovanı: İmdat. Akrep soktu kendini. Çan sesleri, ezan sesleri, mart sesi, çatılarda kaldı gecenin gizi. Unuttum mektubun içinde boğulduğumu. Elveda.

KAAN İNCE

***

YAŞAMA SEBEBİ
sıkmışım dişlerimi gözlerim kanayana kadar
çeyizimizde hüzün motifleri
göçebe bir ağıt göğsümün derinliklerinde
bu aşkın dönüşü yoksa
duman kırığı gözlerinde gecenin hıçkırıkları
kırık keman sesi ve adağım var
moraran hercai düşlerim ateşi delip ıslatır mendilimi
kalbime dolar -sonsuz uykuma- korkuya susamış yasadışı bir rüzgâr

bu aşkın dönüşü yoksa
suya düşer kokusu menekşelerin
deniz her zamankinden daha köpüklü
serçeler bi garip ötüşlüdür
martıları mavnalarla başka türlü danseder hamuruna sevgi katılmış bu dünyanın

küflü yüzler yok hiçlik de
hani ne derler gözlerinden öperim çocuk, gamlı sevda, şiir
ne’m kalır geriye gülüm seni alırlarsa benden
tiksintiler toplamı umutsuzluk sapağında ölüm

KAAN İNCE

***

Bu haftalıkta bu kadar. Haftaya başka şair ve şiirlerle buluşuncaya kadar kendinize çok iyi bakın. İyi pazarlar, iyi hafta sonu tatilleri...



Yayın Tarihi: 10.04.2016

ZİHİNSEL DİNÇLİK İÇİN 1

Artık uyuşturucu kullanmadan uyuşturucu kullanmış gibi beyinler. Uyaranların çok olduğu kadar uyutanlar ve uyuşturanlarda çok var. Özellikle televizyon dizileri.. üstüne deli saçması yarışmaları da ekleyebilirsiniz. Okumaya meraklı bir toplum değiliz. Kitap okumayı bırakın bir gazeteyi bile hakkıyla okuyan neredeyse yok! Konuşmaya gelince kimse mangalda kül bırakmıyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan çok. Bilgi sahibi olmanın şartları anlayan, kavrayan bir zihne sahip olmaktır. Sakarya Üniversitesi Hendek Kampüsünde öğretim görevlisi Sayın Metin Çengel bu konuda bir yazı yollamıştı. O yazıdan zihni dinç tutmanın yollarını öğreniyoruz.

Zihinsel dinçlik için 11 öneride bulunuluyor. O öneriler sırasıyla şöyle.

1. Her sabah su içmek
2. İş saatleri içinde yeşil çay içmek
3. Gün boyu şeker kullanmamak
4. Sosyal medyaya günde iki defadan fazla bakmamak
5. Dizi veya film izlemek yerine oyun oynamak
6. Televizyon izlemek yerine kitap okumak
7. TED konuşmalarını izlemek
8. Küçük egzersizler yapmak
9. Aynı fikirde olmayanlarla konuşmak
10. Doğada yürümek
11. Planlı yaşamak

Zihnin Dinç tutulması için yapılan bu önerilerin teker teker içine girelim mi?

1. Her sabah su içmek

Bildiğiniz gibi uyurken biz hareketsiz kalsak bile organizmamız ve buna bağlı olarak solunum yolları daha güçlü hareket  eder. Bu hareket vücut ısımızı arttırarak zaman zaman sıvı kaybına yol açar, dolayısıyla vücudumuz susuz kalır. Sabah yataktan kalkar kalkmaz mutlaka bir bardak su içilmelidir. Yarım saat içinde ikinci bardak su da içildikten sonra kahvaltı yapabilir. Çalışmalar sonucunda su içerek zihnin görevlerini tamamlamasına yardımcı olunduğu anlaşılmıştır.

2. İş saatleri içinde yeşil çay için

Çalışan insanın zihni açtığı gerekçesiyle vazgeçilmez içeceği kahvedir. Oysa zihni uyaran ve zihne yarayan yeşil çaydır. İçeriğinde bulunan aminoasitler sayesinde Matcha yeşil çayı, beyin dalgalarının artışını sağlar. Böylelikle uyuma isteği kalkar ve yapılan işe daha rahat, daha kolay odaklanılır

3. Gün boyu şeker kullanmamak

Aslına bakarsanız şekeri hayatımızdan çıkarmak gerekir. Çünkü şeker bir çok hastalığın nedenidir; başta da kanserin tabi ki.. eğer şekerden vazgeçmekte zorlanılıyorsa, en azından gün içinde şekere olan ilgi başka yöne kaydırılabilir. Kimi zaman çaya şeker yerine bal katılabilir.  En iyisi hiç şeker atmamaktır. Bu denenerek bile bir ilerleme kazanılır. Çok yüksek miktarda kullanılan şeker yüzünden beyin fonksiyonları iyi çalışmayabilir. Zaman içinde bu fonksiyonlar tamamen ölebilir.

4. Sosyal medyaya günde iki defadan fazla bakmamak

Beyne yüklenen gerekli gereksiz her bilgi birikir. Gün içinde sosyal medya hesaplarına girildiğinde zamanın nasıl geçtiği genellikle fark edilmez. İyi ve kötü birçok haberin adeta saldırısına uğrayan beyni dinlendirmek çok önemlidir. Bunun için belli bir süre belirlenmeli, sosyal medya hesaplarına günde yalnızca iki kez ziyaret edilmelidir.


DEVAM EDECEK


Yayın Tarihi: 8.04.2016

ISLAK BAYAT EKMEK 2

Yazarı belirtilmemiş bir hikâyemizin Bugün son bölümü. Sonunda bir çift sözüm olacağını dünde belirtmiştim.

*

Hanife teyze mutfak yoluna yönelir yönelmez, ben doğru içeri.. Masanın üstünde bir bardak su, ıslak ekmeklerin konduğu yarısı yenmiş tabak ve annemin bir gün önce verdiği dolmadan 4 tane.. Soracaktım, sormalıydım. İçim içimi kemiriyordu..

Hanife teyze beni kapıda göremeyince içeriye yanıma geldi.. Sanki “Sor” der gibi yüzüme bakıyordu ve sordum.

“Bu ıslak ekmekleri sen mi yiyorsun? Hani kuşlara verecektin?”

Buğulu mavi gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Üzmüş müydüm anlayamadım daha 15 yaşındaydım.. ama ağlatmıştım..

“Evet ben yiyorum canım kızım.. Benim bir oğlum birde kızım var. Burada değiller. Başka il’deler. İkisi de çalışıyor.. Araba alacaklarmış.. Bana kredi çektirdiler. Aldığım para ancak kiraya elektrik ve suya gidiyor. Üç beş kuruş ya kalıyor ya kalmıyor elimde. Ben de ekmek isteyemedim. Kol kırılır yen içinde kalır. Böyle biliriz. Üç yıl böyle idare edeceğim. Kimseye söyleme e mi” dedi..

Bu sefer benim gözlerim yaşardı ..

Tabağı aldım, kapıdan çıkarken arkamdan
“Kimseye söyleme güzel kız” diye bağırıyordu.

Eve geldiğimde bağıra bağıra ağlıyordum. Annem şaşırmış,

“Ne oldu kızım biri bir şey mi söyledi?” dedi. Olanı anneme anlattım, o da çok üzüldü.
Böyle vicdansız evlat olmayacağım anneciğim” dedim.
Üç yıl boyunca tüm mahalle Hanife teyzeye kimimiz sabah kahvaltılıkları götürüyor, kimimiz öğlen yemekleri, kimimizse akşam yemekleri..

İki ay önce kaybettik.. Hastayken okul çıkışı yanına uğramıştım.
Bana; “İyi kalpli meleğim sen mi geldin? Şükür borç bitti” dedi.
“Artık rahat edersin Hanife teyzem” dedim.
“Evet senin sayende sıkıntısız ekmek düşünmeden üç yıl geçti. Rabbim seni korusun” dedi. İki gün sonra vefat etmiş. Çok üzüldüm. Ama şunu anladım ki onurlu insan dilenemez. Bizim halkımızda onurludur, isterken de halini ortaya koyarak isteyemeyiz. Bir bahaneye bağlar, onurunu düşürmeden.

*

Hikâyemiz burada bitiyor. Eskiden Gırgır dergisinde “Hain Evlat Ökkeş” adlı bir karikatür dizisi vardı. Orda işsiz, tembel bir evlat olan Ökkeş, annesine ne eziyetler ediyordu, o dergiyi o zamanlar okuyanlar bilir. O karikatür ve hikâyemizdeki konuya benzer gerçek kişilere kimileri rastlamıştır. Ben rastladım. Karikatür karakteri Ökkeş gibi zalim evlat değildi belki ama o da hikâyemizdeki evlat gibiydi. Üstelik işadamı olmuş, bir dönem hatırı sayılır gelir düzeyine erişmişti. Bir gün 1950-1960’lar Adapazarı’nın basit, kâgir, üç odalı evi olan annesinin evinin banka yoluyla satıldığını duydum. Çok şaşırmıştım. Meğer bir borcuna karşılık o evi ipotek etmiş, kaba deyişle rehin göstermiş. Ev satıldı. Anneye ne mi oldu? Gitmedi onlara. O mu annesini yanına almadı, annemi gitmedi bilmiyorum; deprem sırasında yapılan ve uzun süre kaldırılmayan prefabriklerde kısa süre kaldı. Bir yıl dolmadan da vefat etti.

Nerden nereye?

Konumuz “onur”du oysa. Yazımız sonunda hayırsız evlada dayandı.      


SON


Yayın Tarihi: 6.04.2016

ISLAK BAYAT EKMEK 1


Bugünde bir hikâyemiz var. Yazarı belirtilmemiş. Sonunda bir çift sözüm olacak elbette.

*

Komşumuz Hanife teyzemiz var. Sekiz aydır konuya komşuya “bayat ekmeğiniz var mı? Varsa verin kuşlar cama geliyor ıslayıp veriyorum” diyordu.. Çok da zayıflamıştı. Kiracıydı.

“Rutubetini çok ucuza oturuyorum diye çekiyorum” diyordu..

Eşinden dul maaşı alıyordu. Gülen, şaka yapan Hanife teyze gitmiş, yerine suskun düşünceli Hanife teyze gelmişti..

Bir gün annem dolma yapmıştı. Bir tabak dolma uzatarak;

“Hadi götür Hanife teyzene de sıcak sıcak yesin” dedi.. Hanife teyzenin zilini çaldım..75 yaşındaydı.. Yavaş yavaş gelerek;
“Kim o?” dedi..
“Ben Zeynep, Hanife teyze” dedim..
“Tamam açıyorum kızım” dedi..
“Annem dolma yolladı” dedim..

Elimden aldı, yüzüme baktı, yutkundu ..
“Allah razı olsun. Ben de yemek yiyecektim.. Şimdi yerim” dedi.
“Hanife teyze annem tabağı istedi.”
Hanife teyze kapıyı kapatmayı bıraktı mutfağa yöneldi.. İçeriye baktım. Oturma odası karanlıktı. Işığı yaktım. Masanın üstünde bir bardak su ve ıslatılmış ekmekler tabağa doğranmıştı.. Hemen kapının önüne çıktım.. Hanife teyze tabağı uzattı.
“İki cihanda aziz olun evladım” dedi.
“Sağ ol” dedim...

Eve geldiğimde annem
“Ne o ne oldu? Suratından düşen bin parça” dedi.
“Anne, Hanife teyze tabağa bayat ekmekleri doğranmıştı yiyordu” dedim.
“Olur mu kızım? Baban da emekli, O da eşinden emekli maaşı baban kadar alıyor. Sen yanlış görmüşsündür, kuşlar içindir o. Biz geçiniyorsak ki 3 kişiyiz, O tek başına hayli hayli geçinir.”

Ertesi akşam anneme ne pişirdiğini sordum, etli kuru fasulye olduğunu öğrendim. İçimi bir kurt kemiriyordu.. Akşam yemeğine oturmadan
“Anne Hanife teyzeye de bir tabak götüreyim mi?”
Annem; “Kuru fasulye bir tanem. Götür de, güzel bir şey değil”
“Olsun hadi ver götüreyim.”

Sıcak tabağı elime aldım. Hanife teyzenin sesi:
“Kim o?”
“Ben Zeynep.”
Kapıyı açtı gülümseyerek, yüzüme baktı.
“Annem kuru fasulye yolladı bilmem sever misiniz?”
“Nimeti ayırt etmem tabii ki severim. Allah razı olsun.”
“Ha unutmadan annem tabağı istiyor”


DEVAM EDECEK


Yayın Tarihi: 4.04.2016

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ

Merhaba sevgili okurlar;


Bugünkü şairimiz Oğuz Tansel 1915 doğumludur. Doğduğu yer il olarak belirtilmemiş, sadece Batı Toroslar’ın kuzeye bakan Meyre köyünden söz ediliyor. Bu Meyre köyü hangi il veya ilçeye bağlı, es geçilmiş. Şairimiz İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirmeden yeterlilik sınavına girerek 1938 yılında Ortaokul öğretmeni oldu. 1969 yılında sağlığı bozulunca emekliye ayrıldı. Ölçü ve kafiyenin gözetildiği ilk şiirleri 1937 yılında Servetifünun’da ve Varlık dergisinde yayınlandı. Sade bir söyleyişe ulaştığı şiirlerinde toplumsal gerçekçilik ilkelerine bağlı kalarak; sevgi, kardeşlik, özgürlük, barış ve eşitliği işledi. Halk söylemini, folklorik ögeleri bolca ve ustalıkla kullandı.  Masallar derledi.

Türk Dil Kurumu Çocuk Edebiyatı Ödülünü ilk kez 1977 yılında Oğuz Tansel aldı. Oğuz Tansel 30 Ekim 1994'te Ankara’da öldü.

Yayınlanan eserleri: Savrulmayı Bekleyen Harman (şiir, 1953), Gözünü Sevdiğim (şiir, 1962), Bektaşi Dedikleri (şiirleştirilmiş Bektaşi fıkraları, Metin Eloğlu ile birlikte, 1970), Altı Kardeşler (masal, 1959), Yedi Devler (masal, 1962), Üç Kızlar (masal, 1963), Mavi Gelin (masal, 1966), Allı ile Fırfırı (masal, 1976). Oğuz Tansel, 1985'te şiirlerini Sarıkız Yolu adıyla, masallarını ise “Konuşan Balıkla Yalnız Kız” ve “Çobanla Beykızı” adlı kitaplarda  topladı.
Sözü şiirlerine vermenin sırası geldi. Buyurun bakalım beğenecek misiniz?

...

ÇAĞRI

I

Yürümek yol yordam öğretir
Kuşun özgürlüğü uçtukça büyür
Atın ceylânın koştukça
Yolculuğa çıktıkça sular
İğdeler yaprak çiçek açtıkça
Düşünüp yaptıkça insanlar
Ay batıp gün doğana dek
Dört mevsim on iki ay
Bilesin hep seni düşündüğümü

OĞUZ TANSEL

***


MASAL DÜNYASI

O masaldaki güvercinler mi
Böyle hür dolaşan bu göklerde,
Yıkanırlar maviliklerde;
Bir kral kızı kimi,
Kimi şehzade sevgilisi,
Hatıralar gibi uçtular kanat, kanat…

Bir halk türküsünde kaybederim kendimi
Bir masal dünyasında yaşar,
Bir halk türküsünde bulurum seni.

OĞUZ TANSEL

***


SALKIM SÖĞÜT

Ayrılıktan eğlim eğlim dalların,
Düşüncelere dalmışsın kapkara.
Başın yerde gözlerini mi yitirdin?
Gölgen toprağa uzanmış, düşüncelerin suya.
Toprak adamına benzer duruşun,
Ağacım, bana da ver sabrından.
Yapraklarında taze ay ışığı,
Bezgin değilsin yaşamaktan.

İyi insanların düşünü azma
İçli türküler söyleyerek geceleri,
Bu yoldan hırlı geçer, hırsız geçer,
Yalnız, can dayanmaz ayrılığa.

Büklüm büklüm dalların “dönen yerleri”
Tel tel nakış, kimseye deme.
İnsanın insan elinden çektiği,
Ağacım, dert oturdu yüreğime.

Beni, dalların bir hoş eder,
Bir sevgili yakınlığı sarar içimi.
Esmerim, boş ver de gel,
Ekmek, su gibi özledim seni.

OĞUZ TANSEL

***

ADAMLAR

Adamlar; yolağzında çömele kalmış,
Alınları, elleri çizgi çizgi;
Zincirlenmiş gibi düşüncelerden
Kaygılar içinde yüzleri.

Yüreklerindeki ateşten habersiz,
Gözlerinde toprak özlemi,
Yıllar yılı çağlamış
Başı boş sularca elleri.

Adamlardan güneşi içinde bulan,
Dumandan sıyrılmış dağ gibi;
“Bize uyuşukluk yakışmaz” diye
Doğrulup gürleyiverdi.

“Yaşamak için geldik dünyaya,
Yaratabiliriz iyiyi, güzeli.”
Günlük güneşlik kesildi yol
Kararlı gözleri.

OĞUZ TANSEL

***

KAVAK AĞACI

İlk ışık saygıyla selâmlar dallarını,
Başın ufuklar ötesinde güler.
Rüzgârların dilinden yaprak yaprak anlarsın,
Üstünde sevgisi cıvıl cıvıl serçeler.

İnsanlara örnek duruşun,
Uzak diyarlardan selâm getirir leylek
Tavında toprak gibi gücün yeter yaza, kışa
Bizimkinden başka, aydın dünyan gerçek.

Yeryüzünün süsü, onuru
Işıl ışıl türkü söyler toprağa gölgen.
En temizi sevgilerin en arısı
Çalışanların hayatına yakın düşüncen.

Vücudun çelik gibi kavak ağacı
Seni kucaklamak gelir içimden.
Topraklarımda biriniz bin olsun,
Bütün iyi dilekler yürekten.

OĞUZ TANSEL

***

MUTLULUK PEŞINDE

I

Karanlık Dünya masalındaki
En küçük kardeşim ben
Yaralı devin indiği kuyudan
Yer altı hazinelerine gidiyorum
Dönersem bütün bezekler sizin
Yandıkça iniyorum indikçe yanıyorum
Bütün gemilerin halatları belimde
Karanlık dünyaların ilkinde
Bir demet karanfil gibi bağlı duran
Üç güzel kızı kavuşturdum özgürlüğe
Kara koyun koyunların şahı
Ak koyun yüreğimin yağı
Merkez katı sıvı ateş dünyanın
Tam ortasında bu katın
Bir çekirdek olmak gerek
O bütün tohumların özü
Erimiyen yanmıyan
Yer yüzüne bir çıkarsak
Gereksinmeyiz güneşe
O zaman kendiliğinden dağılır
Kardeşlik iyilik güzellik
Yaban otları gibi bürür dünyamızı
Dev burada kalsın
Yaralı kartala ok atmam
Biz dönelim çileli yolculuğa


II

Bir semender hakladım önce
Onunla değiştirdim organlarımı
Ateşlerin düşlere sığmayanında
Zırhlara bürünmüş gidiyorum
Mercanların şafağında
Önce yitirdiğim gözlerimi buldum
Ellerim gerçek güneşler içinde
Kollarım kilometrelerce
Altın dağlar elmas dağlar
Hiç önemli değil gözümde
Kırmızı topazları gök yakutları
Zümrütleri yeşimleri
Güneş gözlerini aytaşlarını
Yanardağlar gibi atıyorum yer yüzüne
Çam gövdesi gibi yılanlar
Çini çini bakar gözüme
Gecesi gündüzü olmayan bir dünyada
Timsah sırtında balık boynunda
Bir karabatak gibi dala çıka,
Arıyorum çekirdeği
Renk boy farkına bakılmazsa
Dünyamızın tıpkısıydı bu dünya
(...)
Yoktu savaş barış sözcükleri
İlkin öldürdüğüm semenderden utandım
Timsahların balıkların sırtı geldi aklıma
Hayvanlardan özür dilerim.


III

Sözün kısası
Az gittik uzunluğuna
Uz gittik derinliğine
Mutlu çekirdeğe ulaştık
Kalbe benziyor kalbe
Balık gibi o da yüzer
Bütün âşıkların ateşi onda
Işığı seller gibi çağlar
Elini sür el olsun, gözünü sür göz
Altın gözlü balıklar zümrüt kuşlar
Elmas gözlü yılanlar yakut ağaçlar
Dile geldi sevinç içinde
Dünyamızı çevirmek için cennete
Elele verip cümle yaratık
İleteceğiz yeryüzüne

OĞUZ TANSEL

***

İĞDE AĞACI

Her sabah yürekten selâmladığım,
Baharda süslü, kışın çırçıplak,
Ana, kardeş gibi düşünürüm, sevgili
Bir halin var pek dokunur içime;
Ne kaygısız deyip imreniyorum sana,
Yerini beğenmiyorum bizim bahçede;
İçimde sanki beraber  yaşıyoruz.
Sarı çiçeklerin erken tomurur;
Her halde hapislerle komşusun;
Yapraklarına özlem türküleri dokunmuş;
Dalların yıldızlarla konuşur;
Köklerin bilinmez düşlerde.
Neden bizimle konuşmuyorsun?
O canlı, dipdiri duruşunla,
Hep onu düşündürüyorsun,
Görmüşlüğün var mı iğde ağacı?
Özgür yaşamayı biliyor musun?

OĞUZ TANSEL

***

MAYKU

Aylardan kiraz ayı
Gözlerime uyku girmez oldu
Karanlıkların ürpermesi dolar içime
Yüreğime ateş düştü Mayku.

İğde dallarından altınlar yağar
Testisi omzunda, belinde eli
Kırlangıçların sevinci eteklerinde
Sevince dağlar dillenmeli

Burda taş olmuş gelinler kızlar
“Ayrılık var bir yandan” dudaklarında
Salla saçlarını öldür beni
Aklımı bıraktım sulara

Bahar sabahlarının tatlı yağmuru
Sendedir mânaların en güzeli
Ay akşamladı gözlerinde.

OĞUZ TANSEL

***

MAYKU

III

Kanıların değişmezdi hani
Kömür gözlüm öpülesi ellerin
Ay ışığı doldurur odama
Tutsakların özlemi tüm bende
Seni denizi kuşları düşünürüm:
Tomurur kupkuru iğde dalları
Yollar boyunca türküler gider
Karanfiller dert olur aklıma
Kayan yıldız tepeden tırnağa aşk
Tutuşur bir gelincik tarlası
Fidanın topçiçeğim gün gün
Yüreğime burgu burgu gömüldün

OĞUZ TANSEL

***

BİLİNÇ IŞIĞI

Sevgi dolu yürekleri,
Canım dünya çocukları;


BİLİNÇ IŞIĞI

Işık özünden hamuru,
Mayası kardeşlik, barış,
Yapalım tükenmez ekmeği;
Sunalım yeryüzü sofrasına.
Dağı bağ yapan bu bilinç,
Güneş olur çalışan ellerde.
Savaş, kıyım, yıkım korkusu,
Karartmasın güneşimizi bir daha.
Özgürlük, barış, kardeşlik
En köklü, en soylu yasa.

OĞUZ TANSEL

***

Bu haftada bir şairin şiirleriyle birlikte olduk. Hepinize mutlu pazarlar dilerim sevgili okurlarım. Hoşça kalın.



Yayın Tarihi: 3.04.2016

ÜSTÜN DÖKMEN SÖZLERİNE BİR YAZI 6


Akademisyen, psikolog, yazar ve televizyon programcısı Üstün Dökmen’in seçme sözlerine yer verip o sözleri kendimce yorumladığım veya açtığım yazı dizimizi bugün bitiriyoruz.

-Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma.
Dost kazanmak öyle hemen olacak şey değildir. İki tarafın birbirini gönülden sevmesi, birbirine güvenebilmesi gerekir. Hatta bunların üstüne ikiz kardeş gibi birbirini hissetmeyi de eklemeli. Böyle bir dostluk hayata anlam ve derinlik katar. Hiçbir güçlük önünüzde duramaz. Tabii buna değen insanı bulursanız. Buna değmeyen insan için paralanmaya hiç gerek yok! Öylesi kendinize eziyet etmektir. Birde bu çılgın bireyleşme çağında insanı kollarıyla ahtapot gibi saran yalnızlık dostluk kurmayı mümkün kılmaz. Gene de dostu olana ne mutlu.

-İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
Kaç yaşında olursanız olun hayatın doldur boşalt mantığına sahip olduğunu anlamadıysanız, çok şey kaçırmışsınız demektir. Hayatınızda hala çocukluktaki dar çevreden gelen kaç kişi var? İlköğretim zamanından bugün sorulsa kaç kişiyi hatırlarsınız? Lise arkadaşlarınızla, askerlik arkadaşlarınızla ortak belirlediğiniz bir zamanda senede bir gün buluşuyor musunuz? Daha pek çok şeyle de gösterilebilir; hayatımızın her döneminde pek çok insanla tanışır, birlikte olur, kimilerini zaman elimizden alır, kimilerini kendimiz hayatımızdan çıkarırız. Kimileride kendileri hayatımızdan çıkar gider. Hayatımızdan çıkıp gidenlere acı bile olsa güle güle demesini bilmeliyiz. Ağlayıp sızlama yerine kazandığımız birçok insanın farkına varalım yeter.    

-Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
Eskiler çok güzel sözlere sahipti. Her söz bir hayat felsefesi içerirdi. Nede olsa yaşanmış onca hayat tecrübesinin imbikten geçmiş sözleriydi onlar. “Olgun başaklar boynun eğer” bunlardan biridir. Gerçektende başaklar doldukça ağırlıktan yer çekimi kanunu gereği sapı aşağı çeker. Boş başakları çeken bir ağırlık olmadığı için diktir. Değer verdiklerimiz dik başaklar gibi boş olursa bize karşı övünme fırsatı yakalarlar. Bu övünme canımızı yakacak şekilde olabilir. Babam vefat etmişti. İstanbul’dan kardeşim geldi, bir akrabamızla birlikte cenaze hazırlıkları yapıldı. Akrabamızın iş bitiriciliği yok! Sadece arkadaşlık etti. O bile yeter o anda. Aradan bir zaman geçtikten sonra akrabamız olan annesi anneme oğlu olmasa cenaze işlerinin aksayacağını söylemiş. Ama inanın oğlunun tek dahli bile yok. Sadece refakatçı. Ona verilen değere bakın ardından gelen övünmeye bakın. Böyle övünmeye fırsat vermemek gerekir gerçektende. 

-İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
Bu sözün başka türlü söylenen biçimi de var. “Alamayacağın şeyi isteme” derler. Alamayacağı şeyi istememek onurlu olmayı gerektirir. Onurlu olan ihtiyaçlarını sınırsız tutmaz. En azla yetinmeyi bilmeden onurlu olunamaz. Bir şeyi alıyorsanız karşılığında bir şeyi vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu kişiliğinizden taviz vermeye gelmesin. Kişilikten dolaylı veya doğrudan taviz vermek duygu sömürüsüyle olur. Duygu sömürüsünüde dolaylı veya doğrudan yapabilirsiniz. Doğrudan olanın en çirkini yalvarmak olsa gerek. Çocukların seçtiği metot bu. Çocuklar onuru öğrendiği zaman böyle davranmayı bırakıyorlar. Onur hayata gökyüzü kazandırmaktır. Gökyüzü yüksek olduğu ölçüde başımız dik olur.

-Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.
İnsan sevmekte sevilmekte ister. Çünkü bu ikili ilişki arkamızı güvenle dönebilme imkânı sağlar. Yoksa sırtımız duvara yaslı dururuz. Eski çağlarda güçlünün egemen olduğu barbar dönemlerde toplumsal antlaşmalar olmadığı için elinde bir şey bulunduranın saldırıya uğraması beklenir şeydi. Çünkü tek gerçek güçtü. Güçlü yaşardı, güçsüz yok olurdu. Zamanla toplumsal birliktelikler devleti, daha sonra devletler ülkeleri doğurdu. Yüksek dağlarda erişilmez kalelerde yaşayan halk düze indi. Bu insanların ayırım gütmeksizin birbirini sevebilme şartlarını doğurdu. Bu çağda daha birçok sebebi sayılabilir ama şu kadarıyla yetinelim insanların ekilen nefret tohumlarına rağmen birbirini sevme imkânı daha çoktur. Yeter ki bu imkânı istismar ederek güveni yok etmeyelim.


SON



Yayın Tarihi: 01.04.2016