14 Temmuz 2010 Çarşamba

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 50


Merhaba sevgili okurlar. Bir Pazar gününe daha erdik. Gene sizlere şiirlerimle sesleneceğim. Bu Pazar dünya kupası maçları da bitiyor. Bu akşam hiç şampiyon olmamış iki takım karşı karşıya gelecek. Kim şampiyon olursa olsun ilk kez şampiyon olmuş olacak. Tıpkı şiirin yolunu bulması gibi şampiyon olacak takımlarda öyle yollarını buldular. Küçük ama çalışkan ülke Hollanda her zaman sevdiğim ülkedir. Bir amcam orda yaşadı. Yeğenlerim halâ ordalar. Hollanda’ya bu yüzden de bir yakınlık duyuyorum. Büyük ülkelere öyle büyük bir sevgi beslemem, öyle hayranlıkta duymam. Çünkü büyüklüklerinin bedelini hep bizlere ödeterek büyük olmuşlardır.

Bu onları öğrenme ve bilmeme engel değil tabii. Ayrıca onlara düşmanlık beslememe de gerek görmüyorum. Düşmanlık kör olmakla eş. Onları yeneceksek üretimimizle, yeni hayat tarzları sunarak yeneceğiz.

Konuyu dağıtmayalım. Bu akşam rakiplerden biri olan İspanya coşkulu bir Akdeniz ülkesi. Coşkularımızla birbirimize benzeriz. Nede olsa bizde Akdeniz ülkesiyiz. Sakin ve çalışkan güçle Hollanda, coşkulu ve artistik özelliklerle İspanya bakalım bize nasıl bir futbol ziyafeti sunacaklar. Bana göre İspanya ağır basıyor. Onlar rakibe top göstermeden maç kazanıyorlar. Gene öyle bir sonuç olacak sanırım.

Şiire gelince:

Bu hafta az, iki uzun iki kısa, dört şiiri beğeninize sunacağım. Konuklarım var ve bu yüzden yazmaya pek fazla vaktim olmuyor.

*** ***

Bu şiirde sevgide dahil, hiçbir şey kaf dağının ardında değil göremeyeceğimiz kadar yanımızdadır diyorum. Öyle değil midir gerçekten? Her şeyi biz idealistleştirerek zorlaştırmıyor muyuz?

…. ….

52

Senin için yazdıklarıma kalemlerde isyan ediyor, ak kağıtlarda.

En içli ahlarını duyuyorum ahlarımın arasında.

Duysan dayanamazdın, belki yüreğin “dön” derdi “seni çok sevenine dön.”

“Dön ve bir daha ayrılma yanından hiç.”

“Öyle kolay mı seven birini bulmak?

“Sever, hem de çok sever de sevilemezsin, sevdiğin kadar.”

“Ne şarkılar geçer dilinden sevilmek özlemiyle.”

“İçli, sevda yanığı kara şarkılar.”

“Sevmek yetmez, birde sevilmek istersin.”

“Hemde ölesiye çok sevilmek..”

“İşte bak, seni sevenin orda, senin için isli kara.”

“Sevdandan yanmış tutuşmuş, görmez misin?”

Derdi mutlaka yüreğin. “Dön!”

“Seni çok sevenine dön!”

Benim, kalemlerin ve güvercin kanadı ak kâğıtların

Gözyaşları dinerdi belki

Bilmiyorsun bir tanem, hayat kısacıktır.

Seveni aramaya fazla vaktimiz yok!

Bulamadan biter bir gün.

Hem bütün iyi şeyler kaf dağının ardında mıdır?

Bundan mı, bu kadar mutsuzluğumuz?

Yoksa kaf dağı körlüğümüze masal mı?

Göremediğimiz kadar yanımızda her şey oysa.

Bir gül bahçesinde ömrümüz tükeniyor

Katmer katmer açmış bir gülü görmeden

Gördüğümüzde bahçe biter, gül biter.

Bülbüllerde susar o gün.

Gel ömrüm gel!

Sevdalar yankılansın yüreğimizde..


Aydın Göle

13 ekim 2002

*** ***

Aslında imkânsız olan ne çok şeyin sadece zor olduğunu görmeyiz. Zor olduğunu görsek her şey öyle kolaylaşacak ki.. şiirde göreceğiniz gibi, sevdayla harmanlayıp bunu anlattım.

…. ….

53

İmkânsız olan nedir

Hiç sordun mu kendine

Beni sevmek mi?

Benden ayrılmak mı?

Bütün olumsuz soruların olumluya çıkar cevabı

“İmkânsız” yoktur bir tanem.

Olsa olsa “Zor” vardır.

Hiçbir “zor” ise imkânsız değil.

Baksana, Milyonlarca hücreden

Bir hücreyi seçerde anneler

Işığa biz “merhaba” deriz

Sonra milyonlardan geçip

Birbirimizi bulmaz mıyız?

Bulmakla kalmayız hem

Birbirimizin oluruz Sonsuza dek..

Ne “zor” şey değil mi?

Kader dediğimiz işte bu

İşte bu zora ermek kader.

Bir zamanlar aksakallı bir dede

Bütün kaderleri

Çifter çifter bağlayıp taşlara

Denize atmış, acısız bir dünya için

Atmışta sevenler kurtulamamış önce

Çünkü canım çünkü

Sevgidir insanı büyüten

Sevgidir bir tanem yüreklere ışık yakan

Hiçbir ışık bizi aydınlatmaz sevginin aydınlattığı kadar

Sevgiden uzaklaşma,

Yüzün kararmasın

Sevgiden uzaklaşma beni hep sev

Yüreğimiz karanlık denizlerde kaybolmasın

Kederli gemiler gibi.


Aydın Göle

13 ekim 2002

*** ***

Aşk öyledir işte. Kendinden aşkınlaşmadan, yani kendinden ayrılmadan aşk olmaz. Aşk ile hiçbir olaydan etkilenmeyiz, her olay bizden çok uzaklardadır. Seven insanlar bana hak vereceklerdir eminim.

…. ….

54

Rüya mıydı gözlerin

Dudakların rüyamı

Kimindi öptüğüm dudaklar

Aşkı meleklerden çalmıştık hani biz

Buna mı kızdı felek

Bunu mu kıskandı

O mu bitirdi

Dağların eğildiği bu aşkı

Aşk; aşkınlaşmaktır candan

Hem candan, hem tenden

Bir haber dolaşır Geçen her demden

Ne damardakini duyar

Ne zamandakini


Aydın Göle

14 ekim 2002

*** ***

Bu haftaki son şiir kısa mesajla gönderilmiş bir şiir. Beklediğim yar gelse ölümü bile yenerim diyorum. Tırtıldan kelebeğe dönerek sembolünü onun için kullandım.

…. ….

205

Ben öksüz ben yetim

Sevmekti salt niyetim

Yalnız kalmakmış diyetim

Ödeyemiyorum

Beri gelsin ödeyen varsa

Yar dediğin eğer yarsa

Akşam üstleri yağmurlarıyla gelse

Doğum günleri mumları yanar karanlığıma

Sanki bir bebek

Baharda uçuşan mavi kelebek

Olurum tırtıldan dönerek


Aydın Göle

13 ekim 2002

İyi pazarlar sevgili okurlar. Haftaya görüşmek dileğiyle hoşça kalın.

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com

Yayın Tarihi: 11.07.10


OLAĞANÜSTÜ “HIYAR”



ÇİZGİ-YORUM COŞKUN GÖLE


Yaz meyveleri içinde seveninin taa uzaklardan başını döndüren salatalık yada diğer adıyla “hıyar” çok talihsiz benzetmelerin adıdır da. Beğenmediğimiz, kaba, işe yaramaz kişilere “hıyar” adını koyarız. Yani çoğumuza göre bu meyve gereksiz meyvelerdenmiş gibidir. Hatta işi ileri götürüp erkeklik organıyla özdeşleştirenleride görürsünüz. Bütün bu olanlar bir milletin kültürünün dile yansımasından başka bir şey değildir. Dili olmayan “hıyar” bütün masumluğuyla varlığını sürdürüyor. Oysa “hıyar” deyipte geçmemek lazımmış. Bir süre önce bu bilgiler "The New York Times" gazetesinde yayımlanmış. Onları gazetelerden okuyunca bu sevdiğim sebzenin değer kazanması için bu yazıyı kaleme aldım.

1. Hıyar, günlük ihtiyacınız olan birçok vitamini içerir. Tek bir hıyarda Vitamin B1, Vitamin B2, Vitamin B3, Vitamin B5, Vitamin B6, Folik Asit, Vitamin C, Kalsiyum, Demir, Mağnezyum, Fosfor, Potasyum ve Çinko ihtiva eder.

2. Öğleden sonra yurgunluk mu hissettiniz? Kahveyi, çayı, soğuk içecekleri bir tarafa bırakın ve bir hıyar yiyin. Hıyar iyi bir B vitaminler ve Karbohidratlar kaynağıdır ve yediğinizde saatler sürecek yorgunluğunuzu kısa bir sürede ortadan kaldırır.

3. Banyo veya duştan sonra aynanızın buğulanmasından şikayetçi misiniz? Bir hıyar dilimini alıp aynayı ovun. Hem buğulanma yok olacak hem de pırıldayan bir aynaya ve nefis bir kokuya sahip olacaksınız.

4. Haşereler bahçenizi veya saksı bitkilerinizi mahvediyor mu? Bahçeniz için bir aluminyum tabağa (ya da aluminyum folyoya) hıyar dilimlerini koyup, ortada bir yere yerleştirin. Saksılarınıza ise birkaç dilimi toprağın üzerine yine aluminyum tabak veya folyo ile yerleştirin. Bütün mevsim haşerelerden kurtulacaksınız. Hıyardaki kimyasallar aluminyum ile etkileşerek insanların algılayamadığı ama haşereleri deli eden bir koku yayar ve onların ortadan kaybolmalarına neden olur.

5. Bayanlar, sokağa çıkmadan önce veya denize-havuza girmeden önce bir süreliğine selülitlerinizden kurtulmak ister misiniz? Sorunlu bölgelerinizi birkaç dakika süreyle hıyar dilimleriyle ovun. Hıyardaki fitokimyasallar derinizdeki kollajenlerin gerilmesini sağlar, dış tabakayı sıkılaştırarak selülitlerin görüntüsünü azaltır. Aynı şekilde kırışıklıklara da iyi gelir (özellikle de göz civarındaki).

6. "Akşamdan kalma" sorununuzdan veya kötü bir baş ağrısından kurtulmak ister misiniz? Yatağa girmeden önce birkaç dilim hıyar yiyin ve ertesi sabah dipdiri, baş ağrısız kalkın. Hıyar, vücudun kaybetmiş olduğu gerekli besinleri takviye edici yeterli miktarda şeker, B vitaminleri ve elektrolitleri ihtiva ettiği için yediğiniz birkaç dilim sorunlarınızı hemen yok eder.

7. Özellikle diyet yapanlar, açlık dürtünüzü ortadan kaldırmak mı istiyorsunuz? Hıyar yiyin.

8. Evinizde ayakkabı boyanız mı kalmadı? Taze kesilmiş bir hıyar ile ayakkabınızı ovalayın. İçerdiği kimyasallar ayakkabınıza hem harika görünen bir parlaklık verir hem de deriyi su geçirmez hale getirir.

9. Evinizde bir kapı, pencere ya da benzer bir şey gıcırtı mı yapıyor? Bir dilim hıyarı alıp gıcırtı yapan yerlere sürtün (tabii sürtünme yapan yerlere, menteşenin dışına değil!!) gıcırtı gidecektir.

10. Kendinizi gergin, bitkin mi hissediyorsunuz (özellikle ders çalışan öğrenciler, yeni bebek sahibi olmuş anneler ve diğer herkes) ? Bir tas kaynar suyun içine bir bütün hıyarı ince dilimler halinde keserek koyun. Tası da bulunduğunuz odada uygun bir yere koyun. Hıyardaki kimyasallar ve diğer besinler kaynar suyun içine girince tepki gösterirler ve suyun buharı ile birlikte bulunduğunuz odaya yayılarak nefis bir aroma yayarlar. Bu aroma sizlerin tüm gerginliğini alarak sakin kişiliğinize dönmenizi sağlayacaktır. Özellikle öğrenciler bunu denemelidir.

11. Yemek yediniz (örneğin kebap) ve ağzınızdan kötü koku yayıyorsunuz. Bir hıyar dilimini alıp dilinizle damağınıza yerleştirin ve en az 30 saniye öyle tutun. Ağzınızda kötü kokulara neden olan bakterilerin fitokimyasallar sayesinde ölmesi nedeniyle bu sorundan kurtulmuş olacaksınız. (Soğan-sarmısak kokusu konusunda bir bilgi yok. Bunu da siz deneyin ve sonucu görün.)

12. Evyelerinizi, lavabolarınızı çevreye zarar vermeyecek bir şekilde temizlemek ister misiniz? Bir dilim hıyarı alıp temizlemek istediğiniz yeri ovun. Sadece yılların birikimi lekeleri kirleri temizlemekle kalmaz, ayrıca güzel bir parlaklık verir temizlediğiniz yere. Bunun yanında elleriniz de o temizlik malzemelerin verdiği zararlardan kurtulmuş olur.

13. Kalemle yazarken bir hata yaptınız ve hatayı silmek istiyorsunuz. Hıyar kabuğunu alıp yavaş ve nazikçe silmek istediğiniz yazıya sürtün. Boya kalemlerinde ve keçe kalem yazılarında da oldukça yararlı. (Bilirsiniz bazen çocuklarımız duvarlara yazılar yazar, resimler yaparlar. Onlarda da deneyebilirsiniz.)

Nasıl? “Hıyar” konusunda fikriniz değişti mi? Öyle kolayından sırf şekli nedeniyle bir insana “Hıyar” diyecek misiniz? O kadar şekilci olmayın canım. Şeklin altındaki gerçek hiçte öyle değil çünkü.



Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com

Yayın Tarihi: 09.07.10

İLGİNÇ OLAYLAR


ÇİZGİ-YORUM C.G (İstedi kaldırdım 08.03.12)



Okuduğumuz her haber bizi karamsarlığa düşürecek değil ya. Kimileri kahkahalarla güldürebilir bile. İnsandan kaynaklanan bazı garip davranışlara gülmemek mümkün mü? Belki de bazı haberleri okumuş olabilirsiniz. Bu gün bu haberlerle sizleri neşelendirmek istiyorum.


İşte ilk haberimiz:

-Belçika’da yaşayan Türk işadamı Uğur C. Ferrari’sine LPG taktırmak isteyince 145 bin Euro'luk otomobili şirket tarafından elinden alındı.

Elinizde 145 bin euro’luk araba alacak servetiniz var ve siz o arabayı nerdeyse su ile çalıştırmak isteyeceksiniz. Gelinde çıkın işin içinden. Bizim milletimizin işine akıl sır ermez gerçekten.

-Hong Kong’da 2 yılda yapımı tamamlanan 2 bin 500 daireli 7 gökdelenin daha kullanılmadan konut fiyatları düşmesin diye yıkılmasına karar verildi. Dünyanın en büyük yıkımı Haziran 2005’de başladı ve yaklaşık 10 ay sürdü.

Meğer akıl sır erdirilme konusunda tek millet değilmişiz. Baksanıza; adamlar önce yapıyorlar sonra yıkıyorlar. Buda bir iş canım. Bizde bu konuda belediyeler birer uzmanlık alanıdır. Bakın İstanbul’a. Ben 50 yılını biliyorum, hep yapıp bozuyorlar, sonra gene yapıyorlar, gene bozuyorlar. Bizde durum farklımı? Tabiî ki hayır. Son on yılda kaç kere yollarımız kazıldı?

-Konya’nın Karapınar İlçesi’ndeki bir bekçi köpeği sahibi Emin Çenesiz’in cep telefonunu yuttu. Olay köpeğin karnından telefon melodisi gelince anlaşıldı. Talihsiz telefon küçük ebatlarda olması nedeniyle dışkı yoluyla dışarı atıldı.

Evimizin sevimli yaratıkları çok meraklı olurlar. Gördükleri her şeyi karıştırmaya, her şeyle oynamaya bayılırlar. Bu bekçi köpeği herhalde aşık olduğu finoyu aramak istedi, havlarken de heyecandan telefonu ağzına kaçırıp yutuverdi. Yoksa o telefon çalar mıydı hiç? Allahtan ki telefon küçükmüş. Ya büyük olsaydı.. Şimdi merak ediyorum, telefonu sahibi bir daha kullanmış mıdır acaba?

-Hindistan’ın Assam eyaletinde pirinç birası içip sarhoş olan 12 fil 3 kişiyi ezerek öldürdü 2 kişiyi de yaraladı. Resmi rakamlara göre Assam eyaletinde son 5 yılda filler en az 150 kişiyi ezerek öldürdü.

Bu haberi okuduğumda aklıma seyrettiğim, adını unuttuğum bir kovboy filmi geldi. Sadece erkek oyunculardan biri aklımda; o da James Coburn. Film hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığım için kaynakta bulamadım.

Filmin öyküsü şöyle: Filmin kahramanı olan hanımın babasını öldürürler. Bu hanım kendisine intikamını alacak bir kovboy arar. James Coburn’u önerirler. Fakat o kovboyluktan uzaklaşmış, alkolik olmuştur. Çaresiz iş başa düşmüştür. Çıkarken, “sen yaşayan ölüsün, senin efsane kovboy olduğunu kimse hatırlamayacak” der. Silah kuşanıp babasının katillerinin peşine düşer. James Coburn’a bu söz acı gelir. O da silahını kuşanır atına biner ve kızın ardından yola koyulur.

Filmin bana göre en can alıcı sahnesi James Coburn’un silah kuşanıp meyhaneden çıkarken kendisinin içtiği içkiyi atına da içirmesidir. At sarhoş bir durumda meyhanenin duvarına dayanmış durmaktadır. Sonrasını anlatmaya gerek yok. Bildiğiniz sonlardan biri gerçekleşir.

- Danimarka’da geçen yıl Tanrı’ya inanmadığını söyleyerek tartışmalara yol açan Thorkild Grosböll adlı papaz piskoposluğun istifa etmesi yolundaki isteğini reddedince görevden alındı.

Ne uyanık papazmış. Ama bu uyanıklık sökmemiş işte. Hangi düşünceyle papaz olarak kalmak istemiş kim bilir? Düşünsenize vereceği vaazlarda inanmadığı konuda cemaatine nasıl daha çok inanmalarını söyleyebilir? Günah çıkarmaya gelenlere nasıl telkin verebilir, değil mi ama? İşte bu yüzden piskoposlarla arası papaz olmuş.

-ABD’nin en çok satan gazetesi USA Today'in 5 defa Pulitzer ödülüne aday gösterilen muhabiri Jack Kelley'in yıllarca izlediğini ileri sürdüğü uluslararası olaylarla ilgili yalan haberler yazdığı ortaya çıktı.

Hiçbir meslek gurubu gazetecilik kadar aynı anda bütün toplumu etkilemez. Bir avukatlık mesleği, bir doktorluk mesleği, bir muhasebecilik mesleği, bir noterlik (ki bunlarda kamunun işleyişine doğrudan etkide bulunan mesleklerdir) suç işlese bile aynı anda bütün toplumu etkileyemez. Üyesi olduğum meslek bu konuda çok dikkatli davranılması gereken meslektir. Amerikalı gazeteci belki de dünyanın gidişine küçükte olsa etkide bulunmuştur. Nede olsa istediği politikaları devletlere uygulatan bir devletin gazetecisi.

-Endonezya Devlet Başkanı Megawati Sukarnaputri, destekçilerine “Partiye verilecek oyları artırmak için daha çok sevgili edinin” çağrısında bulundu. Seçim kampanyası nedeniyle Semarang kentinde bulunan Sukarnaputri, “Bir kız arkadaşınız varsa, daha fazlasını bulun. Gelecek seçimler için hepsini partimize üye yapalım” dedi.

Demokrasi budur işte. Diğer partilerde bunu başlatırlarsa ki bence başlatırlar, biz erkeklere gün doğdu demektir. Bu uygulamanın ülkemizde taraftar bulmamış olmasına çok şaşırdım. Bizim partilerimiz cin fikirli adamlardan kuruludur oysa.

- Çinli genç futbolcuların, Real Madridli David Beckham ve Roberto Carlos'a özenerek saçlarını uzatmaları ve ‘tuhaf şekiller’ vermeleri Çin Futbol Federasyonu tarafından yasaklandı.

2002 dünya kupasında bizde vardık hatırlarsınız. Çin orda rakibimizdi. Ama bizim bir Ümit Davala’mız vardı, saç tipiyle o kupanın en ilginç ve tek örneğiydi. Saçlarını iki kulağının yanından, yani şakaklarından başlayıp ensesine inen kısımlarını traş etmiş, başının alnından ensesine inen orta kısmında saç bırakarak Kızılderililere benzemişti.

-Aydın’ın Karpuzlu İlçesi'nde gerçekleştirilen sezonun ilk deve güreşlerinde Türkiye ve AB adını taşıyan iki deve güreştirildi. Mücadele iki devenin birbirini yenememesi sonucu berabere sonuçlandı.

Türkmen geleneklerinde deve güreşi de var. Bu develere böyle isimler takılması halkın gündemi dikkatle izlediğinin işaretidir. Bu yıl deve güreşleri yapıldı mı bilmiyorum. Yapıldıysa develere ne isimler koymuşlardır dersiniz?


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Bütün yazılarım...: http://hayatintatlarivehayatindusundurdukler.blogspot.com


Yayın Tarihi: 07.07.10


6 Temmuz 2010 Salı

GÖRÜNÜR GERÇEĞİN ARDINDAKİLER

ÇİZGİ-YORUM COŞKUN GÖLE 

Bir kere olsun sinema seyretmeyen, müzik dinlemeyen var mıdır? Hiç sanmıyorum. Diyelim ki vardır. Anlatacaklarımdan sonra hiçbir etkiye açık olmadan,  olduğu gibi kaldığını sananlar bile hayal kırıklığına uğrayacaklar ne yazık ki...

Bu günkü yazımızın konusu, geçenlerde gelen yakınım bir hanımla sohbet sırasında ortaya çıktı. O hanım sinema ve televizyon dünyasında deyim haline gelen 25. kareden söz etmişti. Açıkçası derinlemesine, yeterli bilgiye sahip değildim. Üstün körü bir şeyler biliyordum sadece. Bu yazı için konuyu araştırınca gene emperyal emeller taşıyan bugünkü gelişmiş ülkelerin ticari bağımlılığın yanı sıra bilinç altı yoluyla bağlılığı da sağlamaya çalıştıklarını gördüm. Bu yolla istedikleri ülkenin, istedikleri insanına, istedikleri her şeyi yaptırdıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Dünyada ticaret, sanat ve estetik adına ne yapılıyorsa maksatlı açık anlamının yanı sıra maksatlı veya maksatsız gizli anlama sahiptir. Ticaret ve siyaset dünyasında bu konuyu reklam sektörü ile alabildiğine kullanmaktadırlar. O ürünü kullanan, sinemasını seyreden, müziğini dinleyen, hiç farkında olmaksızın, verilmek istenen mesajı da alarak etkilenmektedir.

Önce 25. kare nedir onu görelim.

Bilinçaltının sonsuzluğu, bilincin ise bu alandan fark edebildiğimiz kısmı, yani toplumun görgüleri, örfleri, adetleri ve yasalarımızı ifade eder. Bilinçaltımız bir saniyede 400 milyar bit bilgiyi işlerken, bilincimiz bunun sadece 2000 tanesini fark edebiliyor. Bilinçaltı bir çocuk gibi. Kendine söylenen her şeyi alıp uyguluyor ve iyi kötü ayırımı yapmıyor. Dolayısıyla bilincimiz bilinçaltını, bilinçaltı da bilinci etkiliyor ve böylece kimliğimiz kişiliğimiz ve varlık okumamız açığa çıkıyor.

Bilincin bu özelliği keşfedildikten sonra, teknolojinin de ilerlemesiyle, Subluminal Teknik yani bilinçaltına gizli mesaj gönderme yöntemi kullanılmaya başlanmıştır. Bilinçaltına mesaj gönderme çeşitli yollarla yapılabiliyor. Müziğin altına insan kulağının duyamayacağı ama bilinçaltımızın algılayabileceği dalga boyunda mesajlar yerleştirilebiliyor. Gözümüz saniyede 24 kareyi algılayabiliyor. Böylece filmlerin, dizilerin, reklamların arasında, 25. kare kullanılarak bazı mesajlar iletilebiliyor.

Sözün kısası 25. kare koskoca yazının içine atılan bir veya birkaç noktadan başka bir şey değil. Biz yazıyı okurken noktaları ne kadar görürüz.

Gözümüz ve bilincimiz bunu algılayamıyor ama bilinçaltımız algılıyor. Kokuyla bile bilinçaltına mesaj göndermek mümkün. Bu teknikleri, yasak olmasına rağmen, daha çok reklam sektörü kullanıyor. Verilen reklamın arasına yerleştirilen mesajlar sizi o ürünü almaya yönlendirebiliyor.

Bazı süper marketlerde çalınan hızlı müziklerin altına “daha çok al, daha çok al” mesajı yerleştiriliyor. İnsan bilincinde alışveriş şevkini arttıran Paçuli yağının da marketlerde belli aralıklarla verilmesi kokuyla telkin yöntemlerinden biri. Çocuğunuzun seyrettiği masum çizgi filmde ses ve görüntü yoluyla pornografi ve şiddet içeren mesajlar yerleştirilmiş olabileceğini iddia ediliyor.
Aslan Kral, Alaattin’in Lambası, 25. kareleri bizzat tespit edilen çizgi filmlerden. Seyreden “Donald Duck amca,” çizgi filmde laptop ile yazışıyor görür. Ama görüntüyü dondurup yaklaştırdığınızda laptop ekranında çıplak bir kadın görürsünüz. Orada ne işi var diye sorulmaz mı? Çocuğunuzun seyrettiği çizgi filmdeki 25. kareyi anlayabilmek için DVD oynatıcıda ağır çekimde izlemeniz gerekir.

25. kare filmlerde de çok kullanılan bir teknik. “Fight Clup filminde 26 tane 25. kare var. Ağır çekime alıp izlerseniz bu kareleri yakalayabilirsiniz. Bu filmin yönetmeni, müziklerini yapan kişi eşcinsel ve 25. karelere de eşcinsellikle ilgili mesajlar yerleştirilmiş. Bu mesajları aldığınızda eşcinsellik size normal bir olaymış gibi geliyor. Yüzüklerin Efendisi’nde de 25. kare mesajları var. Müzik endüstrisinde de Madonna ve Michael Jackson kullanıyor.
Mc Donalds’ın çektiği reklamlarda o kadar çok 25. kare var ki! Bazı siyasi partiler bile 25. kareyi zaman zaman kullanıyor.” Aktaş’a göre bu mesajların en çok kullanıldığı ülkelerden biri Rusya. Sırf bu mesajları tespit edebilmek için özel dedektörler yapmışlar. Bir çok müzisyene bu teknikle insanları alışverişe yönlendiren müzikler yapma teklifleri yapılmaktadır. Bu konuda en ilginç gizli mesaj; “Amerika’nın Irak’ı işgali esnasında radyoda yapılan Kur’an yayınının altında Iraklıların bilinçaltına “direnmeniz faydasız” olduğu işlenen mesajlardı.

Bilincimizin bu şekilde dış etkilerle güdülenebileceği 1900’lü yıllardan bu yana bilinen ve kullanılan bir yöntemdir.

            1957 Senesinde Vance Packard bu gizli ikna yollarını ele aldığı “The Hidden Persuaders” adlı kitabını yayınlar. Kitabında, umut, korku, suçluluk ve cinsellikleri üzerine odaklanmış reklâmlar ile insanların ihtiyaçları olmayan malları dahi satın almaya ikna edildiğini tespit eder.

            Yine Reklamların tüketici davranışları üzerindeki etkilerini araştıran James Vicary, 1957 yazında, New Jersey, Ft Lee sinama solonunda Picnic adlı filmin gösterimi sırasında (bir şehir efsanesi olarak bildiğimiz) deneyi gereçekleştirir. Sinema salonunda projeksiyon makinesinin yanına görüş algısı denemelerinde kullanılan ve çok kısa, anlık süreler ile resim ve harf gösteren bir cihazı (takistoskop) yerleştirir. Film süresince her 5 saniyede bir flash şeklinde patlayan reklam mesajlarını ekranda görüntüler. Bu mesajlar saniyenin 1/ 3000’i kadar kısa bir süre sinema perdesinde göründüğü için hiç kimse fark etmez tabii. Az önceki açıklamalardan hatırlayacağız; izleyicilerden hiçbiri bu mesajları bilinçli bir şekilde algılayamamış; şartlı ve sürekli kendilerine aktarılan bu tekrarlamaları büyük bir ihtimâlle bilinçaltına depolamışlardır. Gönderilen mesajlar ne miydi? Hepimizin tahmin edeceği gibi: “Coca Cola için”, “Acıktınız mı? Popcorn Yiyin!” şeklindedir. Sonuç mu? Son derece ilginç: Popcorn satışı %57.8, Coca Cola satışı da %18.1 oranında artmış.

            Uzun süre devam eden bu uygulama 1974’de Millî İletişim Komitesince yasaklanmış olmasına rağmen pek de etkili olamamıştır.

            Bu adamlar zaten açıktan açığa bu işi yapıyorlar. Filmlerle, reklamlarla her türlü mesajı veriyorlar. Buna rağmen niçin böyle gizli bir kare uyguluyorlar?

Cevabı çok basit: Çünkü gördüğümüz zaman bu kadar etkili olmuyor. Çünkü kişi, bilinçli bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya ret ediyor ya da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek getirilmiş oluyor.
Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor. Böyle bir şeyi kabul yahut ret etme gibi bir imkânımız var mı? Elbette hayır.
İşte 25. karenin ve subliminal reklamların temel mantığı budur! Hedefteki kitlenin bilinçli tercih hakkını gasp ederek, onları gizlice zehirlemek!

            Bilinç-altı teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor. Çocuklara sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum zannettiğimiz çizgi filmlerin arasına pornografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle saklanıyor. Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve şahsiyetinin oluştuğu o en ciddî yaş dilimde (sıfır-yedi yaş arası) bu görüntüler içeride şuur-altında hapsoluyor. Artık siz siz olun her gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.
Özellikle Disney, yaptığı çizgi filmlerde cinsellik temasını yıllardır çocuklarımızın şuur-altına kazımıştır.

            Sizler, televizyonlarınızın karşısında uyumaya devam ederken, koltuğunuza oturup en sevdiğiniz dizi ya da filmleriniz yayına başlarken: “ BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR” uyarısını görmediğinizi söyleyebilir misiniz?
Sanayi Bakanlığına göre sanal reklamın tarifi aşağıdaki gibi :
"Sanal reklam"; hukuken kullanımı meşru görüntülerin, canlı veya banttan bilgisayar marifeti ile manipülâsyonu ve söz konusu görüntülerde yer alan muhtelif unsurları reklam amacı ile hâlihazırda kullanılan veya ileride geliştirilecek teknolojiler vasıtasıyla oyun sahası ve çevresi üzerine düşürülen tüm görüntüleridir.” Televizyonda izlediğimiz pek çok dizide ya da filmde ya marka yerleştirme ya da sanal reklam uygulamaları ile karşılaşıyoruz. Bir dönem gişe rekorları kıran “Kurtlar Vadisi Irak” filmini hatırlayın. Film başlarken “Bu filmde sanal reklam uygulaması yapılmaktadır” uyarısı vardı. Ekranda bir ovada yol alan otomobili izlerken birden bir mimarlık firmasının reklam tabelası ve bir apartman beliriveriyor. Kerpiç evlerin üstüne getirilmek istenmiş ama başarılı olunamadığı için ortalık yerde duran uydu antenleri reklamları ve uyarı tabelalarının altında beliriveren markalar… 
O halde en can alıcı soru şu: Niçin sanal reklam? 
Çünkü şuur-altına telkin göndermenin en iyi yoludur da ondan.

            Emperyalizm ve kapitalizm vahşice her şeye saldırıp insanları robotlaştırıyor. Sadece 25. kare değil, GDO’lu besinlerden hayvan ve insan klonlamaya kadar ne varsa insanın geleceğini tehdit eder durumdadır. Ne için? Sadece birkaç para babasının biraz daha zenginleşmeleri için. Bu para babalarının ülkelerinin dünya hakimiyeti için. Bunların sayesinde hayat kirlenmiştir. Ahlaki değerler erozyona uğramıştır. Belki gelecek nesiller için gösterilen daha iyi bir dünya ve daha iyi bir yaşamdır fakat, insanın yok oluşuna gidişinin gizlendiğini düşünüyorum.

Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

Yayın Tarihi: 05.07.10

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 49


Merhaba sevgili okurlar. Bir Pazar günü gene sizlerleyim. Umarım, keyifleriniz yerindedir. Dilerim, bu gün gönlünüzce bir tatil günü yaşarsınız. Deniz mevsimi çoktan açılmış olması lazımdı. Belki bu gün piknik bile yapılamayabilir. Çünkü; epeydir havalar yağışlı gidiyor. Olsun, balkon sefası ne güne duruyor, öyle değil mi? Bu satırları okuduğunuza göre gazetemizde elinizde demektir. O halde buyurun şiirlere..

Bu şiirde kısa mesajla yollanmamış şiirlerden. Bu günkü şiirler, ikisi dışında hepsi kısa mesajla yollanmamış şiirler zaten. İlki arayıpta bulamadığım sevgili, yar ve dostu anlatıyor.

….    ….

47
Yüreğine inandığım
Sevgisiyle mutlandığım
Dostluğuna güvendiğim
Yitirmekten korktuğum
İnsanı arıyorum
Yani seni..

Sinesine sığındığım
Ellerine sarıldığım
Beni sevdiğini sandığım
Kıyasıya yanıldığım
İnsanı arıyorum
Yani seni..

Aydın Göle
08 ekim 2002

***   ***

Gönderilmiş şiirlerden ilkine sıra geldi. Bu şiiri neye yorarsanız yorun. Her yoruma uyacaktır. Oysa kör edici hayranlıkla boş vermişçiliğin eleştirisi var.  Böylelikle seyirci olunur, oyuncu olunmaz. Hatta kendi hayatımızın bile.

….    ….

203
Güneşe bakıp kör olmak mıdır hayranlık
İçinde kalmak mı zordur, dışında kalmak mı
Seyranlık değil işimiz, bitsin seyranlık
Yoksa “eşeği çayıra salmak” mı

Aydın Göle
10 ekim 2002

***   ***

İçinde bulunduğumuz zaman dilimi görece bir kavramdan başka bir şer değil. Çok daha uzun veya çok daha kısa aralıklarla aynı ömrü yaşayan iç içe geçmiş dikey ve yatay geçişler var. Bir su sineğinden bir kaplumbağaya, oradan gezegenlere, galaksilere kadar her şeyde gelişim süreçleri aynıdır. Böyle bakıldığında bozuk saatlerimizi hangi doktor tedavi edebilir, bir sorun kendinize. En kötünün bile yaşamsal karakterini kendi anlayışımıza göre değiştirmeden tedavi edilebilir mi? Ama yıldızlar kimseyi değiştirmeden ışıklarını veriyorlar. Güneşte.. Gönderilmiş şiirlerin ikincisini buyurun.

….    ….

204
Tedavi edebilir misin doktor
saatimin ayarını
Gönyeye getirmeden
insanlığın ağyarını
Yıldızların yerimi var semada da
bize her gece borçlu
Hepsi inci tanesidir daima oruçlu
Bir bakış almazlar baksak bile
Bir karış, bir fersah mesafedeler
Devşirin devşirebilirseniz
Bir çiçek gibi

Aydın Göle
08 ekim 2002

***   ***

Gönderilmemiş şiirlere gene dönelim. Seni bir gün bile sevmezsem lime lime yanıp da ölemeyerek, ölümü bile özleyeyim diyen bir vaat şiiridir bu şiir.

48
Denizler mavi değil senin kadar.
Yapraklar gözlerin kadar yeşil değil.
Bu yüzden sevgilim bu yüzden,
Denizler kurudu hasedinden.
Her güz dökülüyor yapraklar.
Minicik esintiden.
Başaklar, saçlarını görse,
Annesini yitiren çocuk kesilir.
Durmadan ağlar, durmadan.
Kadife neymiş, ipek neymiş,
Kabarmış kirpidirler korkudan,
Teninin yanında senin.
Gül kokusundan utanırdı,
Duysa o mis kokunu.
Ben güneşi istemem senin şavkın yeter
Bülbülün sesi de yok şarkısı da
Bana senin şarkın yeter.
Ben senin sesine meftunum bülbül sussun
Hiçbir rüzgâr terimi kurutmuyor.
Hiçbir şey beni avutmuyor.
Gel freahfezalar söylensin dillerde
Ruhum şöyle keyfince dinlensin
Gel, gel de bu hasta kentim şenlensin
Gel yarim yarim,
Severek bitirelim bu ömrü.
Seni bir gün bile sevmezsem,
Dağlar yürüsün üstüme.
Denizler boğsun
Ateş külümü bile yaksın
Gene de göremeyeyim ölümü.
Denizler mavi değil senin kadar.
Yapraklar gözlerin kadar yeşil değil.
Gel yarim yarim.

Aydın Göle
11 ekim 2002

***   ***

Bu ayrılık şiiriyle de “sensizlik” tanımını yapmayı sürdürüyorum.

….    ….

49
Sen bilmiyorsun senden sonrasını
Halâ tutuyorum senin yasını
Sen yaşıyorsun şükür ama
Sensizlik doldu kollarıma
Her gece onu öpüp okşuyorum

Sen bilmiyorsun senden sonrasını
Ne geceler yaşadım katran karası
Görsen sabaha çıkmaz derdin
Aç timsahlar gibi saldırdı sensizlik
Bir lokmada yuttular beni
Sonra yalancı gözyaşlarını döktüler

Sen bilmiyorsun senden sonrasını

Aydın Göle
12 ekim 2002

***   *** 

En çok sevdiğimize emin olabiliriz. Sevildiğimize emin olmamız mümkün mü? Olsa olsa annemizin sevgisinden emin oluruz. Bu yüzden kazanılmamız için bir tebessüm yeter.

….    ….

50
İçimde sana ermenin telaşı
Seni sevmenin heyecanı var
Bir rüzgâr bu kadar
gezmemiştir sokakları
Yağmurlar yağmamıştır hasretle
bulutlardan kopup
Saçlarında gezmek istiyorum
Sıcak gecelerine imbat olup
Sana yağmak istiyorum çisil çisil
Öyle birden bire değil, usul usul
Sırılsıklam ıslatmak istiyorum sevgimle
Belki o zaman benden vazgeçmezsin
Ben her şeyden vazgeçtim senin için
Sen en vazgeçemediğimdin
Sense bir sonbahar benden vazgeçtin
Ben her şeyi bir daha kazanamam
Yolun sonu bu çünkü
Lâkin sen beni
Bir gülümsemenle kazanabilirsin
Dene istersen.

Aydın Göle
13 ekim 2002

***   ***

51
Kalbim mi dilime, dilim mi kalbime hükmediyor, bilmiyorum
Andıklarında, ikisi birlikte anıyorlar senin adını
Ben ekmek gibi dilim dilim kesiliyorum
Her diliminde gözlerin var, yeşilinde boğulduğum.

Aydın Göle
13 ekim 2002


İyi pazarlar sevgili okurlar. Haftaya buluşmak dileğiyle..


Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com

 Yayın Tarihi: 04.07.10