31 Temmuz 2015 Cuma

OSMANLIDAN CUMHURİYETE ANAYASALAR 5

Yazı dizimizin giriş bölümü diyebileceğim ilk bölümde yeni bir anayasa hazırlanma aşamasında engelliler olarak katkıda bulunmak istediğimizi vurgulamış, anayasa yapmanın temel esasları üzerinde durmuş, cumhuriyet tarihi boyunca 3 kez, Osmanlı geçmişimizle birlikte 5 kez anayasa yaptığımızı ve anayasaların incelenirse özgürlüğe gidişin kilometre taşları olduğunun görüleceğini belirtmiştim.

İlk anayasanın kabul edildiği 1876 yılından günümüze kadar yaptığımız 5 anayasadan sonra 6.’sını yapma aşamasına olduğumuz ve çok istediğimiz ilk sivil anayasayı umarım ki büyük uzlaşma ile tek parti dayatması olmadan daha özgür bir gelecek için yapmayı başarırız. Diyorum ya, umarım; çünkü bizde uzlaşma kültüründen pek söz edilemez.

Bugüne dek yaptığımız anayasalarımızı incelediğimiz yazı dizimize kaldığımız yerden devam edelim. 

***

Darbeci anlayışlarla kesintiye uğratılan demokrasimiz bundan dolayı gelişmemiştir. 1961 anayasasının rejimi koruyan diğer esaslarına hiç itirazım yok. Daha sonra 1982 anayasasıyla yetkileri arttırılacak olan Milli Güvenlik Kurulunun oluşturulması bence demokrasiye güvensizliğin işaretidir. Devam edelim.

“Yukarıda da belirtildiği gibi, hukuk devleti ilkesi ilk kez bu Anayasa’da ifade edilmiştir. Devletin eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi tutulmasını gerektiren bu ilke, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu” biçimindeki hükümle Anayasada açıkça düzenlenmiştir. Yargı alanındaki en önemli yeniliklerden biri olan Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşu ve yasaların anayasaya uygunluğunu denetleme yetkisinin bu mahkemeye verilmesi de hukuk devleti ilkesinin yaşama geçirilmesi açısından önemlidir. Böylece yalnızca idarenin işlemleri değil, yasalar da yargı denetimi içine sokulmuştur. Seçim yargısının da anayasal güvenceye kavuşturulması hukuk devleti ilkesiyle ilgili bu Anayasada yer alan bir diğer önemli yeniliktir. Bundan başka yargıçların altmış beş yaşından önce kendi istekleri dışında emekliye ayrılamaması; yargıçların özlük işlerine bakmak üzere Yüksek Hakimler Kurulu’nun kurulması gibi mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıç güvencesine ilişkin düzenlemeler de hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesini sağlayan hükümler arasındadır.”

Anayasa değişikliği referandumuyla YSHK kanununda yapılan değişikliği dikkate alınmalıdır. Buradan şu anlaşılmalıdır; yeni anayasada hükümetler daha denetlenmez olacaklardır. Çıkacak yeni anayasa halkın egemenliği adına meclisin denetlenememesi, buna bağlı olarak hükümetlerin gücünün arttırılması söz konusu olacaktır. Temsili demokrasi kültüründe bu belki yeterli kabul edilebilir. Fakat çağımız temsili demokrasiyi aşmış, katılımcı demokrasiye geçmiştir. Hele hele internet denen hızlı iletişim ve bilişim çağında toplumu eski toplum zaaflarına sahip zannedip eski alışkanlıklara bağlı kalarak yönetmek mümkün olamayacaktır. Siyasi parti liderlerinin partiyi ve ülkeyi diledikleri gibi yönetebilmek için kendilerinin aday adayları arasından seçip aday yaptığı adaylar seçildikleri zaman milletin vekili olamaz, partinin ve liderinin memuru olmaktan öteye gidemezler. Şu anda olan budur. Bu yıl yapılan genel seçimdeki adaylar kimi partilerde eğilim yoklamaları yada delegelerce belirlendi. Bunun toplam milletvekili sayısındaki sayısı ne kadardı acaba? Buda temsili demokrasinin nasıl kötüye kullanılabileceğini gözler önüne seriyor. Temsili demokrasi aslına bakarsanız iflas etmiş durumdadır. Artık katılımcı demokrasi ülkemiz içinde birinci şart durumuna gelmiştir. Merkezin baskısının azaldığı, yerel yönetimlerin güçlendirildiği bir yönetim şekli katılımcı demokrasiye geçişte kolaylık sağlar. Yalnız burdada bir açmaz var: ayrılıkçı odakların güçlü olduğu yerlerdeki yerel yönetimlerin güçlenmesi üniter devleti zayıflatır. Hatta bu iş parçalanmaya kadar gidebilir. Burada çok uyanık olmak lazım.

Tekrar anayasaya dönelim.

1961 Anayasası 1971 ve 1973 yıllarında önemli değişikliklere uğramıştır. Bakanlar kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmesi; üniversite özerkliğinin zayıflatılması; TRT’nin özerkliğinin kaldırılması; Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluşturulması; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kurulması ve asker kişilerle ilgili eylem ve işlemlerin yargısal denetiminin Danıştay’dan alınıp bu mahkemeye verilmesi; sivillerin askeri nitelikte olmayan suçlardan dolayı yargılanmasının olanaklı hale getirilmesi; bütün temel hak ve özgürlükler için geçerli olan genel bir sınırlama maddesi konması; sınırlama nedenlerinin artırılması söz konusu değişikliklere örnek olarak verilebilir.


DEVAM EDECEK


Yayın Tarihi: 01.07.2015

30 Haziran 2015 Salı

OSMANLIDAN CUMHURİYETE ANAYASALAR 4

Anayasaların özgürlüklerin göstergesi olduğunu anlatmaya çalıştığım yazı dizimizin bu bölümünde sıra 1961 anayasasına geldi.

1961 Anayasası: 

“Önceki anayasalarımıza göre daha ayrıntılı ve uzundur. 1961 Anayasası pek çok açıdan anayasa hukukumuza yenilikler getirmiştir. Bu anayasa, 1921 ve 1924 Anayasalarından farklı olarak bir Başlangıç bölümüne yer vermiş ve bunu esas metinden saymıştır. 2. maddesi cumhuriyetin niteliklerini sıralamıştır. Bunlar içinde devletin insan haklarına dayanması, aynı zamanda sosyal bir hukuk devleti olması önceki anayasalarımızda yer almayan özelliklerdir. 1961 Anayasası, 1924 Anayasasına göre çok daha geniş ve ayrıntılı bir hak ve özgürlükler listesi sunmaktadır. Önceki Anayasadan farklı olarak sağlık, sosyal güvenlik, sendikal haklar gibi sosyal ve ekonomik haklar ilk kez bu anayasada yer bulmuştur. Siyasal partiler de, bu anayasada “demokratik yaşamın vazgeçilmez unsuru” olarak düzenlenmiş; siyasal partilerin mali denetimleri ile gerektiğinde kapatılmaları görevinin Anayasa Mahkemesi’ne verilmesi gibi bazı özel güvenceler öngörülmüştür. Bu anayasa, hak ve özgürlükleri saymakla yetinmemiş; hak ve özgürlüklerin kullanımının güçleştirilmesi ya da engellenmesini önleyici güvenceler de getirmiştir. Bu güvencelerin en önemlerinden biri, hak ve özgürlüğün özüne dokunulamayacağına ilişkin hükümdür.”

Bu anayasa sayesinde bireyin korunduğunu ve çalışanların örgütlenip kendilerini ifade edebildiğini görüyoruz. Geçen süre içinde kendisini geleceğe taşıyacak sınıfsal temele dayanmayan cumhuriyet bu anayasa ile sınıfsal ayrılığı kabul etmiştir. İş dünyası ilk kez toplu sözleşmeler dönemine girmiş, 82 anayasasıyla ucuz iş cennetine döndürülmeye çalışılan ülkemizde bilinen anlamıyla sendikalaşma, mecburi sigortalılık gibi kurumlar bu anayasanın özgürlükçü anlayışının eseri olmuştur. Kaldığımız yerden devam edelim.

“1961 Anayasası’nın getirdiği bir başka yenilik egemenliğin kullanılışına ilişkindir. TBMM artık egemenliğin tek ve yegane temsilcisi değildir. Bundan böyle egemenlik, anayasanın koyduğu esaslara göre “yetkili organlar” eliyle kullanılacaktır. TBMM, bu yetkili organlardan yalnızca biridir. Yasama organının kuruluşu açısından bu anayasanın getirdiği yenilik çift meclis sistemidir. TBMM’nin bir kanadı genel oyla seçilen üyelerden oluşan Millet Meclisi; diğer kanadı ise, genel oyla işbaşına gelenlerin yanında, tabii senatörlük, atama gibi halk tarafından seçilmemiş üyelerin de yer aldığı Cumhuriyet Senatosudur.”

61 anayasasının bence en garip uygulaması yarı krallıklarda görülen Lordlar kamarası gibi daimi senatörlüğün kurulmasıdır. Rejimi seçkinlerin koruyacağına olan inancın bir göstergesi olmaktan öteye gidememiş, yasamada fazladan zaman kaybına sebep olmuştur. Bunda demokrasiye geçilmiş olmasına rağmen iktidar döneminde yaptığı uygulamalar nedeniyle DP’nin rolü  büyüktür. Tıpkı tek parti dönemi gibi o da tek parti anlayışıyla ülkeyi yönettiği için ve (hâlâ iktidarların bir hastalığı olan) arzularına göre (rahmetli Özal’ın da uyguladığı ve Erdoğan hükümetlerinin ünlü maliye bakanı Unakıtan döneminde limanda bekletilen gemiler için çıkarılan kanunların boşaltma işlemleri bitince kaldırıldığı bir ülkedir ülkemiz) günü birlik çıkarılan kanunlarla iş görme ve denetlenmeme isteklerinin sonucu olarak parlamentonun karşısına senatoyu koymuşlardır. O da yetmemiş, yetkileri arttırılarak Anayasa Mahkemesiyle çıkarılan kanunların anayasaya uygunluğu denetlenmiştir. Bunu aşağıdaki açıklamalardan da göreceğiz. Devam edelim.   

“Anayasa’nın yasama-yürütme ilişkileri açısından getirdiği yenilik, cumhurbaşkanı seçimi ile meclisin seçim döneminin birbirinden ayrılmasıdır. Bir kişi TBMM tarafından ve kendi içinden yedi yıl için en çok arka arkaya iki kez cumhurbaşkanı olarak seçilebilir. Ayrıca, cumhurbaşkanının tarafsızlığını sağlamak amacıyla seçilen kişinin varsa partisiyle ilişiğinin kesileceği ve TBMM üyeliğinin son bulacağı belirtilmiştir. Meclis üyesi olmayanların da bakan olarak atanması bu anayasayla olanaklı hale gelmiştir. Ayrıca gensoru yoluyla hükümetin düşürülmesi zorlaştırılmıştır. Milli Güvenlik Kurulu anayasal bir kurum haline gelmiştir. Anayasanın getirdiği bir başka yenilik de TRT ve üniversitelere özerklik tanınmasıdır.” 

Milli güvenlik kurulu askerlere iç yönetimde yetki vermek anlamına geldiği için demokrasiyle bağdaşmaz. Askerin devleti koruma işi dışa yönelik olmalıdır. İçe yönelen asker siyasete bulaşır.



Yayın Tarihi: 29.06.2015

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ

Merhaba sevgili okurlar. Bu hafta sizin için ünlü ozanlarımızdan deyişler seçtim. Halk edebiyatı içinde çok önemli bir yer tutan ozanlarımızın şiirleri derin bir düşüncenin ortaya konmasıdır. Bu şiirlerde ya kâmil insanı oluşturma çabaları görülür, yada kötülükler yerilir. Ama sevgili ölürcesine kıskanılır. Uçan kuştan bile.. işte öyle bir şiirle başlıyorum. Şimdiki kuşaktan kaç kişi ozanımızı bilir bilmiyorum, Aşık Ali İzzet Özkan bu türküyü yaktığında 1960’lar hüküm sürüyordu. Türkünün şiirinin bilinip bilinmediğini sormama gerek yok. Çünkü çok ünlü bir şiir, mutlaka türküsüyle birlikte günümüz gençleri de duymuş, dinlemiştir. 

...
KISKANIRIM (MÜHÜR GÖZLÜM)

Mühür gözlüm seni elden
Sakınırım kıskanırım
Uçan kuştan esen yelden
Sakınırım kıskanırım
Kavumundan akrabandan
Kardeşinden öz babandan
Seni doğuran anandan
Sakınırım kıskanırım
Beşikte yatan kuzundan
Hem oğlundan hem kuzundan
Ben seni senin gözünden
Sakınırım kıskanırım
Havadaki turnalardan
Su içtiğim kurnalardan
Geyindiğim sırmalardan
Sakınırım kıskanırım
Al’İzzeti ancalardan
Elindeki goncalardan
Yerdeki karıncalardan
Sakınırım kıskanırım
...
Aşık Ali İzzet Özkan

***

NE AĞLARSIN BENİM ZÜLFÜ SİYAHIM

Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahîm,
Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.
Göklere Erişti Figânım Ahım,
Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.

Bir Gülün Çevresi Dikendir Hardır,
Bülbül Har Elinde Ah İle Zardır.
Ne Olsa Da Kışın Sonu Bahardır,
Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.

Daimi'yem Her Can Ermez Bu Sırra,
Gerçek Aşık Olan Erer O Nûra.
Yusuf Sabır İle Vardı Mısır’a,
Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.
...
Aşık Daimi (İsmail Aydın)

***

ÖLDÜRDÜK ŞÜKÜR

Dostu akrabayı unuttuk vallah
Sevgiyi, saygıyı kaldırdık şükür
Aktüeliz, modacıyız maşallah
Olmayanı bizler oldurduk şükür

Kayboluyor günden güne özümüz
Sinemizi yaktı kendi közümüz
Oğul köçek, dansöz oldu kızımız
Eve delileri doldurduk şükür

Bizler çağ atladık diyorlar güya
Büründük hepimiz bir başka huya
Özenti duyunca Bülent Ersoy’a
Fazlalıklar varmış aldırdık şükür

Her köşe başını tutmuş bir dayı
Kapalı zarflarda verilir payı
Ağam sensin, Paşam! Sen deyi deyi
Ayıya kavalı çaldırdık şükür

Her senaryo her filimde biz varız
İçten içe coşar, taşar, kaynarız
Teneke sesini duysak oynarız
Velhasılı toptan çıldırdık şükür

Ummanoğlu şaş bakınca tes temiz
Sözü yalan, işi çürük ustamız
Doktor para, çare bulmaz hastamız
İnsanlığı çoktan öldürdük şükür
...
Aşık Enver Saraç (Ummanoğlu)

*** 

AHU GÖZLÜM
Ahu Gözlüm Tut Elimden,
Vazgeçmeden Emelimden.
Aşkın Beni Temelinden,
Yıkmadan Gel, Yakmadan Gel.

Derde Salmadan Başımı,
Noksan Etmeden İşimi.
Damla Damla Göz Yaşımı,
Dökmeden Gel, Akmadan Gel.

Feymani’yim, Kaçma Benden,
Usanmadı Gönül Senden.
Ecel Tatlı Canı Tenden,
Çekmeden Gel Çıkmadan Gel.
...
Feymani

***

DUYGULAR DÖNÜŞTÜ SÖZE

Erenler Zehir Getirin
Balınan Öldürmen Beni
Bağrıma Diken Batırın
Gülünen Öldürmen Beni

Hiçlik Aleminde Mestim
Varlık Sevdasını Kestim
Yokluk Benim Eski Dostum
Malınan Öldürmen Beni

Yar Diyerek Yana Yana
Can Teslim Ettik Canana
En Yakınım Kıysın Bana
Elinen Öldürmen Beni

Bir Aşktır Düştü Özüme
Yanarım Kendi Közüme
Leyla Görünüp Gözüme
Çölinen Öldürmen Beni

Duygular Dönüştü Söze
Yanık Seda İşler Öze
Dertli Dertli Vurup Saza
Telinen Öldürmen Beni

Hüdaiyim Daldım Gama
Saldı Beni Demden Deme
Asın Kesin Yüzün Amma
Dilinen Öldürmen Beni
...
Aşık Hüdai (Sabri Orak)

***

MAKBULDÜR

Faydası olmayan bahardan yazdan
Yüce dağbaşının kışı makbuldür
Cahilin ettiği sohbetten sözden
Alimin hayali düşü makbuldür

Lokma yeme muhannetin elinden
Kurtulaman sonra acı dilinden
Namertlerin kaymağından balından
Merdin kuru yavan aşı makbuldür

Hüdai konuşur bir ince dilden
Hal ehli olmayan bilir mi halden
Bilgisiz görgüsüz duygusuz kuldan
Ölülerin mezar taşı makbuldür
...
Aşık Hüdai (Sabri Orak)

***

İŞTE GİDİYORUM ÇEŞM-İ SİYAHIM

İşte gidiyorum çeşm-i siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da

Haydi dolaşalım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin diline
Güldün Mahzuninin berbat haline
Mervanın elinde parelense de
...
Aşık Mahzuni Şerif

***

KARA TOPRAK

Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Beyhude Dolandım Boşa Yoruldum
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Nice Güzellere Bağlandım Kaldım
Ne Bir Vefa Gördüm Ne Faydalandım
Her Turlu İsteğim Topraktan Aldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Koyun Verdi Kuzu Verdi Sut Verdi
Yemek Verdi Ekmek Verdi Et Verdi
Kazma İle Dövmeyince Kıt Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Ademden Bu Deme Neslim Getirdi
Bana Turlu Turlu Meyva Yetirdi
Her gün Beni Tepesinde Götürdü
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Karnın Yardım Kazma İle Bel İle
Yüzün Yırttım Tırnak İle El İle
Yine Beni Karşıladı Gül İle
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

İşkence Yaptıkça Bana Gülerdi
Bunda Yalan Yoktur Herkesler Gördü
Bir Çekirdek Verdim Dört Bostan Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Havaya Bakarsam Hava Alırım
Toprağa Bakarsam Dua Alırım
Topraktan Ayrılsam Nerde Kalırım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Dileğin Varsa İste Allah'tan
Almak İçin Uzak Gitme Topraktan
Cömertlik Toprağa Verilmiş Haktan
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Hakikat Ararsan Açık Bir Nokta
Allah Kula Yakın Kul Da Allah'a
Hakkin Gizli Hazinesi Kara Toprakta
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Bütün Kusurlarımı Toprak Gizliyor
Merhem Çalıp Yaralarımı Tuzluyor
Kolun Açmış Yollarımı Gözlüyor
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Her Kim Ki Olursa Bu Sırr-ı Mazhar
Dünyaya Bırakır Ölmez Bir Eser
Gün Gelir Veysel'in Bağrına Basar
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
...
Aşık Veysel Şatıroğlu

***

GÜZELLİĞİN ON PAR’ETMEZ

Güzelliğin on par'etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa

Tabirin sığmaz kaleme
Derdin dermandır yareme
İsmin yayılmaz aleme
Aşıklarda meşk olmasa

Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikir başka başk’olmasa

Güzel yüzün görülmezdi
Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi
Aşık ve maşuk olmasa

Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı VEYSEL adı
O sana aşık olmasa.
...
Aşık Veysel Şatıroğlu

***

Bu haftada yazımızın sonuna geldik sevgili okurlar. Gelecek hafta gene şiirlerle buluşmak üzere dilinizden şiir, kulağınızdan müzik eksik olmasın. Hepinize bol bol dinlenebileceğiniz bir hafta sonu tatili dilerim. Hoşça kalın! 



Yayın Tarihi: 28.06.2015

OSMANLIDAN CUMHURİYETE ANAYASALAR 3

1924 anayasasını incelemeye başlamıştık. Kaldığımız yerden devam edelim.

Genel Esaslar bölümünde Türkiye Devletinin Cumhuriyet olduğu; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu; TBMM’nin ulusun tek ve gerçek temsilcisi olduğu ve egemenliğini TBMM eliyle kullanacağı belirtilmiştir. Yasama ve yürütme erkleri TBMM’de toplanmıştır. TBMM yasama yetkisini bizzat kendisi; yürütme görevini ise cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu aracılığıyla yerine getirmektedir. Yargı erki ise, millet adına bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır. Tek meclisten oluşan TBMM dört yılda bir yapılan genel seçimlerle oluşmaktadır. Milletvekillerine serbestçe çalışmalarını sağlamak için yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı sağlanmıştır. Anayasa TBMM’ye, yasa yapmak, yorumlamak, para basmak, genel ve özel af ilan etmek gibi yasamaya ilişkin yetkiler yanında, soru, gensoru, soruşturma gibi hükümeti denetlemesini sağlayacak araçlar da vermiştir.” 

Yarı başkanlık sistemini andıran cumhurbaşkanlığı makamının gücüne karşılık meclisin denetleyiciliğide konularak bir tür parlamentarizmin uygulanmasını sağlamıştır. 

“Yürütme organının unsurlarından biri olan cumhurbaşkanı hem devletin hem de yürütmenin başıdır. TBMM tarafından, kendi üyeleri arasından bir dönem için seçilir. Anayasa, cumhurbaşkanına başbakanı seçme ve atama; başbakanın seçtiği bakanları atama; gerekli gördüğünde bakanlar kuruluna başkanlık etme; başkomutanlığı temsil etme; yasaları yayımlama; yasaları bir kez daha görüşülmek üzere Meclis’e geri gönderme gibi yetkileri tanımıştır. Cumhurbaşkanı sorumsuzdur; yürütme ile ilgili işlemleri karşı imza kuralına tabidir, yani başbakan ya da ilgili bakan tarafından imzalanması zorunludur. Yürütme görevini yerine getiren organ bakanlar kuruludur. Cumhurbaşkanı tarafından atanan bakanlar kurulu meclisten güvenoyu almak zorundadır. Başbakan ve bakanların meclise karşı kolektif ve bireysel sorumlulukları vardır. Yargı erki bağımsız mahkemeler tarafından millet adına kullanılır. Mahkemelerin yasayla kurulması; bağımsızlığı; yargı kararlarının bağlayıcılığı; savunma hakkı; yargılamanın herkese açık olması gibi yargı alanına ilişkin belli başlı ilkeler bu anayasada tanınmıştır. Sonuçta, meclis hükümeti sisteminin bazı etkileri devam ediyor olsa da, yasama-yürütme ilişkisi açısından bu anayasanın parlamenter sisteme yakın bir düzenleme getirdiği söylenebilir.” 

1924 Anayasasının özgürlük ve eşitlik anlayışı genel ve soyuttur. Klasik ve siyasi hak ve özgürlükler tanımış olmasına rağmen, ilköğretimin devlet okullarında parasız olması dışında, sosyal ve ekonomik haklara hiç yer almaz. Anayasa, düzenlediği hak ve özgürlükler için güvenceler öngörmemiş; milletin tek ve gerçek temsilcisi olan TBMM tarafından yasa yoluyla söz konusu hak ve özgürlüklerin düzenlenip korunacağını varsaymıştır. 1921 Anayasasının benimsediği yerinden yönetim ilkesi bu Anayasada benimsenmemiş ve yerel yönetimler merkezin denetimine bırakılmıştır. 

“1924 Anayasası önemli değişikliklere uğramıştır. 1928’de devleti laikleştirme yönünde adımlar atılmıştır. Bu doğrultuda devletin dininin İslam olduğu hükmü ile cumhurbaşkanıyla milletvekillerinin yeminlerinde yer alan “vallahi” sözcüğü metinden çıkarılmış; Meclisin şeriat hükümlerini uygulama görevi kaldırılmıştır. 1934’te yapılan değişiklikle kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmış; seçme yaşı 18’den 21’e çıkarılmıştır. 1937 değişikliği ile de Cumhuriyet Halk Partisinin altı okunu simgeleyen ilkeler anayasaya eklenmiştir. 1945’te Anayasa’nın dili sadeleştirilmiş, 1952’deki değişiklikle ise eski haline getirilmiştir.”

1950’den itibaren Demokrat Parti ve onun iki lideri Celal Bayar’la Adnan Menderes’i iktidarda görüyoruz. 1924 anayasasının kuruluş amacından saptırılabileceği sanısıyla 1960 ihtilalinin ardından bireyi ön plana koyan, egemenliğin kullanımını sadece parlamentoya bırakmayan, cumhurbaşkanını (Avrupa’daki kralların temsili özelliğinin dışında yetkisiz olması gibi) yönetimden ayıran bir anlayış 1961 anayasasınca kabul edilmiştir. Gelecek yazımızda 61 anayasasını yerimiz yettiği kadarıyla inceleyelim.



DEVAM EDECEK



Yayın Tarihi: 26.06.2015

OSMANLIDAN CUMHURİYETE ANAYASALAR 2

2012 yılında T.B.M.M Başkanının yeni anayasa önerilerini S.T.K’ların ve halkın önerilerini beklediklerini belirtmesi üzerine “Engelliler adına kurulmuş bir STK olarak yeni anayasa yapımında görüşlerimizi bildirmek ve önerilerde bulunmak için anayasaları incelemeye başladım. Bu fikirden bir yazı dizisi doğdu. Anayasaları incelerken anayasa esasları üzerine makaleler okuyunca bu sürecin özgürlük tarihinin hem belgesi hem kilometre taşları olduğunu gördüm. Özgürlüklerin kilometre taşları olan anayasalar toplumun özgürlük istekleri sonucunda doğar. Oysa bizde böyle olmamıştır. Zamanın büyük devletlerinin baskısı sonucu azınlık haklarını koruyan ‘Kanun-i Esasi’ denilen ilk anayasamız ve ‘Gülhane Hat-ı Hümayunu’ olarak bilinen padişah buyruğu (fermanı) ile siyasi tarihimizde yerini almıştır.

Bu yazı dizisinde bizim tarihimizde Osmanlıdan bu yana anayasaların özgürlüğe giden bir yol olduğunu anlatmak amacındayım. Başlangıçtaki toplumsal etki veya baskı eksikliğimize rağmen, daha sonraki tarihsel süreç incelendiğinde durumu açıkça görmek mümkün.

2. anayasamız çerçeve bir anayasa olan ‘Teşkilat-ı Esasiye’dir. Bu aynı zamanda kuruluş anayasası olarak göz önünde bulundurulursa cumhuriyetin ilk, döneminin sona ermemiş olması nedeniylede Osmanlı’nın son ve köklü dönüşüm anayasasıdır.

O günlerden bir kaynak:

1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu: 

“Bu Anayasa 24 maddeden oluşan çerçeve bir anayasadır. ‘Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu’ ilkesi ilk kez bu anayasada ifade edilmiştir. Bu hüküm, iktidarın kaynağında köklü bir dönüşümü göstermesi açısından önemlidir. Anayasa, millete ait olan bu egemenliğin tek ve gerçek temsilcisi olarak Büyük Millet Meclisini göstermektedir. Meclis seçimlerinin iki yılda bir yapılması ve meclisin kendiliğinden her yıl Kasım başında toplanması öngörülmüştür. Bu Anayasa, yasama ve yürütme yetkilerinin Parlamento’da toplanmasını öngören ‘meclis hükümeti’ sistemini benimsemiştir. Buna göre, Meclis kendi içinden bir başkan seçecektir. Yürütme görevi de, Meclis’in kendi üyeleri arasından seçtiği İcra Vekilleri Heyeti tarafından yerine getirilecektir. İcra vekilleri kendi aralarından bir başkan seçmekle birlikte, Meclis başkanı İcra Vekilleri Heyeti’nin de doğal başkanı olarak tanımlanmıştır. 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, meclis hükümeti sistemine uygun olarak, ayrı bir devlet başkanlığı makamı öngörmemiştir. Bu Anayasada nahiye şuraları ve idare heyetlerinin yargısal yetkilerinden söz eden düzenleme dışında yargı yetkisine de değinilmemiştir. Buna karşılık, yerinden yönetime yönelik düzenlemeler bu Anayasa’da geniş yer tutmuştur. Anayasa ülkeyi vilayetlere, kazalara ve nahiyelere ayırmış; bunlardan vilayet ve nahiyelere tüzel kişilik ve idari özerklik tanımıştır. 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda yapılan en önemli değişiklik cumhuriyetin ilanıdır.” 

Cumhuriyetin ilanına giden yolda yol göstericilik yapan bu anayasa daha sonra yerini 1924 anayasasına bırakmıştır. Mutlakiyetçilik, yani padişah buyruklarıyla (fermanlarıyla) ülke yönetme dönemi bitmiş, her hareketin kanuna uygunluğunu esas alan kanun devleti doğmuştur. Sanayi toplumunu geçtim, Osmanlının doğru dürüst köylü toplumu bile olmaması nedeniyle cumhuriyeti yaşatacak ve büyütecek kitlelerden mahrum çıkılan yolda özgürlüklerde sözde kalmak zorundaydı. Cumhuriyet dönemi uzun yıllar bunun mücadelesini vermiş, diğer İslam ülkelerinden farklı olarak, hiçbir doğal kaynağa sahip olmadan, bugün yetersiz olduğunu düşündüğümüz, fakat iyi kötü bir üretimin sağlandığı ve sadece bu üretim gücüyle zenginleşip gelişebilmiş, bunu halka indirgemeyi başarmış, onca itiş kakışa rağmen özgürlükler yolunda ilerleyen bir ülke olabilmiştir. Ülkemizin bu durumu o dönemin idealist dar kadrolarına borçlu olduğu apaçık ortadadır.

Şimdi gelelim 1924 anayasasına... daha ilk bakışta cumhuriyeti kurma ve yaşatma amacını güden ve devletin yapısının millete dayalı sistem olduğunu belirten, buna uygun şartların oluşmasını sağlamaya yönelik bir anayasa olduğunu söyleyebiliriz. Bu anayasa ile ilk defa millet padişahın tebası olmaktan çıkmış bir yurdun yurttaşı, vatandaşı olmuştur.

1924 Anayasası: 

“Ulus-Devlet anlayışının ürünü olan 20 Nisan 1924 tarihli Anayasa, Esas Hükümler, Yasama Görevi, Yürütme Görevi, Yargı Erki, Kamu Hakları ve Çeşitli Hükümler olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır.


DEVAM EDECEK 


Yayın Tarihi: 22.06.2015

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ







Merhaba sevgili şiir sever okurlarım. Bu hafta edebiyatımızın en renkli, daha çok mizahi hikâye ve roman yazarı olarak tanıdığımız Aziz Nesin’in az bilinen yönünün, şairliğinin eseri şiirlerine yer vermek istiyorum.

Önce yazar-şairimizi tanıyalım:

Asıl adı ‘Mehmet Nusret’ olan Aziz Nesin 20 Aralık 1915’de İstanbul Heybeliada’da doğdu.  İstanbul Süleymaniye’de Kanuni Sultan Süleyman İlkokulunu bitirdi. İki yıl Darüşşafaka Lisesi’nde okudu 1935’de Kuleli Askeri Lisesi’ni, ardından da Ankara’da Harp Okulu’nu bitirdi. 1937’de asteğmen rütbesiyle orduya katıldı.  Askeri Fen Okulu’nu bitirdi. Bir yandan da Güzel Sanatlar Akademisi Süsleme Bölümü’ne devam etti. Subay olarak Anadolu ve Trakya’nın çeşitli yerlerinde görev yaptı. Üsteğmen rütbesindeyken “görev ve yetkisini kötüye kullandığı” suçlamasıyla ordudan atıldı. Bakkallık, muhasiplik gibi işlerde çalıştıktan sonra gazeteciliğe başladı. Yedigün ve Karagöz gazetesinde redaktörlük ve yazarlık yaptı. Oyun yazarlığına başladı ve Tan gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Tan gazetesinin yakılması üzerine Cumartesi adlı haftalık magazin dergisini çıkardı, ardından Sabahattin Ali’yle birlikte Marko Paşa mizah gazetesini çıkarmaya başladı. Dönemin siyasilerini eleştirdiği için dergi defalarca kapatıldı, değişik adlarla yayınını sürdürdü. Amerikan yardımının eleştirildiği “Nereye Gidiyoruz?” adlı yazısı nedeniyle tutuklandı; on ay ağır hapis ve üç ay on gün de Bursa’da gözetim cezası aldı. Azizname adlı kitabı nedeniyle 4 ay, İngiltere Prensesi Elizabeth, İran Şahı Rıza Pehlevi ve Mısır Kralı Faruk aleyhinde yazdığı yazı nedeniyle 6 ay hapse mahkum edildi. Oluş Kitabevi'ni açtı; Beyoğlu'nda bir ortağıyla "Paradi Fotoğraf Stüdyosu"'nu kurdu. Akbaba dergisinde takma adlarla öyküler yazmaya başladı. 1955'de 6-7 Eylül olayları sonrası sıkıyönetimce tutuklandı. Dolmuş, Yeni Gazete, Akşam, Tanin, Günaydın, Aydınlık gibi dergi ve gazetelerde gülmece öyküleri, röportajlar ve fıkralar yayımladı. Kemal Tahir’le birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu. Dolmuş-Karikatür dergisi ile birleşerek Bir yandan da Yeni Gazete, Akşam ve Tanin'de günlük köşe yazıları yazdı. 1962'de 42 sayı yaşayacak olan “Zübük” adlı mizah dergisini çıkardı. İtalya’da (Bordighera’da) yapılan ve 22 ülkenin katıldığı Uluslararası Gülmece Yarışmasında Altın Palmiye’yi iki kez kazandı. 1963’te yayınevinin yanması üzerine sadece yazarlıkla uğraştı. Bulgaristan’da düzenlenen yarışmada Altın Kirpi ödülünü 1969’da Moskova’da Krokodil ödülünü kazandı. 1972’de Nesin Vakfı’nı kurdu. Vakıf’ta, her yıl belirli sayıda alınan kimsesiz ve yoksul çocukların bakım ve eğitimlerini üstlendi. Kitaplarının tüm gelirini vakfa bıraktı. Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı yaptı. Aydınlar Dilekçesi girişiminde bulundu. 1985’de Ekin A.Ş’nin kurulması girişiminde bulundu. Aynı yıl, İngiltere’de PEN Kulüp onur üyeliğine seçildi. 2 Temmuz 1993’de Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak üzere Sivas’a gitti. 37 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Oteli katliamından sağ kurtuldu. 6 Temmuz’a bağlayan gece sabaha karşı geçirdiği kalp krizi sonucu öldü.

İlk okuyacağınız şiirlerin adı yok. Ya Aziz Nesin bu şiirlerine bir ad vermemişti, yada bana yollayan dostum adlarını yazmayı unutmuştu. Ben okudum ve çok beğendim. Sade fakat çarpıcı şiirlerdi. Adı olmasa da burada yer vermeye değer.   

...

Nasıl bittiyse bundan öncekiler
Bu da biter.
Bite bite
Sonunda ben de biterim
Olur biter.

AZİZ NESİN ANISINA

***

Seziyorum ki kaçacaksın..
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende
Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
... Ama kokunu bırak bende
Anlıyorum ki ayrılacaksın
Çok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende
Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama ısını bırak bende
Ayrımsıyorum ki unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende
Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
Ama kendini bırak bende.

AZİZ NESİN

***

Bir tohum verdin
çiçeğini al
Bir çekirdek verdin
Ağacını al
Bir dal verdin
... Ormanını al
Dünyamı verdim sana
Bende kal

AZİZ NESİN

***

ACININ DUVARI ASILINCA

Kendisi çatlamadan
Toprağı çatlatamaz tohum
Asmışım sinirini mutsuzluğun
Ayrımsayamıyorum bile öyle mutsuzum
Acısını artık duyamıyorum
Ki kendim öyle bir acı olmuşum
Nasıl görmezse göz kendini
Kendimi arıyor bulamıyorum.

AZİZ NESİN

***

ARKADAŞIM BADEM AĞACI

Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar

Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış..
Açarsın çiçeklerini..

Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...
Bir güler yüz bir tatlı söz..
Açarım yüreğimi hemen

AZİZ NESİN

***

BAĞIŞLA  

Ya zamanından çok erken gelirim
Dünyaya geldiğim gibi
Ya zamanından çok geç
Seni bu yaşta sevdiğim gibi 

Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya her şey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamış

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken sevgiye geç
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Seviye on kala ölüme beş

AZİZ NESİN

***

BOŞUNA  

Sen yoksun...
Boşuna yağıyor yağmur...
Birlikte ıslanmayacağız ki...

Boşuna bu nehir...
Çırpınıp pırpırlanması...
Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki...

Uzar uzar gider...
Boşuna yorulur yollar...
Birlikte yürüyemiyeceğiz ki...

Özlemler de ayrılıklar da boşuna
Öyle uzaklardayız...
Birlikte ağlayamayacağız ki

Seviyorum seni boşuna...
Boşuna yaşıyorum
Yaşamı Bölüşemiyeceğiz ki...

AZİZ NESİN

***

ÇOĞALMAK  

Kalabalıkta kalabalıkça yalnızlık
Yalnızladıkça birbirimizi
Haydi çoğalalım
Çoğaltarak kendimizi

Bir canım çoğal da bin can ol
Isıt yaşlıların yalnızlıklarını
Ilınsın üşümüşlüğü bırakılmışların

Çoğalın dudaklarım çoğalın sonsuz
Öpün bütün ağlayan çocukları kimsesiz
Çoğal gözlerim çoğal
Gör bütün görmeyenlerde yapayalnız
Ellerime tutunun ellerime çoğalın
Okşayın sevecenlikle çocukları
Hıçkırırlarken uykularında bile

AZİZ NESİN

***

GÜNEŞ DOĞUNCA

O çırılçıplak gecede
Sen sendin ben de ben
Bütün gece güneş açtık öpüşlerden
Gün doğunca ne oldu birden
O sabah kendi soğuğumuzdan
Kar yağdırdık güneşten
hep o korkuydu içimdeki
Ya sen de sen değilsen

AZİZ NESİN

***

KENDİME ÖĞÜT  

Uslanma hiç hep deli kal
Büyüme sakın çocuk kal
Es deli deli böyle kal
Son harmanında sevdanın
Tüken toz toz savrula kal
Suçüstü bulmalı ölüm
Ölürken de sevdalı kal...

AZİZ NESİN

***

KONSER

Şimdiden duyuyorum
Her şey birdenbire olacak
Şuramda bir kılcal damar
Ya da beynimde bir sinir ucu

O anda bir yerlere atılmış eski bir kemanın
Yalnızlıktan gerilmiş bir teli kopacak
Ya da terk edilmiş bozuk bir piyanodan
Tek notalık si minörden bir ses çıkacak

Karanlıkta ve yalnızken dinlemeli
Bu konser modası geçmiş adamın
Yaşamı boyunca sunmak isteyip de
Veremediği ilk ve son konser olacak

AZİZ NESİN

***

ÖLÜME EĞİLMEK

Uyumaya değil
Rüyalarıma gidiyorum
Orada yaşayacağım isteğimce
Uyanıkken hiç yaşayamadığım
Hepsi de gençti güzeldi
Sevdim sevildim diye aldanarak
Son gördüğüm onlar olacak
Bunca yıldır sevgiye dayanamadığım
Ölüme değil
Sonsuzluğa gidiyorum
Orda dinleneceğim gönlümce
Yaşarken hiç mi hiç dinlenemediğim
Kalemim yine elimde
Kağıtlarım da önümde
Son uykusunda düşecek başım
Sağlığımda hiç eğmediğim

AZİZ NESİN

***

SEN FAKİRLİK BİLİR MİSİN 

Bal baklavadan usanan
Sen fakirlik bilir misin ?
Ey solaryum’larda yanan
Sen fakirlik bilir misin ?

Gözüm yok paranda falan
Paris’ten elbise alan
Doğum günü, parti, şölen..
Sen fakirlik bilir misin ?

Adın var dillere destan
Su içersin altın tastan
Vücudun geçilmez kastan
Sen fakirlik bilir misin ?

Yatların var katların var
Cins, cins arab atların var
İlginç damak tatların var
Sen fakirlik bilir misin ? 

Şurada aç yatan varken
Namusunu satan varken
Kartvizitli atan varken
Sen fakirlik bilir misin ?

A..zade gönlümüz zengin
Deryalar kadar da engin
Olamayız senin dengin
Sen fakirlik bilir misin ?

AZİZ NESİN

***

Bu haftalıkta bu kadar sevgili okurlar. Haftaya gene şiirlerle karşınızda olmayı umarak, herkese güzel bir hafta sonu tatili diliyorum. 



Yayın Tarihi: 21.06.2015

OSMANLIDAN CUMHURİYETE ANAYASALAR 1

Çarşamba günkü “Özgürlüklerin Kabul Edilmiş Hali:Anayasa” başlıklı yazımda, 2012 yılında yeni bir anayasa hazırlanma aşamasında, TBMM Başkanlığınca sivil toplum ve hatta bireysel öneriler sunulması istenmesi üzerine engelliler olarak katkıda bulunmak istediğimizi vurgulamış, anayasa yapmanın temel esasları üzerinde durmuş, cumhuriyet tarihi boyunca 3 kez, Osmanlı geçmişimizle birlikte 5 kez anayasa yaptığımızı ve anayasaların incelenirse özgürlüğe gidişin kilometre taşları olduğunun görüleceğini belirtmiştim. O yazı üzerine bu diziyi hazırladım. Bugün 9 bölüm sürecek bu yazı dizisine başlıyoruz.

*

Anayasalar toplumun ihtiyaçlarına göre yönetenlere karşı daha özgürlükçü bir gelişme göstermişlerdir.

Sermaye ve emek konusunda insan hareketlerinde kısıtlama ne kadar az ise özgürlükler o kadar geniş ve yaygındır. Bunun tersi daha çok yönetim erkini elinde bulunduranların işine yarar. Devleti temsil ettiğini iddia edenler devlet adına yasakçı veya daha az yasakçı olduğu ölçüde kendilerine iktidar olma ömrü biçerler. Devletlerin sık sık anayasa değiştirmesi bunun da işaretidir. Dünyada anayasası olmayan tek devlet İngiltere uzun ömrünü herhalde buna borçludur. Dünya siyasetine yön vermeye ve rejim ihraç etmeye başladığından beri ihtiyacı olan kanunları uygulamaya geçirirken bir yandan anayasa buyruğuna bağımlı olmama avantajına, diğer yandan devlet televizyonları aracılığıyla bile her türlü özel ve kamu kuruluşlarına, her türlü özel ve tüzel kişilere en sert eleştiriyi yapma hakkına sahipler.

Bizde Osmanlıdan başlayarak anayasal düzene geçişi, yazılarımı okuyanlar bilirler hep değinmişimdir, iç dinamiklerimiz zorlamış değildir. Cumhuriyetimizin kuruşlunda yapılan anayasa hariç diğerleri ortadoğuya biçim vermeye çalışan büyük devletlerin yön göstericiliğiyle yapılmıştır.

İlk anayasamız olan “1876 Kanun-i esasisi” toplumsal ihtiyaçtan değil, güçsüz düşen bir imparatorluğun içişlerine karışan o günkü büyük devletlerin zorlamasının eseridir. Padişah fermanıyla mutlakiyetten, yani padişah buyruğundan kanun devletine böylelikle geçilmiştir.

Tarihi kaynaklar bunu şöyle belirtiyor:

“O dönemde padişah II.Abdülhamid han sadrazamlığa getirdiği Mithat Paşa’nın hazırladığı ‘Kanun-ı Cedid’ adlı anayasa taslağı yerine,Fransız Anayasasını çevirtip nazırlarına inceleterek ikinci bir taslak hazırlattı.Anayasayı hazırlamakla görevli 28 kişilik Cemiyet-i Mahsusa’nın düzenlediği son taslak Heyet-i Vükela’da(Bakanlar Kurulu)kesin biçimini aldıktan sonra padişahın bir hatt-ı hümayunuyla kabul ve ilan edildi.”

Çıkarılan anayasa, Osmanlı Devletinin padişahçı ve dinsel özelliğine dokunmamıştır. Yalnız anayasayla iki kanatlı bir meclis kurulmuş (Meclis-i Umumi); padişahın seçtip atadığı Heyet-i Ayan üyeleri ve halkın seçtiği Heyet-i Mebusan üyeleri meclisin iki kanadında yer almışlardı. Bu Anayasa ile yeterli olmasa bile ilk kez halkın temsilcilerininde olduğu bir parlamento kurulmuştur. İlk anayasada padişahın yetkilerinin fazlalığı Heyet-i Mebusanın yasama sürecine katılma ve hükümetleri denetlemesine izin vermiyordu.

Bu izni II. Meşrutiyet verecekti. O sürecide tarihi kaynaklardan aktaralım.

“II. Meşrutiyet’in ilanından sonra toplanan Meclis-i Umumi 8 Ağustos 1909 tarihli yasayla Kanun-i Esasi’de çok önemli değişiklikler yapmıştır. Bu nedenle Kanun-i Esasi’nin yeni biçimi bazı yazarlarca “1909 Anayasası” olarak da adlandırılmaktadır. 1909 değişiklikleri, 1876 Anayasası’nın ilk biçiminden farklı olarak, padişahın tek taraflı iradesiyle değil, parlamentonun girişimi ve katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Artık Bu düzenlemelerle Osmanlı İmparatorluğu’nda gerçek anlamda anayasal monarşinin benimsendiği söylenebilir.”

Yetkiler konusuda şöyle açıklanmış:

“Söz konusu değişikliklerle padişahın yetkileri önemli ölçüde sınırlanmıştır. Sadrazamı ve onun seçtiği Heyet-i Vükela üyelerinin Padişah tarafından atanmasına rağmen, Heyet-i Vükela bireysel ve toplu olarak Meclis-i Mebusan’a karşı sorumlu tutulmuş; bir konuyu görüşmek için Padişah’tan izin alma zorunluluğu kaldırılmıştır. Parlamento’nun Padişah’ın daveti olmaksızın kendiliğinden toplanması ve Padişah’ın iznine gerek olmadan yasa önerebilmesi mümkün hale getirilmiştir. Padişah’ın ‘mutlak veto’ yetkisi ‘geciktirici veto’ya dönüştürülmüştür.”


DEVAM EDECEK



Yayın Tarihi: 19.06.2015