29 Nisan 2013 Pazartesi

İŞ BU OKU SAVUŞTURMAKTA..


“Ok yaydan çıktı”, “Kılıçlar çekildi” deyimleri bir konuda gelinen durumu anlatırlar. İki deyimde bir gerginliğin ortaya konması olarak algılanabilir. Bu algılamadan dolayı ilk bakışta aynı anlamda oldukları sanılsa da kesinlikle aynı anlamı taşımazlar. “Kılıçlar çekildi” deyimi; konuşma bitmiş dövüşme başlamış demektir. Oysa kılıç kınından çıkarıldığı gibi tekrar kınına sokulabilir. “Ok yaydan çıktı” deyimiyse geriye dönüşü olmayan bir yola girildiğini anlatır. Yaydan çıkan ok geri dönmez, ne olursa olsun rastladığı ilk hedefe saplanacaktır.

Hükümetin PKK ile terörü bitirme anlaşmaları yapması (barış demiyorum, çünkü barış görüşmeleri iki ayrı ülke arasında yapılır, bizimkisi ülkesine karşı ayaklanmış veya ayaklandırılmış bir unsurun terörden vazgeçirilmesinden başka bir şey olmamalıdır) tamda bu deyimlerle açıklanacak bir konuma girmiş bulunmakta.

Kimse iç kavgayı istemez ve istememeli. Öteden beri “en kötü barış, en kutsal savaştan iyidir” denir durur. Her ne bahasına olursa olsun insanı yaşatma görüşünü merkeze oturtan, insan hayatını kutsal sayan düşünceler, insanlık onurunu kirli savaşlardan korumayı amaçlamıştır. Bazen bu düşünce barışı korumaya yetmez. Yetmediği 1. dünya savaşıyla ortaya çıkan durumla görüldü. Galiplerin dayatmalarıyla gelen barış, ekonomileri felce uğratınca 2. dünya savaşını kaçınılmaz hale getirdi. “En kötü barış, en kutsal savaştan iyidir” sözü burada geçerli olamadı.

Bizim kurtuluş savaşımızda bu sözün pek geçer akçe olmadığını göstermez mi? Osmanlı savaş kaybedip silahsızlandırıldıktan sonra bir barış antlaşması imzalamıştı. O barışın şartlarına karşı çıkan, Osmanlı paşalarını ve halkı örgütleyebilen, kendiside bir Osmanlı paşası olan Mustafa Kemal Atatürk sonunda daha kabul edilir bir barış antlaşması yolunu açmıştı.

Bugün ülkemizin içinde bulunduğu durum “en kötü barış, en kutsal savaştan iyidir” sözüyle açıklanıyor. Allah aşkına kim kimle savaşıyordu? Biz kimseyle savaşmıyorduk ki.. gerilla olarak ordu olunmaz. Savaş ise orduların işidir. Gerilla savaş yapmaz, terör yapar. Bugüne kadar yaşadığımız PKK terörüydü. Terörle mücadele ise polis ve askerin işbirliğinde gerçekleşen bir iç güvenlik uygulamasıdır. Bu bütün dünyada böyledir. Ama Ortadoğu’ya ekonomik çıkarları için biçim vermek isteyen batılı ülkeler terör örgütünü kurtuluş savaşçıları olarak tanırsa iş böyle bir anlaşmaya gelir dayanır. Başkalarının gelip dayattığı antlaşmayla “en kötü barış, en kutsal savaştan iyidir” sözü kanıtlanmış mı olacaktır? Elbette hayır!

Gelgelelim “ok yaydan çıktı” ve hedefe varana kadar yol alacaktır. O hedef görülmeye başladı.

Geçenlerde Diyarbakır’da “Dünya Medeniyetler Kraliçesi” adı altında 21 ülkeden 22 güzelin katıldığı bir güzellik yarışması yapılacaktı. Zamanlamaya bakar mısınız? Akil insanlar vatandaşlarımızı yeni duruma ikna turları yaparken bir yarışmanın Diyarbakır’da yapılacak olması çok anlamlar taşımaz mı? Bakın 21 ülkeden 22 güzel katılmış, bu bir ülkenin 2 güzelle yarışması demektir. Peki hangi ülke 2 güzelle yarışıyor? Türkiye tabii. Ama öyle değil, bir güzelin adı Türkiye Güzeli iken, ikincisi “Diyarbakır Güzeli” idi. Bu ne demek; Diyarbakır bağımsızlığını ilan edip ülke mi oldu? Güzellik yarışmalarını bir et pazarı olarak görürseniz bu tür yarışmaları kepazelik olarak nitelendirirsiniz. Bu zamanda (PKK terörünü bitirme anlaşması sırasında) Diyarbakır’da yapılması, ayrıca bir Diyarbakır güzelinin olması da bu yarışmayı üç kez kepazeleştiriyor bana kalırsa.

Bu yarışma sanki bir şeyin ilanı gibiydi. Sessiz ilandı ve dikkatlerden kaçtı. Toplum olarak Kürt-Türk ayrımına gitmedik çok şükür ama birileri bunu yapmış bile.

Ya bu habere ne dersiniz?

“İsviçre’deki 60 değişik sosyalist parti, kitle örgütü, sendika ve değişik gruplardan oluşan 1 Mayıs komitesi, Abdullah Öcalan’a ulaştırılması için BDP’lilere Kürtçe, İngilizce ve Türkçe davetiye gönderdi. Davetiyede Öcalan’ın 1 Mayıs kutlamalarına katılması ve ‘başkonuşmacı’ olması istendi.

Rıfat Başaran’ın radikal.com.tr’de yer alan haberine göre, Hafta başında İmralı’ya gitmesi planlanan BDP Heyeti, Öcalan’ın davetiyesini beraberinde götürecek. Öcalan’ın burada okunması için bir mesaj göndereceği tahmin ediliyor.

1 Mayıs Tertip Komitesi adına davetiyeyi Anna Klieber ve Christian Diebold imzalı davetiyede, ‘Eğer bu savaşın tarafı olan aktörler soğukkanlı davranabilirlerse ve olabilecek provokasyonlara karşı barış iddialarından vazgeçmezlerse, onlarca yıldır sürmekte olan bu kanlı savaşın, önümüzdeki süreçte çözülebileceğine olan inancımız tamdır. Sizin barış için ortaya koyduğunuz perspektif ve çabalar, bu sürecin hayata geçme olasılığı ve kanın durmasının imkânsız olmadığını göstermektedir. Uzun soluklu politik mücadeleniz sayesinde edinmiş olduğunuz engin tecrübeleriniz 1 Mayıs alanındaki ilerici kitleler için büyük ilgi kaynağı olacaktır. Bu sebepten dolayı sizleri aramızda görmekten şeref duyarız’ dendi.”

Ülkemiz iş dünyasının kimi üyeleri de buna benzer sözler söylemişlerdi. Onlar bir yerden işaret almışlar mıdır bilmem, ama tatlı kârlardan mahrum olma kaygıları yüzünden acilen yeni duruma uyum gösterdiklerini çok iyi biliyorum.

Kısacası “kılıçlar çekilmiş, ok yaydan çıkmıştır”. Kılıçlar kınına tekrar konur hiç kuşkusuz. Ama ok hedefine mutlaka varır. İş bu oku savuşturmakta..



Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com


Yayın Tarihi: 19.04.2013 
   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder