28 Şubat 2015 Cumartesi

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ



Merhaba sevgili okurlar. Bu hafta sizlere benden bir yaş daha genç bir şairi tanıtacak ve şiirlerinden seçtiklerimi sunacağım. Şairimiz Adnan Özer1957’de Tekirdağ’ın Gazioğlu köyünde doğmuş. Liseyi Batman’da bitirmiş. 1979’dan beri İstanbul’da yayıncılık yapıyor. İstanbul Devlet Güzel sanatlar Akademisi’nin şiir yarışmasında birincilik kazandı. Tekirdağ yöresinin halk söylenceleri, türkü ve tekerlemelerine modern şiir yöntemleriyle yaklaştı. Son dönemlerdeki şiirlerinde içerik ve kelime dağarcığıyla, doğu kültürüne, metafiziğe, İsmet Özel’dekini anımsatan benmerkezci bir başkaldırı yöntemine yöneldiği görülüyor. Adnan Özer bir dönemin ünlü şairleri Neruda, Paz ve Pesao’nun şiirlerinide Türkçeye çevirerek dilimize kazandırdı.
Şimdi sizleri Adnan özer şiirleriyle baş başa bırakıyorum.


DIŞARDA TAŞLAR

zamanın ve güneşin beslediği miskin bıldırcınlar,
erimiş kanatlar ve ayaklar,
rüzgarın uzun takvimi,
yitmiş kayıt çizgileri
en uzun ömürlü ağaçlarda.

Gel bana,
ömrüm kısa,
gün boyu toprağın sıcak mıknatısıyla
kurumuş, bedensiz bir gömlek gibi.
Sar göğsümü, sıvan sırtıma,
sen kaynamış sütün ince kabuğu,
inandır beni kendine
hem ağzından çıktı bir kere
'seviyorum' sözü
boşlukta başı dönen küçük bir nar fidanı gibi.

ADNAN ÖZER
  
***

GİZLEDİKÇE AŞK
  
Kışın soğuk balıktan günlerini sayıyorum ağımda.
O yaza hiç dönülmeyecek!
O başlatılmamış, o varsayılan ortasında yaşanmış sevda
yakılmamış bir mum gibi aklımda.
Kesik ağzıyla suları eğrilten
boğaza karşı durup da
oraların kuşu yalıçapkınını hecelemiştik
beyaz bir yelkenli gecesiyle sulara.

Kışın vurgusu açık, bağımsız bir ses,
esiyor bize değmeden, bizden almadan
hiç uğramadığımız bir yerlerden doğruca.
Uçuyor cinsiyetin kindar ağzıyla.
İbret olsun diye savuruyor
uzaklara bir meddücezir haritasını.
Ne uzanma, ne geri çekiliş;
biz varsayılanın ortasında
iki içine işleyen zaman,
iki uyurgezer nokta.

Şimdi sen bile bu şiir için
çeperleri kapanmış, kendi başına bir ses,
kışın soğuk balıklardan takviminde
sadece kendine dökülen bir yapraksın.

Yalıçapkını yeni bir sözcüğe uçuyordur şimdi
bilmediğimiz bir lugatta.


ADNAN ÖZER

***

KIRLARA VEDA

Gözyaşlarının gücü vardı eskiden
ırmak yüklü adamlardır, tuz katarlarının ardınca giden
gölgemizde damlaların bıraktığı izlerden
açılırdı hayal, tuzun sudan bukağısı çözülürken

Utanır arınırdık şehirde fazla kalmak suçundan,
akıl danışırdık yağmura, nasıl döneriz
evlerimize doğru yollarından,
nasıl fener yapıp kemiklerimizden, tütsüleriz
gecenin mor arılarını çıkınca kovanından.

Çoraksa gece, saçlarda yıldız, gözlerde yine yağmur,
sarı bir zaman dilimi gibi fenerler
(mum yanar, yağ dolanır, mumyalar toprağı çamur)
kandaki yaralar gibi gülün ağrıttığı dikenler,
ardımızdaki yoksul ve yerli bir söylenti...

Böyle yürürdük ateşli ekinler gibi menzilsiz,
Yoktu buğdaya un olmaktan ötesi
bulgur çeken kadınlardan doğduk ya biz;
güneşi taşta sırmalayan o kırıntı bilgeleri,
aya bakan sundurmalarda çatlak topkulu annelerimiz,
sıcak bağımsız, güleç mısırımız, dindar soğan tilmizleri;
topuklar, ah o topuklar ve kerpici terkedişimiz.

Kızıl toprak ve iri saman, yani Allah'ın harcı
gözyaşlarının gücüyle eskiden
serin eviçlerine sarı bir mahremlik sunardı,
yağmur bir dua gibi geçerdi pencerelerden,
yetim insan toprağın vicdanıyla doyardı.
Demem o ki, gözyaşlarının gücü vardı eskiden.

ADNAN ÖZER

***

KİNE EZ?
  
Bir devir aşk diye beni doğurdu
Aldı bedenimi Mağrip sıtmalarından
Nil diplerinden söktü ruhumu

Sisli denizlere açıldım bir zaman;
ne altın ne meyve,
yad olsun keşfettiğim kıyılar
Zamanın hayatla içlendiği çöllerde
bir çadırım olsun yeter
Ne göreceğim aynalarda
çağ bütünüyle yanılsama
İşkenceye alınıyor eşkalim:
Şehre yeni bir şamata
Gün gelmiş süslü satraplar ünlenmiş
kaç defa ay doladıysa göğsümü
kaç defa bulut püskürdüyse ağzım;
hileli bir rakam düşürdüler sorguçlarından
kadınlar, müziği halka sayan

Ey halk! Ey halk! diye çağırdığım
zaman haritasında körfezler gibi çekilen
hayale dalan rüzgârın önüne
sergiler ve dut yaygıları açan
insanlık eğrileri, ketenpere çömezleri

Yandım daha çağlasında bademin
Bahçeler gözüme yeni bir şöhret
özürün bir köşesinden öbürüne
kenar otu oldum, bir fiy û care
ben oldum, ben oldum
ben oldum da ne buldum Temmuz'un kınnabında
giderek lâl kafiye
göllere vehmedilen gül dolaklı şadırvanda
ama yine "gülün ölüm çağında".

ADNAN ÖZER

***

MAKEDON GÜZELİNİ ARAYAN ÇİNGENE

Anız yangınları sıçramıştı
Yaban güllerine

Başakçılara sordum
Sordum sordum sordum durdum

Tirşe gözyaşları düşüyordu
Cam göbeği göğsüme

Göçen avcılara sordum
Sordum sordum sordum durdum

Keten tarlasından geçtim
Soluk soluğa

Ahlatçılara sordum
Sordum sordum sordum durdum

Sazlı çatakta dolandım
Yeşil yareler içinde

Taraşçılara sordum
Sordum sordum sordum durdum

Yâr seni sordum
Onbaşılar kollarımı bağlıyordu

Uzakta taliga yollarında
Tekirdağın hanları yanıyordu

Hasanağa deresi Ergeneden
Karanfil sapları yolluyordu

Bohçacılara sordum
Yemen illerinden ipeklilere
Şam boncuklarına

Yâr seni sordum
Sordum sordum sordum durdum


ADNAN ÖZER


***


SENİ SEVİYORUM...

Seni seviyorum
çağladıkça coşan su
estikçe dellenen rüzgâr
ekildikçe anaçlaşan toprak
öğütler bunu bana

seni severken
türküden türküye geçer ırmak
toprak yaz yağmurlarıyla oynaşır
öğle tozlarıyla dolanır rüzgâr ufku
adınla uyarırlar beni

seni seviyorum
bağda çillenen salkım
dalda allanan meyva
öttükçe kendini tüketen kabakçı kuşu
öğütler bunu bana

seni severken
yaz güneşi şehvete boğar bahçeyi
kükürt adetleriyle solar bağ yaprakları
ballı incirde yaşar -bin bir cilveli- aşklarını
turunç gerdanlı kuşlar
haberler getirir sağdıçlarım
gül kurusu mektuplar

seni seviyorum
hayra yorulan düşler
ceviz sandıkta bekârlığının gül suları
taş yastıklarda Zümrüdüanka kuşları
öğütler bunu bana
  
ADNAN ÖZER

***

Geçen ekim ayında ilk günü sabah ve öğleden sonra iki kez, ikinci günü her öksürdüğümde ağzımdan kan gelince SEAH acile gittim. Ordan göğüs hastalıklarına sevkedildim. Çekilen tomografi sonucu akciğer kanseri bulgusuna rastlandı. Çekilen petsiti (sintigrafi) sonrasında araştırmalar derinleştirildi. Böbrek üstü bezleri emar çekilerek, lenf ve tiroid bezleri yapılan ultrasonografi sonrasında damardan zerkedilen renkli sıvıyla boyun tomografisi çekilerek, daha sonra Kocaeli araştırmaya sevkimle akciğerim brokoskopi ve sonrasında biyopsi yapılarak araştırmalar sonuçlandırıldı. İlk bulguların aksine çok şükür kansere rastlanmadı. Akciğerimde mantar olduğu kesinleşti. Ayrıca akciğer, lenf bezleri ve tiroidlerim enfeksiyon kapmış. Bunların tedavisi için hastaneye yatmam gerektiği söylendi. Yarın SEAH’ın Entaniye servisine yatacağım. Bu yüzden yazılarıma bir süre ara vereceğim sevgili okur dostlarım. Benim içinde dua ederseniz sevinirim. Tekrar buluşana kadar hoşça kalın.    



Yayın Tarihi: 08.02.2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder