28 Nisan 2012 Cumartesi

ENGELLİNİN YALNIZLIĞI PAYLAŞILMAZ (MI?)


Büyüklerimizden duymuştum; “evlere şenlik” derler ve bir ölüm haberi verirlerdi. Bu çelişkili cümleye önceleri anlam veremezdim. Yıllar sonra ölüm haberleri dinleyen kişiye iyi dilek dileyerek verildiğini öğrendim. Evet “evlere şenlik” dün bir arkadaşımın babası öldü. Arkadaşım bir engelli. Annesini yedi yıl önce kaybetmişti. Şimdi işte arkadaşım yapayalnız kaldı. Biri kız biri erkek iki kardeşi var; iki düşman. Onu daha çok üzeceklerinden korkuyorum.

Otuz yedi yaşındaki arkadaşımı ondört yaşındayken erkek kardeşi silahla yanlışlıkla vurmuş. Ben tanıdığımda tedavi süreci bitmiş, hayata yeni durumuyla tutunmaya çalışıyordu. Çok mazbut, çok terbiyeli, eli yüzü düzgün, kibar ve birazda mahcuptu. Öyle her lafa atılmaz, sormadan pek konuşmazdı. Göreni mutlaka etkileyen bir yapısı vardı. Derneğin hepimiz kadar onunda gelişmiş birey olmasında katkısı oldu.

Annesi rahmetli üzerine titrerdi. Her türlü etkinlikte onu yalnız bırakmazdı. Allah için arkadaşım da pek mahirdi. Resim yapma yeteneği vardı. Daha sonra bunu gravüre çevirerek gravür sanatçısı olmuştu. Ama sanat yeterince kazanç sağlamıyordu. Annesinin ölümünün ardından bir sürü iş baş vurusunda bulunmuştu. Başvurular arasında Şeker Fabrikasıda vardı, sonunda ona girmeyi başardı.

Babası bir kere pazaryeri buluşmamızda oğlunun kendi parasını kazanmasına çok sevindiğini söylemişti. “O genç, parasıyla ne isterse yapsın”.. demişti.  Bir iki hafta sonrada babasının düşüp boynunu kırdığını öğrendim. Yatalak olmuştu.. babasına bir bakıcı kadın tutmak için az uğraşmadı. Devlet bu iki sakata yardım edeceğine köstek oluyordu. Bir hakimle kurduğu temasta hakim  bey “senin sorunun beni ilgilendirmez ne halin varsa gör” demişti. Gördü: bir bakıcı bulup babasına hizmet verilmesini sağlamıştı. Devlete sırtını dayamadan kendi imkânlarıyla bakıcı ücretini ödedi.  Oysa devlet engellisine, malülüne, yaşlısına kim sorarsa sahip çıkıyordu.

Yaşamdan yılmıştı. Onun için yaşamak bir mecburiyetti. Oysa kendine özgü düşüncelerle yaşam onun içinde güzel şeydi. Sonradan engelli olmak kolay şey değildir. Gezer koşarken birden bire durmak insan psikolojisinde büyük yıkımlara yol açar. Kendine güveniyle bunu aşmıştı.

Babası sakatlanıp yatağa düşmeden önce okçuluk sporuna başladı. Milli olacak düzeye kadar geldi. Ülke içinde çeşitli dereceleri var. Otomobil sürme merakını eskiden beri bilirim. Bir yarışmada geçirdiği kazayla ölen Brezilyalı ünlü yarışçı Anton Senna’yı çok beğenirdi. Tek hayali karada 250 km üstünde sürat yaptığını görmek. İsterse ölüm bu süratin ucunda olsun, fark etmezdi. Almanya’dan engellilere otomobil getirerek ticaret yapan dernek aracılığıyla tanıdığımız birinden wolksvagen passat 2 kapılı getirtip satın aldı. Daha önce ehliyet almıştı, yol tecrübesi yoktu sadece. Onu 3 günde aştı. Yurt içindeki okçuluk yarışmalarına otomobiliyle gidip gelmeye başladı. Tekerlekli sandalyesinin tekerlekleri portatif. Arabasına binerken onları çıkarıyor, tekerlek ve arabasının gövdesini katlayarak arka koltuğa koyuyor, ineceği zaman bunları teker teker çıkarıp tekerlekli sandalyeyi kuruyor öyle iniyor. Kol kasları epey güçlü. Ben onun yaptıklarını yapamam. Allah bana ayakta durma şansı vermiş, ona kol gücü.

Herkesin engelliliği farklı farklı. Hiç kimseninki aynı değil. Hatta aynı tıbbi tanımla tanınan engelliler bile birbirinden derece olarak mutlaka farklıdır. Buda halkın ilgisini çekiyor tabii. Ondan sonra gelsin sorular..

Biz engelliler çok densiz sorulara muhatap oluyoruz. Mesela bana gusül abdesti bilip bilmediğimi soranda çıkmıştı, cinsel yönümü soranda.. bir keresinde trafik kazasıyla ayağını kaybetmiş, proteziyle yürürken görseniz engelli diyemeyeceğiniz birisi yazıya konu olan arkadaşıma tuvalet durumunu sordu, sondayla idrar sorununu aştığını öğrenince işi azıttı büyük abdestide sordu. Sorarken bende ordaydım. Kulaklarıma inanamadım ve çileden çıktım. Bir insanın özeli kimi ne kadar ilgilendirmeli? “Ben şikayet etmedikçe benim çektiklerimden size ne? Bu arkadaşımızı bu kadar rencide etmeye kimin hakkı olabilir?” dedim. Pişkince “öğrenelim yahu, günün birinde belki lazım olur” dedi. Sanki hayatlar başka hayatlara eklenebilirmiş gibi. Oysa az önce dediğim gibi “herkesin engelliliği farklı” . Aynı engelli türlerinde bile bir durum bir diğerine uymaz.

Her insan gibi engellide aşık olur. Bu arkadaşımda oldu. Hemde hiç özrü olmayan birine. Görünüşte hanımefendi kızımızda arkadaşıma aşıktı. Ben inanmadım. Ne kadar yakışıklı olursa olsun gelecek sunma ümidi olmayan biriyle yaşamak kolay iş değildir. Heyecanlar geçip duygular azaldığında gerçek ortaya çıkar. Yanılmamışım; hanımefendi küçük bir çevreden büyüyen bir kente kaçış aracı olarak arkadaşımı kullanacaktı. Bir başkası ise olayın cinsel boyutunu merak etti. Göğsünden aşağısı duymayan arkadaşıma çok lazımmış gibi ereksiyon halini sormuş. Bunu duyduğumda kan beynime çıktı. Ortalık yerde o da duysun diye yüksek sesle “şu gönüllü kurtarıcılardan kurtulsak kesin kurtuluruz da, bu kurtarıcıları nasıl kurtarmalı” dedim. O da pişkin çıktı. Toplum dayanışması diye bir şeyler geveledi durdu.

İşte bu evrelerden geçen arkadaşım şimdi yapayalnız kaldı. Bir keresinde kendisinin iş saatlerinin 8 saat görünmesine rağmen “sabah kalkıp akşam yatana kadar geçen sürede en az 15 saat oturmak zorunda kalıyorum” demişti. “Artık kalça kemiklerim şekil değiştirdi. Kalçamda çıkan yaralar zor iyileşiyor. Pazar bende, market bende. Fatura ödemeler bende. Akşama eve girdiğimde babam beni bekliyor oluyor. Evelden bana yardım eden adam gözlerimin içine bakarak gözleriyle yardım istiyor. Bir iki söz edelim diyorum bakmışsın uyku saatini geçmişsin. Hiç yardımcım yok! Bütün yükü tek başıma kaldırmaktan çok yoruldum” diye eklemişti.

Bugün (yazıyı bir gün önce yazdım, bu satırları siz okurken dün toprağa verilmiş olacak.) babasını toprağa vereceğiz. Hayat o zaman arkadaşım için dahada zor olacak. Yalnızlık zor şey çünkü. Paylaşılmaz.
          



Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com

Yayın Tarihi: 25.04.2012


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder