18 Aralık 2012 Salı

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 152 (Gönül Duranoğlu 2)



Merhaba sevgili okurlar. Geçen hafta başladığımız ve beş hafta sürecek Gönül Duranoğlu ve şiirlerine ayırdığım yazımızın ikincisiyle karşınızdayım. Önce şairimizi tanıyalım.

“1940 yılında Ankara’da doğan Gönül Duranoğlu ilk ve orta okulu Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde okudu. Daha sonra girdiği Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde Hocaları Ali Avni Çelebi ve Cemal Tollu’dan Sanat Eğitimi aldı. Aynı zamanda ressam olan şairimizin Resmi ve özel kolleksiyonlarda resimleri vardır. Üç sanat kuruluşunun kurulmasında önemli katkılarda bulunmuş, hatta bu kuruluşların bizzat kurucusu olmuştur. Resim çalışmalarıyla birlikte edebiyat çalışmalarına da şiir, deneme ve araştırmalarıyla sanat, edebiyat dergilerinde devam etmektedir. Gönül Duranoğlu, hayatın içinden geçen her türlü olgu ve olaylardan  gözlemlediklerinden edindiği izlenimlerini düşünsel, eleştirel ama içine kalbinide kattığı kendine özgü duygulu bakış açısıyla şiirlerine dökebilmiştir. Şiirlerinin tamamında geçmişten geleceğe uzanan iki uçlu yapı görünür. Geniş açılımlı, biraz geçmişe özlemide taşıyan, eleştirel ve nitelikli, bireysel ve toplumsal açıdan aydın sorumluluğuyla biçimlenmiş yaşam anlayışını öne çıkarıyor. Aydınlanmacı, savaşımcı çağdaş insan tutumuna kadın duyarlılığını ekleyerek bunu yapıyor.

Kısaca şairimiz ressam, şair ve yazardır. Cumhuriyetin ilk yıllarının duygularıyla kazandığı ülkünün etkisini eserlerinde görmek mümkündür.

Keyifle okumanız dileğiyle sıra geldi şiirlere...
 
***

DAĞ ŞİİRLERİ-SİSYPHOS 3

Hâlâ gece ateşleri yanar
Mübarek toroslarda.
Tevatür eşkıya öyküleri
Biraz patlamış mısır kokar.
Kimse eşkiyaları anlayamaz
Benim kadar.
İnsanın göçebe yanıdır
Onlara dağlarda
Gece ateşleri yaktıran.
Çünkü mapusluğun bedeli
Daha hafiftir
Dağlarda yaşamaktan.
Ey çocukluğumun özgür
Dağlıları.
Ben o karanfil buğulu
Masallarımı yitirdim.
Sizin oralarda hâlâ
Rüzgar reyhan kokar mı?

Gönül Duranoğlu

***

DAĞ ŞİİRLERİ-SİSYPHOS 4

Bin yıldır yaşarım
Ben bu toroslarda.
Otların ağulusunu
Yosunların dermanlısını
Dağlılar öğretti bana.
Tanrıtanımaz
Bir eşkıya bilirim.
Üçgen muskasını
Hep boynunda taşırdı.
Her söylediğinde
Bildiği bir türküyü
Gizlemeden ağlardı.
“Yaman olur torosların boranı
Hançer değil sevda açtı
Ciğerdeki yaramı.”
Rüzgârın kıran
Ya da sevda getirenini
En iyi o anlardı.
Yanından hiç ayırmazdı
Doğum üzre telef olan
Bacısının resmini.
Adı kanlı katile çıkmış
Başka bir dağlı,
Ey her koyağına
Bin umut gizlediğim
Sırdaşım dağlar,
Bekleyin bu yaz da
Size çok anlatacağım var.

Gönül Duranoğlu

***

DAĞ ŞİİRLERİ-SİSYPHOS 5

Ey yolcu ne zaman
Türkü söylesem,
Allı pullu gelin ederim
Ben bu Torosları.
Rüzgârına reyhan katar
Dikenini mor sümbülle bezerim.
Dizelerim aldatmasın seni.
Dağlı bir göçebe değilsen
İnanma bana.
Taş, toprak ve dikenden
Başkasını bulamazsın orada.
Çünkü dağlar yalnız,
Kızıl şahinlerine
Ve yerleşik göçebelerine
Açarlar sırlarını..

Gönül Duranoğlu

***

DENİZ GEZGİNLERİ

(Deniz’e masallar IV)

Dünyanın bilinmeyen insansız bir adasında
Akıllı ve hüzünlü otuzyedi deniz kuşu yaşarmış.
Masal bu ya gerçekte bu kuşlar bir zamanlar insanmış.
Tanrı onları kötü ruhlu insanlara görünmez yapmış.
Vakt-i karanlıkta yaşarlarken ve insan suretindeyken.
Bu kuşlar her karanlığa ışığı ve sevgiyi taşırlarmış.
Günlerden bir gün bu 37 can ve dostları,
Geçmişi aydınlık bir diyara sevgi alışverişine gitmişler.
Çalmış çığırmışlar sözleşmiş söyleşmişler,
Tuvana bir şölen olmuş ki görenin aklı şaşmış.
Bu masalın kötüleri ise aymazlar diyarında yaşayan,
Güzelliklere kara pusular kuran karagoncoloslarmış.
Cayır cayır yakmışlar o güzel insanları.
Gazetelerde gördüm ve sonsuza dek Lanetledim o salyalı suratları.
Her yıl temmuz ayında gök yüzüne bakarım,
Denize doğru uçan kanat uçları yanık,
Otuz yedi deniz gezginini selamlarım.
Deniz aylardan temmuzsa ve sahildeysen,
Gökyüzüne bak otuz yedi deniz gezgini göreceksin.
Onlar yangınlardan geldiklerinden serin denizleri severler.
Deniz isimli çocuklara ve sevdiklerine görünürler.

Gönül Duranoğlu
***
DENİZ’İN MASALI

Uzat ellerini gökyüzüne çocuk,
Yakala en uzaktaki parlak yıldızı.
Tutsak et onu gözlerindeki gizemli ışığa.
Kayıp gitmesin bol yıldızlı bir gecede sonsuza.
Sana hiç temmuzu anlattım mı ben çocuk?
Ya da söyledim mi ağustosun türküsünü?
İkisi de Bir serencam üstünedir
Ve boyu fidan yağmur saçlı bir kızı anlatır.
Derler ki kız bir sevdanın ardına düşüp,
Kavminden kopmuş,
Sevdalısıyla uzak diyarlara gidip,
Yeni bir kavim kurmuş.
Ve temmuz ve ağustos çocuk,
Yağmur saçlı kızın güzelliğine vurgunmuş.
Temmuz tam biteceği gün,
Bir top ışık olup kızın kapısına konmuş.
Kız bu ışığı çok sevmiş.
Kız denizi de çok severmiş.
Ve tuzunu ve lacivertini.
Ağustos geri kalmamak için temmuzdan,
Ve bildiğinden saçlarında ışıkları saklayan
Sevdalı kızın denize özlemini,
O da bir top deniz olup temmuzun yanına durmuş.
Bu senin masalın çocuk.
Sen temmuz ve ağustossun.
Uzat ellerini ışığa ve denize,
Sen denizin ve ışığın çocuğusun.

Gönül Duranoğlu

***

DOSTUM

Benzersiz umarsız
Bir bulut indi bahçeme,
Kırkikindi yağmuruyla Ankara’nın.
Gece gibiydi gözleri
Ve kara bir gün gibiydi.
Çaresiz...
Gülüşü,
Duruşu,
Bir selam gibiydi.
Kardeşime benzer,
Tanıdık biriydi.
Sımsıcak,
Sevecen,
Dost,
Sanki bendendi.
Gözyaşlarındım senin,
Tanımadın mı,
Dedi.

Gönül Duranoğlu

***

DÖNÜŞ

(özel’e)

duydum geri dönmüşsün sılana
hasta ve çok yorgunmuş hepimize yeten yüreğin.
biz seninle bir zamanlar elele dolaşırken
gez göz arpacıkların menzilinde
şimdi karanlık güneşleri yanında taşıyormuşsun.
biz seninle aynı sılanın gurbetçileriydik
bütün kapıları çalıp seni soruyorum
falcıların yeşil su tasları dilsiz
bir ses, bir soluk, ince kırılgan bir gülüş
karanlığına karışmışlar bulamıyorum.
sen alanların en güzel gözlü kızı
kavgalarımızın kırmızı karanfili
hepimizin en narini, en güçlüsü
geçmişle geleceğin kesiştiği bir boşlukta
bir sunak taşının hem kurbanı hem bekçisi
sana biçilen karanlıkları artık taşıyamıyormuşsun
ah bir bulabilsem seni
uzatabilsek birbirimize ellerimizi
yeniden yaşatabilir miyiz kırmızı karanfillerimizi.

Gönül Duranoğlu

***

EĞRETİ

sevgili
zaman, bir türlü güvenemediğim
avuçlarımdan sessizce kayan sevgilim,
yine de her şeyimi bilen tek tanığımsın.
karun senin adına biriktirdi tüm servetini.
nemrut hala tan yeri bekçiliğini yapıyor.
gündüz, saçlarını her gün senin için örerken
gece, kahpeliklerin dökümünü
adına aht-i atiklere yazıyor.
atlılar geçiyor tozlu sokaklardan.
geçmişten geleceğe doğru
tarih düşmek için seni arıyorlar
adına altın sikke bastıranlar
ellerindeki sadaka taslarıyla peşinden koşuyorlar
kaybedilmiş bir savaşın ölü komutanları
utkularını anlatmak için adını sayıklıyor
leylak kokulu ilkbaharlar geçiyor önünden
heybelerinde kendi yağmurları yüklü
her şey geçip gitmek üzerine kurulu
gidenlerin yeri hemen doluyor
ve sonun başlangıcında her serencam
elindeki defter-i kebire kaydediliyor.

Gönül Duranoğlu

***

Bu haftalıkta bu kadar sevgili okurlar. Gelecek haftada şairimizle birlikte olacağız. Hepinize mutlu hafta sonları...

 
Yazışma Adresim: www.goleaydin@hotmail.com
Gazete Adresimiz: www.anadolumedyagrup.com


Yayın Tarihi: 16.12.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder