Biz yardım sever bir milletiz.
Çok şükür, atalardan dedelerden kalma bu alışkanlığımızı tamamen kaybetmedik.
Gerçi nüfusumuzun artmasıyla kentleşmeye bağlı olarak yalnızlaşma arttığı için
insani bir çok davranışı terk ettik. En başından sofra adabımız bunun
göstergesi. Eskiden elde ekmek kırıntıları saçarak yürümek çok ayıp ve çok
günah sayılırken, bugün Amerikan kültürü olan ayak üstü yemek yemek, hatta
yolda yürüyerek bir şeyler atıştırmak hızlı hayatın gereği sayılarak sofrada
yemek yemek kültürü nasıl zayıfladıysa, yardım severliğimizde o kadar zayıfladı.
İnsanlar yardımın değerini yardıma muhtaç duruma düşünce anlar. Oysa yardıma
muhtaç duruma düşmeden önce yardımseverlik hayat tarzı edinilse insan hem
insanlığından çıkmamış olur, hem de yardıma muhtaç duruma düşünce kendisine de
bir yardım edeni bulur.
Yardım çeşidi öyle çoktur ki..
saymakla bitiremezsiniz. Yardım etmeyi de yardım almayı da bilmek bir kültür
konusudur. Öyle illa yardım olsun diye yardım edemezsiniz. Ederseniz belki bir
çok onurun kırılmasına sebep olursunuz.
Yıllar önce eski Atatürk
parkında benim başıma böylesi bir olay gelmişti. Arkadaşlarımla parkta
konuşuyorduk. Benim göbeğimi sanırım ebem uzun kesmiş, konuşurken sesim biraz
yüksek çıkar (şaka bir yana, rahmetli babam ve baba tarafım yüksek sesle
konuşurdu). Beş on metre ötede oturan bir vatandaşımızın bize doğru baktığını
görünce irkildim. O zamanlar da anarşinin kol gezdiği 12 eylül öncesi
zamanlardı. Terör eylemleri nerdeyse orta okul düzeyine kadar inmişti. Yolda
çevrilip hangi görüşte olduğumuz sorulurdu. Saklasanız da konuştuğunuz dil,
giyim kuşam, bıyık ve sakal sizi ele verirdi. Hiçbir tarafta olmadan, ortada,
ılımlı olmaksa en büyük günahtı o zamanlar. Siz olsanız irkilmez miydiniz? O
vatandaş kalktı, direk yanıma geldi. Meğer trafik kazası geçirerek sakatlanmış,
sonrada iyileşmiş. Elinde bir çift ahşap koltuk değneği kalmış onu vermek
istermiş. Beni engelli görünce bana vermeye karar vermiş. Ben teşekkür ettim. O
sıralarda babam rahmetli, bana yeni koltuk değneği yaptırmıştı. Başka birine
vermesini önerdim. Adam bir yapışkan çıktı ki sormayın.. sevabıma vereyim
diyor, zorlayarak ille de alın diyor. Canımı çok sıktı inanın. Gençlikte var
serde. Adama ne dediysem dinletemedim. Sonunda “Siz vicdani rahatlamanızı benim
üstümden mi sağlamak istiyorsunuz, sizin rahatlamanız sıkılmama, üzülmeme yol
açsa da mı bunu yapacaksınız” dedim. Artık adamı yanımdan kovma isteği duymaya
başlamıştım. Kendimi zor tuttum. Arkadaşlarım araya girdi, adam öylece kalktı
ve gitti.
Aşağıdaki hikâye internet
yoluyla gelince aklıma bunlar geldi. Okuyacağınız hikâye benim yaşadıklarımın
tam hem tersi (hikâyede başını bilmeden belâya sokan kişi, yardım eden kişi
bense yardım edilen konumundaydım), hem yaşadıklarımdan çok daha ağır. Çünkü
sonu ölümle bitiyor. Hikâyenin doğruluğunu araştıramadım. Fakat ibretlik tarafı
olduğunu düşünerek sizlere sunuyorum. Yardım ederken bile çok dikkatli olmak
gerekiyor. Herkes iyi niyetli olmayabilir çünkü.
***
Karşıdan karşıya geçmek isteyen
yaşlı bir teyze yoldan geçenlerden yardım ister,kimsenin oralı olmadığı teyzeye
23 yaşında bir kızımız yardım eder, karşıdan karşıya geçirirken kız aniden
bayılır, masum görünüşlü yaşlı teyze bir taksi çevirir kızı taksiye atar ve
taksiciye:
“Kızım yolda yürürken fenalaştı,
hemen eve götürmem lazım” der.
Taksiyi ATA2 sitelerine yakın
bir yerde durdurur, taksiciden yardım alarak kızı arabadan
indirir komşularından yardım alacağını söyleyerek taksiciye gitmesini söyler.
Taksici oradan uzaklaştıktan kısa bir süre sonra arabanın içinde telefon çalmaya başlar kendi telefonunun çalmadığını anlayan taksici kısa bir aramadan sonra arka koltuğun altına düşmüş olan telefonu bulur, ısrarla çalan telefonu açar telefonda bir erkek vardır:
indirir komşularından yardım alacağını söyleyerek taksiciye gitmesini söyler.
Taksici oradan uzaklaştıktan kısa bir süre sonra arabanın içinde telefon çalmaya başlar kendi telefonunun çalmadığını anlayan taksici kısa bir aramadan sonra arka koltuğun altına düşmüş olan telefonu bulur, ısrarla çalan telefonu açar telefonda bir erkek vardır:
“Bu telefon kızıma ait,eve
gelmesi gerekiyordu ama hala gelmedi siz kimsiniz” diye sorar,
telefonu açan taksici kendini tanıtır ve “kızınızı annesiyle falanca adrese bıraktım” der baba
“hayır annesi yanımda bulunduğun yeri söyle beni kızımı bıraktığın adrese götüreceksin” der ve polise haber verir, polisler baba ve taksici kızı arar ama ne o adreste öyle bir teyze vardır nede kız ortadadır.
Ertesi günü kız Çengelköy'de MAXİ alışveriş merkezinin önündeki bir çöp konteynırının içinde ölü bulunur, tüm organları alınmıştır, otopsi raporuna göre kıza iğne yapılmış ve bayılması sağlanmış. Aile feryat figan tüm Çengelköy ayağa kalkmış durumda.
telefonu açan taksici kendini tanıtır ve “kızınızı annesiyle falanca adrese bıraktım” der baba
“hayır annesi yanımda bulunduğun yeri söyle beni kızımı bıraktığın adrese götüreceksin” der ve polise haber verir, polisler baba ve taksici kızı arar ama ne o adreste öyle bir teyze vardır nede kız ortadadır.
Ertesi günü kız Çengelköy'de MAXİ alışveriş merkezinin önündeki bir çöp konteynırının içinde ölü bulunur, tüm organları alınmıştır, otopsi raporuna göre kıza iğne yapılmış ve bayılması sağlanmış. Aile feryat figan tüm Çengelköy ayağa kalkmış durumda.
***
İşte hikâye bu. Öyle her görünen
gerçek değildir. Herkeste iyi niyetli değil. Biz o zaman yardım etmeyerek insan
olma vasfımızı mı kaybedelim? Tabiî ki yardım etmekten kaçınmayacağız. Ama
tedbiri elden bırakmayacağız. Eskilerin bir sözü vardı, “insanoğlu çiğ süt
emmiştir” derlerdi. Bu söz insandan her türlü davranışı bekleyin anlamında
söylenirdi. Çiğ süt emen sadece insanlar mı? Memeli bir çok hayvanda çiğ süt
emer. Onlar yaşamlarını sürdürmek için yemek ve üremek dışında bir amaca sahip
değiller. Oysa insan öylemi? Karmaşık yapısı gereği her insan binlerce, belki
milyonlarca amaca sahiptir. Bunun içinde bazen böyle canavarlaşır. Bunun için
yardım ederken dikkatli olmakta yarar var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder