31 Ağustos 2013 Cumartesi

AYDIN AÇMAZI 1

Bayramdan sonraki ilk yazımıza geçmiş bayramınızı kutlayarak başlamak istiyorum sevgili okurlar. Güzel bir bayram geçirmiş olmanız umuduyla ömrünüzce nice mutlu bayramlara ermenizi Yüce Allah’tan dilerim. Bu hafta boyu sürecek, yani 3 bölümlük; ülkemizin (az gelişmiş ülkelerde dahil) aydın sorununu anlatan yazı dizimize şimdi başlayalım.

*

         Osmanlı imparatorluğunun çöküş dönemi aynı zamanda bir arayış dönemidir. İç dinamikleri yeterince olmayan, olanı da göremeyen, yabancı ülkelerde eğitim almış kişilerin çareyi dışarıda arama dönemi bu döneme rastlar. Dışarıda, yani batıda neler olmaktadır ki dikkatler batıya çevrilir?

         Batıda kentsoylular (burjuvalar) ve düşünürleri (aydınları), feodalizmi ayakta tutan tüm kurumlara karşı savaş açmışlardı. Saray ve kilise tarafından ezilen halk kitlelerini arkalarına alarak bu savaşları yürüttüler.

         Böylelikle:
         1. feodal aristokrasiye karşı tüm ulus karşı durdu;
         2. aristokratik devletin keyfiliğine karşı bireyler karşı durdu;
         3. kiliseye ve onun teolojisine karşı sanat ve bilim karşı durdu.
         Bunun sayesinde bir tarih kapanıyor, 20. yy’ı belirleyecek yeni bir çağ başlıyordu. Bu çağ, eski klasik imparatorlukların yok edilme çağıdır. Köylülükten koparak, üretimin tarlalardan fabrikalara kaydırılmasıyla daha çok mal üretme dönemi başlamış oldu. Bu üretime Ham Madde ve Pazar sağlayacak yeni tip imparatorluklar cumhuriyet adıyla kurulmuştur.

İşte Osmanlının son dönem okumuşlarının dikkatlerini batıya çevirme sebebi buydu. Bunlara o zamanki adıyla ‘münevver’ şimdiki adıyla ‘aydın’ denirdi. Verilen sıfat ışık saçmak karanlığı bitirmek anlamlarını içerir. Bilgiye ve bilmeye verilen önem bu sıfatla belli oluyor değil mi?  Peki aydın dediğimiz kişiler bunu hak ediyorlar mı? Bu sıfat bol keseden dağıtılacak kadar ucuz mudur acaba? Nedir bunun ölçüsü, daha doğrusu ölçüsü ne olmalıdır? Eskilerin bir sözü var, “efradını câmi, ağyarını mâni” derlerdi. “Yani gerekli olan tüm bilgileri toplayan, gereksiz olan bilgilerin hiçbirini dahil etmeyen” demek olan bu söz; olması gereken aydın tipini belirlememize yardımcı olacaktır.
        
         Bir aydında bulunması gereken nitelikleri ana başlıklar halinde görelim.
          
         * Eğitim: En az bir konuda akademik eğitim ön şarttır.
         * Genel kültür: Hem mesleki yayınları, hem genel konuları izlemekte çok gerekli. Ayrıca sanatla, felsefeyle bilerek ve seçerek ilgilenmekte aydının görevidir. Klasik batı veya Klasik Türk müziğini bilmeden aydın olunamaz bence. Sanat etkinliklerinin izlenmesi de gösteri, gösteriş amacıyla değil, görev olarak da değil; anlayarak, zevk alınarak yapılmış olmalıdır.
         * Toplumsal etkinliklere katılım: Eğitim, sağlık, düşünce yayma gibi aklınıza gelebilecek her etkinlikte aydın kendini orda bulunmak zorunda hissetmelidir. Buralarda etkin görevler almalıdır.
         * Sorgulama ve özeleştiri: Aydın denen kişinin kendi inancı ve düşüncesine rağmen tarafsızlığını korumak zorunluluğu vardır. Olayları, gelişmeleri, hatta kendini bile sorgulayan bir yapısı olmalıdır. Aydın kişi, sorgulamadan, irdelemeden görüş açıklamamalı, sorumsuz davranmamalıdır.
         * Hoşgörü: Aydın kişi hoşgörü (müsamaha, tolerans) sahibi olmalıdır. Cinsiyet, ırk, ten, etnik veya sosyal köken, din, siyaset, düşünce, kanaat, ulusal bir azınlıktan olma ayrımı yapmamalıdır. Davranışları itibarıyla insancıl olmalıdır.
         * Sertliğe, zorbalığa karşı olma: Aydın kişi, barıştan yanadır; kaba güç kullanımına, zorbalığa karşıdır. Ancak barıştan yana olmak, savaşa karşı olmak, zorbalara, yayılmacı güçlere boyun eğmek şeklinde anlaşılmamalıdır. Zorbalığa karşı olmak, gerektiğinde zorbalarla mücadele de gerektirir.
         * Özverili davranma: Aydın, inançları, amaçları doğrultusunda maddi, manevi özveri gösterebilen kişidir. Aydın, hep kendi çıkarını kollayan, homo economicus bir tip değildir. Başkalarını kandırmaya çalışmaz. Şarlatanlık yapmaz. Özellikle bilgi, kültür, varlık konusunda paylaşmacıdır. Çıkar uğruna bazı çevrelerin (eskilerin deyimiyle) “tellal”lığına soyunmaz.
         * Tutarlılık: Aydın kişinin açıkladığı, savunduğu düşüncelerle, davranışları ve yaşam biçimi aynıdır. Bir aydın, ele verir talkını kendi yutar salkımı anlayışında olamaz. Ortama, şartlara göre sık sık fikir, görüş değiştirmez, esen yele göre yelken açmaz. Mevlana’nın deyişiyle olduğu gibi, göründüğü gibi davranır. Savunduğu görüşlerle çelişkili davranışa meyledecek bir yaşama biçimi yoktur.
         * Alçakgönüllülük: Alçakgönüllülük insan severliktir, insanı sevmek aydın olmanın da vazgeçilmez koşuludur. Aydın kişi, küçük dağları ben yarattım edası içinde olamaz; insanlara, çevreye küçümseyerek yukarıdan bakmaz, yüksekten atmaz. Hele hele bazı çevrelerin pohpohlamasına gelerek, büyüklük kompleksine kapılmaz, yağcılık yapmadığı gibi, kendisine yağcılık yapılmasından da hoşlanmaz.
         * Özsaygı: Aydın kişinin çevresine olduğu gibi kendisine de saygısı vardır. Özsaygısını yitirecek davranışlar içine girmez, saygınlığını, onurunu korur; bunun için gerektiğinde mücadele verir.

         Yukarıdaki erdemlere, özelliklere, niteliklere başkaları da eklenebilir. Görülüyor ki aydın olma, bu kimliği taşıma kolay olmadığı gibi, örnekleri de bol değildir. Aydın sıfatı, ağırdır, beraberinde yükümlülükler, sorumluluklar getirir. Bu nedenle aydın sıfatı kullanılırken ihtiyatlı olunmalıdır. Aydın olmanın kerameti kendinden ya da yakın bir çevreden, bir klik, hizip, çıkar grubundan aktarılmış (menkul) olmamalıdır.
         Ülkemizin bir aydın açmazı vardır. Bu aydınlar yabancı ülkelerden gelmiş turist gibidirler. Turistler hiç değilse gittikleri yerleri merak edip öğrenme çabasındadırlar. Bizim aydınımızda buda yoktur. Küçümsediği halk yaşayışını öğrenmek yerine ona kafasındaki örnekleri uygulamaya kalkar sürekli. Herkes ayrı bir kıyafet giydirir insanlara. Bunun için ülkemizde birden fazla Türkiye vardır.

         Oysa Türkiyelilik kavramı ortak payda olarak Türk milletini sunar bizlere. İslam dini onun dayandığı moral değerdir. İslam diniyle birlikte kesinlikle arap olmamıştır. Kurduğu devletlerin mimarisi, şiiri ve musîkideki sanat anlayışı bunu açıkça gösterir.

         Kanal 7 den tanıdığımız Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan bunu ne güzel dalgaya almıştı. Hatırlayalım mı?                                                                                                                                                                                                                                       

BİR: Emre Aköz takma sakal, sarık ve cüppe ile Reina’ya gidip isli viski içsin kampanyası...            
İKİ: Abdurrahman Dilipak, Perestroyka Joke’ta Güneri Civaoğlu ile “Bir Başka Açıdan Kemalizm” sohbeti yapsın kampanyası... 
ÜÇ: Hayrünnisa Gül, Beymen Brasserie’de sosyetik arkadaşlar edinsin kampanyası...                 DÖRT: Hikmet Çetinkaya İzmir’de bir ışık evinde maklube yesin kampanyası... 
BEŞ: Ertuğrul Özkök umreye gitsin kampanyası... 
ALTI: Fehmi Koru papyon kravat takıp Rezervuar Köpekleri gecesine katılsın kampanyası...                                                                                                                           
YEDİ: Ali Bulaç ‘Tekyön’de yazar ajanı Sayım Çınar ile buluşsun kampanyası... 
SEKİZ: Haşmet Babaoğlu Teşvikiye Camii’nde her cuma vaaz versin kampanyası…                     

         Burada ismi geçenlere istediğiniz kişiyi ekleyin ne kadar zıt olduklarını görürsünüz. Yaptıklarından veya davrandıklarından ayrı şeyler ekleyin imkânsız şeyler istemiş gibi olduğunuzu düşünerek yakıştıramayacaksınız bile. Peki o zaman bizim ortak buluşma noktamız nerdedir? Böyle bir buluşma noktamız var mıdır gerçekten?


DEVAM EDECEK


Yayın Tarihi12.08.2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder