30 Nisan 2014 Çarşamba

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ

Merhaba sevgili okurlar, biliyorsunuz Pazar günleri sadece kendi yazdığım şiirlere yer veriyorum. Bugünde öyle yapalım ve konuyu değiştirmeyelim. Tatil günlerinin dinlenmekten ve eğlenmekten başka amacı olmamalı. Zaten hayat şartları yeterince bunaltıyor, birde tatilimiz zehir olmasın değil mi?

İlk iki şiir dost ve arkadaşlara “GÖNDERİLMİŞ ŞİİRLER.”

….    ….   

179
Aşkta bula bula buldum çıkmaz sokağı
Yüreğimi yoklar durur bir sinsi bukağı
Tetik arar durur terli şakağı
Çekmeye parmağın cesareti yok

Aydın Göle
11 ağustos 2002

***   ***

180
Kırk ambarda biriktim
Kırk değirmende öğütüldüm
Kırk elekten geçtim
Kırk süzgeçten süzüldüm
Aklımı yitirdim sevdanla
Bilgeliğe ulaştım
Sana ise asla!..

Kırk denizin tuzunu
Kırk yılın otuzunu
Verdim almadın

Kırk nehirde
Ruhumda, bedenimde
Arındı.
Sonra seni aradım
Yanımda yoktun

Aydın Göle
11 ağustos 2002

***   ***

GÖNDERİLMEMİŞ ŞİİRLER

Sırada dört tane gönderilmemiş şiirler var. Bildiğiniz şey, saklı gizli değil. Bir sevdanın sonunda gelen ayrılık ve bu ayrılık üstüne yazılmış denemeler. Bence şiir de.. sizce de şiir ise keyfime diyecek olmaz o zaman. Bu şiirde sevgili her sevgili gibi yasaklar koyuyor. Serdede gurur var. Yoksa yasak masak tanımam. Ama onun bilmediği bir şey var; yasaklar umulmadık biçimde kışkırtıcıdır. O zaman sevgiliyi daha çok düşünürsünüz. Yoksa sevgililer bunun için mi birbirlerine yasak koyarlar?

Tarihte de, günümüzde de yasaklar çok konulmuştur. Bu uğurda çok çile çekenler olmuş. Felsefede buna karşı duran filozofların olduğunu görürüz. Kral değişir, yeni kral gelirken bu düşünce adamlarını affedermiş. Anadolu uygarlığında bu düşüncede yaşamış bir filozof var: Romen Diyojen. Bu filozof bir fıçı içinde yaşarmış. Bir gün Diyojen’in ününü duyan Makedon kralı Büyük İskender filozofu ziyaret için bugünkü Sinop’a gitmiş. Diyojen fıçısının önünde güneşlenmekteymiş. Büyük İskender bu fikir adamına saygıyla “dile benden ne dilersen” demiş. Romen Diyojen o ünlü sözünü söylemiş: “Gölge etme başka ihsan istemem!”

Diyojen’e göre bir kral bir karaldı, o kadar. Hiçbir kralın kendisinden insan olarak hiçbir farkının olmadığını savunur söylerdi. Onlara göre her kral ancak insanın vücudunu hapsedebilirlerdi. Duygu, düşünce ve hayallere erişmenin kimsenin harcı olmadığını düşünürlerdi. Bunun için cesurdular.

Şiiri birazda bu fikirlerle okur musunuz? Hangi sevgili bizi sınırlarmış değil mi?

….    ….

29
Halâ uçuyor musun
Benden halâ kaçıyor musun güvercinim
Bitmez sandığın enginler biter
Kanatlarında derman kalmayınca
Mavilikler insanı coşturur
Yasaklar belki susturur
Ama duygulara..
Ama düşüncelere..
Ama hayallere..
Hiçbir yasak yetmez
Varsın dile gelmesin sevgi sözcükleri
Araya mesafeler girse ne olur
Ben gene seviyorum, seveceğim seni

Aydın Göle
12 ağustos 2002

***   ***

Özlemini çektiğiniz kişinin bütün özelliklerini bilirseniz o kişinin ayak seslerine bile kulak kabartırsınız. Duyduğunuz ayak sesi sevgilinizin ayak sesiyse kalbiniz yerinde durmaz olur o sesle. Sevgilinin eli, gözleri, gölgesi, ayak sesleri akıldan gitmez ki hiç. İşte bunu anlattığım bir şiir.

30
Nelerini özledim senin nelerini
Can simidim ellerini
Yeşilinde boğulduğum gözlerini
Hep ışık vardı arkanda
Senden önce odama gölgen girerdi
Onu özlerdim
Gölgenden önce ayak seslerini duyardım
Onu özlerdim
Sonra
bütün endamınla görünürdün ya kapıda
Yüreğim zavallı
Yerini unuturdu
Sana koşardı
Bunları özledim
İşte bütün bunları

Aydın Göle
13 ağustos 2002

***   ***

Kim sevdiğinden ayrı kalabilir? Hangi anne yavrusundan uzakta yaşar? Ayrılık ciğerde yanan bir ateştir. Tatmayan bilmez. Ama hayat insana her duyguyu yaşatır. Ondan kaçış yok!

31
Sensizliğe katlanmak
Cehennemde yanmaktan zor
Kendimi yenemiyorum
Seni unutamıyorum
Seni yenemiyorum
Yenmeyi düşünemiyorum zaten
Hayaline mağlûbum
Sen gel!
Yeter ki gel!
Bütün kalelerim teslim olacak
Savaşmadan.

Aydın Göle
13 ağustos 2002

***   ***

Ayrılık sonrası insan daha çok içine kapanır. Sanki o zaman kişinin kendisine eziyet etmesi kutsal bir görevdir. Bütün birlikte dinlenen şarkılar Azrail kesilirler. Hiç birini dinlemeye
can dayanmaz.

….    ….

32
Bu sabah yağmur yağmıyor
Bu sabah hava güneşli
Eylül yapışmış ağustosun eteğine
Renkler sevdalı, renkler sarhoş
Ben sana müptelâyım,
renkler sana vurgun
Sensiz; ağır yaralı sürüngen günler.
Ben yaralıyım, günler yaralı
Üstelik radyom halâ suskun
Dinleyemiyorum bütün şarkıları
Şarkılar bir jilet
Boğazımı kesiyorlar halâ
Bir gün katilim olacak bu şarkılar
Korkuyorum, çok korkuyorum
Olur olmaz yerlerden çıkmaları yok mu
Beni hiç etmeye kararlı şarkılar
Kurtar beni sevdiğim
Kurtar bu şarkılardan

Aydın Göle
16 ağustos 2002

***   ***

GÖNDERİLEN ŞİİRLER

Gene eşe dosta kısa mesajla gönderdiğim şiirlere dönelim. Geçen hafta intihar girişiminden söz ettiğim arkadaşım için yazdığım bu şiirde onu ona benim gözümle anlatıyorum.

….    ….

180
Pcpc (yani pisipisi)
Bu alemin kim efendisi
Sen misin?
Güldürme beni!
Rüzgâr atar uzaklara
Ateş yakar, su boğar
Sen misin?
Güldürme beni!
Senki minicik kedi
Süt içtiğin tası devirmişsin
Kaçmışsın bir ağaca
Pisipisi 
Kim bu alemin efendisi?
Sen misin?
Güldürme beni!

Aydın Göle
20 ağustos 2002

***   ***

Umutsuzluk anımda yazdığım şiirlerden biri. Yüzüm ben ne yaşamış olursam olayım dostlarıma karşı çok güleçti. İçimde fırtınalar kopardı, onları üzmezdim. Bunun bence
bir faydası var. Öylelikle her olayı kendi içinde ele alma becerisi kazandım. Üzüldüğüm şeyi üzüldüğüm yerde bırakırım. Benim için başka yer başka duygudur. Onun için her şeyi kompartmanlara ayırırım. Bir kere şöyle düşünün; evin her bölümü ayrı göreve sahiptir. Yüznumara da (çok medeni olduğumuz için yabancı dilde WC dediğimiz yer) uyuyabilir misiniz, yada yatak odasında misafir karşılayabilir misiniz?  Hayır mı dediniz? Gördünüz mü biz zaten hayatımızı kompartmanlara bölmüşüz, duygularımızı da o halde bölebiriz.

….    ….

181
Mavi misketti cebimde dünya
Çocuk saflığında mutluluk sattım
Sudan ucuza
Ama ben ağlıyordum ölen serçelere,
O serçelere ağıtlar yaktım.
Yarınları aradım
Dünlerden, bugünleri
Bulamadım.

Aydın Göle
20 ağustos 2002


***   ***

Şimdinin “Vodafon’u” o zamanın “Uzan” gurubunun “Telsim’i”  “cepchat” servisi açmıştı. Bende birkaç arkadaşımla bu servisten yararlanmış, kendime “şiir” adıyla bir oda kurmuştum. Bir gün bu odaya kendini bilmezin biri dadandı. Çok akıllı biriydi. Adını gizliyordu ne yazık. Sataşmadığı kimse bırakmamış, odam “şiir” odası olmaktan çıkmıştı. Bu şiir ona yazıldı, odadan herkes okudu.

….    ….

182
Belki halâ bezle gezmiyorsun
Sürekli nezle olduğun belli fakat
Havadan nem kapmasan
bir adın olurdu
Bir suçun mu var senin
Kimden kaçıyorsun
Kendi boyun ne ki
Bizi küçümsüyorsun
Pire bile senden büyüktür
Ölecek yer mi arıyorsun
Git buradan kirletme bahçemizi

Aydın Göle
21 ağustos 2002


İyi pazarlar sevgili okurlar. Tekrar görüşmek umut ve dileğiyle hoşça kalın.


Yayın Tarihi: 06.04.2014 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder