31 Ağustos 2014 Pazar

İKİ KULAĞIMIZ KESİLSEDE GÖRMEMİZ ŞART

Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp tarih sahnesinden çekildikten sonra terk ettiği topraklar ya İngiltere ve Fransa’ya sömürge oldular, yada güdümlü cumhuriyetler olarak bugüne kadar geldiler. İçlerinde süper güçlerin denetimine girip krallıkla yönetilenler de var. Balkanlardaki devletler Osmanlı sonrası yapılan ilk düzenlemeyle uzun süre yaşadıktan sonra 90’lı yıllarda yeniden yapılan ayarla bugünkü hallerini aldılar. Şimdi onları tek tek anmaya gerek yok. Zaten herkes biliyor.

İkinci dünya savaşını bitiremeyen Avrupa, yardıma çağırdığı Amerika’yla (ki onunda, Japonya Pearl Harbor baskınıyla kendisine saldırmasa savaşa girme isteği yoktu), savaşı kazanınca Amerika süper güç oldu ve dünyadaki yerini aldı. Karşısına; Almanya’ya karşı ittifak kurduğu ve sonuçta o da savaş galibi bir ülke olan, 1917 ekiminde kurulmuş ilk komünist devlet Sovyetler Birliği geçti. Dünya bu iki süper gücün anlaşmasıyla paylaşıldı. Önceki savaşta tarihe gömülmüş olan Osmanlı İmparatorluğunun toprakları yeniden bölüşüldü. Ortadoğu’da; Suriye, Irak ve Güney Yemen, Afrika’da; Libya ve Mısır, Sovyetler Birliği safında sıralandılar.
     
Bu sıralanışın iki önemli lideri vardı. Biri Mısır lideri Cemal Abdül Nasır, diğeri Libya lideri Muammer Kaddafi.

Libya lideri Kaddafi’nin iktidara gelişini hatırlıyorum. 13 yaşındaydım ve o zaman Libya krallıkla idare ediliyordu. İdris adında bir kralları vardı. Kaddafi Kral İdris’in bir dış gezisi sırasında, 1 eylül 1969’da yaptığı darbeyle iktidara geldi. Mısır lideri Cemal Abdül Nasır’ın ateşlediği Arap milliyetçiliğinden etkilenerek antisiyonist hareketin savunuculuğunu yaptı. Devrim Komuta Konseyi adına denetimi ele geçirip anayasal kuruluşları feshetti. İslam ilkelerine dayanan “yeşilsosyalizm” kuracağını açıkladı. Arap birliği için çalışacağını, bağımsız ülkelerle birlikte ırkçılığa, sömürgeciliğe ve toplumsal ezgiye karşı çıkacağını söyledi. ABD’nin Kaddafi’yi tanıması üzerine kral 7 Eylül 1969’da görevini
terk etti.

Cemal Abdülnasır’ı örnek alan Kaddafi, Mısır’da gerçekleştirilen reformları kendi ülkesinde de uygulamaya başladı Yeni anayasa hazırlanınca 16 Ocak 1970’te başbakanlık ve savunma bakanlığı görevlerini üstlendi. Antiemperyalist olan Kaddafi İngiliz askeri üslerini ve birliklerini ülkeden çıkardı. Petrol şirketlerini ulusallaştırdı. İtalyan ve Yahudi azınlığın mal varlığına el koyarak onları göçe zorladı. Kıbrıs Barış Harekatında ABD’ye kafa tutarak, Türkiye’ye yardım etmiştir. Nasır’ın ölümünden sonra Arap dünyasında onun rolünü üstlenmeye çalıştı. Kimi Afrika ülkelerindeki Müslümanlara ve Arap ülkelerindeki sol eğilimli hareketlere destek oldu.

Önce Kuzey Afrika ülkesi Tunus’ta Cumhurbaşkanı Zine al-Abidin Bin Ali’ye karşı başlatılan isyan hareketleri, sonradan Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in düşmesi için Mısır’a sıçradı. Bu iki ülkede muhalifler başarılı oldu. Ardından sırayı Libya aldı. Oradan nerelere kadar gidildiğini bildiğiniz için tekrar hikâye etmeye gerek yok!

Bu isyanlar Müslüman Arap aleminin geri kalmışlığının eseri midir (ki bundan hiç kuşkum yok, ama nedense batının egemen olduğu ülke halklarıdır bunlar)? Devrilen yönetimlerin yerine gelecek yönetimler perişan halkı ikna edip ülkelerini kalkındırabilecek mi (bunda kuşkuluyum)? Çünkü Libya petrol gelirlerinin %35’ini Fransa olmak üzere, %50’sini Amerika, İngiltere ve diğer ülkeler aralarında pay edildi, %15  Libya’ya bırakıldı. Kaddafi zamanında bu oran % 90’dı. 

Birinci dünya savaşının sonunda Osmanlı İmparatorluğu tarih sahnesinden çekilerek terk ettiği topraklarda iki ayar verilmişti. İlk ayar Osmanlı imparatorluğundan sonra bu topraklar İngiliz ve Fransızların bizzat yönettiği sömürgeler oldular. Daha sonra görünüşte bağımsızlıklarını kazandılar. İkinci dünya savaşından sonra Sovyetlerin ortaya çıkması ve ABD’nin süper güç olarak kendini kabul ettirmesi ikinci ayarın verilmesine sebep oldu. Bu kez de iki ayrı dünyaya bağlı devletçikleri gördük.

Bugün olanlar tek süper güç olarak kaldığı sanılan Amerika’nın kendi çıkarlarına uygun bir dünya düzeni oluşturma çabasından başka bir şey değildir. Eski komünist yapının dağılmasının ardından 10-15 yıl içinde sahip olduğu doğalgaz enerjisi ve Sovyetler Birliğinden kalma veto hakkınıda katarak BM’deki etkin gücüyle süper devlet konumunu tekrar yakalayan Rusya, Amerika’nın tek süper güç kalmasını engellemeyi başarmıştır. Arap baharının ardından sırası geldiği söylenen Suriye lideri Esad’ın devrilemeyişi bunun göstergesidir. Oyun henüz bitmedi. Bir şekilde devam ediyor. Batı kapitalizminin sahip olduğu kudrete rağmen nefesi nereye kadar yetecek göreceğiz.

Yazımı bir fıkrayla bitireyim:

Gözlüklü acar bir çocuğa amcası “bu kadar yaramazlık yaptığın için bir kulağını kesseler ne olur düşündün mü?” diye sorar.  Çocuk cevap verir “ bir şey olmaz, gene duyarım” der. Amcası bu kez “iki kulağını kesseler ne olur?” diye sorunca, çocukta; “kör olurum” der. Amca çok şaşırır. “Neden?” diye sorar. Çocuk “gözlüğüm düşerde ondan” diyerek cevap verir.

Bu haber bombardımanı kulaklarımızı kesecek içeriktedir. Bu bizim sağır olacağımız anlamına gelmez. Olsak olsak kör oluruz. Haberin mutlaka veriliş biçimine, içeriğine ve nihai hedefine bakmak gerek.

Bugün olanlar, dünyanın yeniden paylaşımıdır. Ülkemiz ve diğer ülkelerde ortaya çıkan her türlü siyasi sonucu böyle değerlendiremezsek gerçeği göremeyiz. Bunu iki kulağımız kesilse de görmemiz şart!



Yayın Tarihi: 13.08.2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder