29 Şubat 2016 Pazartesi

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ

Merhaba sevgili okurlarım. Hayatımızın sıradanlığını bozacak ve hayat dediğimiz bize
önceden verilmiş nakdin çarçur edilemeyecek kadar önemli, değerli ve kutsal olduğunu
ruhumuza kazıyacak ne var? Zor zamanlarımızda da, rahat zamanlarımızda da bize bunu
hatırlatacak çok şeye ihtiyaç duyarız. Peki biz bunu hatırlar mıyız? Şairler ve kimi duyarlı
insanlar hariç, herkes akıntıya kürek çeker. İllede şairler demek gerek. Onlar gördüklerini
unutmazlar ve hayallerinde yeniden şekillendirerek hayatın anlamını derinleştirirler. Anlamı
okudukça derinleşen şiirlerle gene karşınızdayım.

Gelelim bu haftaki şairimize..

1891’de doğan Halit Fahri Ozansoy, 1971’de, doğduğu şehirde; İstanbul’da yaşamını yitirdi.
Bakırköy Rüştiyesi ve Galatasaray Lisesi mezunu olan şairimiz Muğla ve İstanbul’da
lise öğretmenliği yaptı. Ölene kadar Tercüman gazetesinde tiyatro eleştirileriyle edebiyat
üstüne yazılar yazdı. İlk şiirlerinde Fecr-i Ati’nin etkisinde kaldığı görülür. Bu şiirleri
1912’de “Rübâb” ve “Şehbal” dergilerinde yayınlandı. Önceleri aruz vezniyle yazdığı
şiirlerini daha sonra “Aruza Veda” şiiriyle bu kalıbı bırakarak, hece ölçüsüyle ve yalın
Türkçe’yle yazdı. “Yeni Mecmua” dergisinde toplanan “Beş Hececi Şairi” içinde yer aldı.
“Nedim” adını verdiği bir edebiyat dergisi çıkardı. Şiirleri Aydabir, Çınaraltı, Hayat,
Hisar,Varlık,Yarımay, Yarın dergilerinde yayınlandı. Servet-i Fünun dergisinde yazı işleri
müdürü olarak görev aldı. Daha çok aşk ve kadın temalarının olduğu şiirlerinde hüznü çok
güzel yansıtmıştır. Şairimizin yayınlanan eserleri de şunlardır:

ŞİİR:
1912: Rüya
1917: Cenk Duyguları
1919: Efsaneler
1920: Zakkum
1920: Bulutlara Yakın
1922: Gülistanlar ve Harabeler
1929: Paravan
1931: Balkonda Saatler
1936: Sulara Dalan Gözler
1962: Hep Onun İçin
1964: Sonsuz Gecelerin Ötesinde

ROMAN:
1939: Sulara Giden Köprü
1939: Aşıklar Yolunun Yolcuları

OYUN:
1916: Baykuş  (aruzla yazılmıştır)
1923: İlk Şair  (aruzla yazılmıştır)
1928: Sönen Kandiller
1933: 10 Yılın Destanı
1936: Nedim
1936: Hayalet
1958: Bir Dolaptır Dönüyor
1970: İki Yanda

ANI:
Edebiyatçılar Geçiyor (1939), Edebiyatçılar Çevremde adıyla genişletilmiş baskı, 1970)
Darülbedayi Devrinin Eski Günleri (1964) Eski İstanbul Ramazanları (1968)

Sıra artık şiirde..
...

ANADOLU AKŞAMI
Bir mektup parçası
Sevgilim, ne kadar hüzünlü bilsen
Bu ölgün akşamın ölgün bestesi,
Uzak tepelerden, dağlardan esen
Aşina olduğum rüzgârın sesi.
Gölgeler içinde ağaçlar yorgun,
Her tarafta yetim bir tevekkül var.
Sanki fısıldıyor Anadolu’nun
Uyuyan ruhuna ninniler rüzgâr.
Sürüler iniyor karşı bayırdan,
Günün son ışığı vurmuş dereye.
Bir Muğla türküsü yükseldi kırdan:
"Ayşem, aygın baygın Ayşem, nereye?"

Halit Fahri Ozansoy

***

ARUZA VEDA
İlk hasretiyle gençliğimin ilk elemleri
Ey paslı tellerinde gülen, ağlayan aruz,
Ey eski dost yad edelim eski demleri,
Madem ki son sadanı dağıtmış, yorulmuşuz!
Anlat alevli bir çölün üstünde ansızın!
Billur sesinle hıçkırarak doğduğun günü!
Binbir diyarda binbir ilahi güzel kızın
Anlat nasıl terennümün inletti gönlünü!
Neydin gönülde, şimdi ne oldun zavallı sen,
Hıçkır benim de bari bu son gizli nalemi.
Timsalin asumanda ziyalarla işlenen
Bir pembe gül mü, yoksa bir altın piyale mi?
Akşam gruba karşı tüten bir buhurdanın
Hüznüyle şahit olma nihayet zevaline!
İran yoluyla Zühre tacın, nağme kervanın
Şahane geldiğin gibi şahane git yine!
Biz şimdi başka bir ahenge bağlıyız:
Aşık naziıya geldi erenler bu meclise,
Yalnız bugün senin gibi ölgün sadalıyız,
Zira bu saz da parçalanır gülmek istese...
İncitmeden rübabını insafsız ellerin
Zalim temaslarıyla zamanın sitemleri,
Ah ayrılırken, inleyerek paslı tellerin,
Ey eski dost, yad edelim eski demleri...

Halit Fahri Ozansoy

***

BALKONDA SAATLER
III.
Arka mahallelerde kızgın bir yaz öğlesi!
Tabak tıkırtıları duyuluyor evlerden...
Uzakta bir satıcı, yahut çocuk sesi...
Susuzluktan bunalmış uçamazken serçeler,
Tozlu sokaklar gibi tutuşup alevlerden
Bodur ağaçlar ile bomboş kalmış bahçeler!
İşte karşıkini de güneş çerçeveledi:
Demin duvar dibinde uyuklayan bir kedi
Sıyrılıyor yavaşça mutfağın loşluğuna...
Bayıltıyor hararet otu, taşı, böceği;
Fazla güneş içmiş de ortada ayçiçeği
Ayaküstü uğramış ışık sarhoşluğuna!
XII.
Ay bir lotüs, kocaman...düşmüş bir berraklığa...
Gök parlıyor durgun bir göl gibi saf ve şeffaf.
Işık dalgalarıyla yıkanıyor her taraf.
Ay, balkonda başını dayadı parmaklığa
Uyuyor...Uzakta bir saat çaldı: Bir...iki!...
Billûr bir hıçkırıktır bu sesin içindeki.
Ay, ışıkla süsleyip örümcek ağını
Minyatür bir cibinlik astı dışardaki cama.
Ses yok...yalnız yukarda, damda bir miyavlama!
Ay, odaya düşürdü solgun bir yaprağını:
Lambasız bir masanın üzerinde şimdi süs
Bir vazonun içinden parıldayan bu lotüs.

Halit Fahri Ozansoy

***

DEDİKODU
Zaman bir böcek gibi sinsi, kenarda
Koltukların didikler durur kadifesini,
Hain bir kedi gözü parıldar lambalarda.
Şom ağızlar buz gibi üflerken nefesini,
Bir beddua halinde uzatarak sesini
Saat hırıltılarla can çekişir duvarda.

Halit Fahri Ozansoy

***

DENİZDE AY
İndi solgun ve ılık
Ay ışığı denize
Bal rengi bir tatlılık
Çöktü gözlerinize.
Baktınız uzun uzun
Bu sulara baktınız,
Sulara ruhunuzun
Tadını bıraktınız!
Bu tatla aydınlanan enginlere aktınız!

Halit Fahri Ozansoy

***

KEDİM
Kedim henüz bir yaşında;
Uyur hep soba başında.
Hem cesurdur, hem de kurnaz.
Bir tıkırtı duyar duymaz.
Uyanır, aslan kesilir;
Gözleri volkan kesilir.
O geldiği günden beri
Bizim evin fareleri
Damdan, tavandan indiler,
Birer deliğe sindiler.
Koşup yakalıyor hemen
Yuvasından, deliğinden
Çıkanları diri diri.
Artık bunlardan hiç biri
Dolaplarıma girmiyor,
Kitapları kemirmiyor.

Halit Fahri Ozansoy

***

MARMARA GECELERİ
Solgun parıltılarla Marmara’ya dair
Serpildiği geceler, suların billûr
Müsikîsi dağılır tenhâ sâhile.
Hıçkırıklar duyulur uzaktan bile.
Vücüduna beyaz bir maşlah bürülü,
Elinde bir sararmış menekşe gülü,
Gezer çamlar altında hasta bir kadın;
Baş örtüsü, göğsünde bir tül kanadın
Bir damla ay süzülür kirpiklerine.
Haber sorar yavru bir bülbül eşinden,
Bir ud sesi yükselir bir şehnişinden:
Sonra bütün yalılar rüyâya dalar.
Açıklarda beliren sessiz adalar.
Hizasını geçerek biraz ilerde
Ziyâlarla öpüşen yelkenlilerde
Bu rüyânın firâri, çılgın kuşları!
Ziyâların sularla der-âguşları
Uzayarak bîr müddet geçer aradan.
En nihayet çekilirdi ay Marmara’dan:
Eser karşı ufuktan hafif bir meltem;
Bahçelerde çekerken güvercinler dem,
Tekrar eder sahilin şâir suları
Billûr müsikisiyle bu hû hûları...

Halit Fahri Ozansoy

***

SONSUZ GECELERİN ÖTESİNDE
Yıldızlar fısıldaşır,
Ruhlar bulut bulut dolaşır
Sonsuz gecelerin ötesinde.
Bir bulut parıltısı gibi düşler,
Dağılışlar ,eriyişler, süzülüşler
Sonsuz gecelerin ötesinde.
Sessizlik yumak yumak...
Uyumak, uyumak, uyumak
Sonsuz gecelerin ötesinde.

Halit Fahri Ozansoy

***
SULARA DALAN GÖZLER
Gözlerim daldı gitti bir rüya denizine,
Sularda uzun uzun baktım ayın izine
Dedim: Yirmi yaşımın ay ışığı değil bu,
Hani başım düşerdi bir sevgili dizine.
Sular gene o sular, kıyı gene o kıyı,
Gene çamlar dinliyor uzaktan bir şarkıyı,
Ah artık görmüyorum eridi mi ne oldu?
İri yeşil gözlerde gördüğüm pırıltıyı!

Halit Fahri Ozansoy

***

VATAN DESTANI
O kadar dolu ki toprağın şanla,
Bir değil, sanki bin vatan gibisin.
Yüce dağlarına çöken dumanla
Göklerde yazılı destan gibisin.
Hep böyle bulutlar içinde başın,
Hilâli kucaklar her vatandaşın.
Geçse de asırlar, tazedir yaşın,
O kadar leventsin, fidan gibisin.
Çiçeksin, bayılır kuşlar kokundan,
Her dalın bir yay ki zümrüt okundan
Müjdeler fısıldar Ergenekon’dan:
Bu sese gönülden hayran gibisin.
Ey bütün cihana bedel Türkeli,
Açtığın cenklerin yoktur evveli.
Tarih bir nehir ki coşkundur seli.
Sen ona nisbetle, umman gibisin.
Bir yandan hep böyle taştın, köpürdün,
Bir yandan cefalı bir ömür sürdün,
Fakat ne derece ezildinse dün.
Şimdi gene tunçtan kalkan gibisin.
Bir insan nihayet kemikle ettir,
Bu et, bu kemiğe can hürriyettir.
En büyük hürriyet Cumhuriyettir,
Demek şimdi sen bir cihan gibisin.
Ey ana toprağı, ey Anadolu,
Açıldı önünde terakki yolu.
Hamdolsun her yanın bereket dolu,
Cennette bir yeşil meydan gibisin.
Yeni bir ay ördün al bayrağına,
Girdin en sonunda irfan bağına,
Medeni hayatın nur ırmağına
Ezelden susamış ceylan gibisin.

Halit Fahri Ozansoy

***

Bu haftalıkta bu kadar. Kıştan çıkışın işaret fişeği dün havaya atıldı. Yani ilk cemre havaya
düştü. Artık havalar yavaş yavaş ısınır. Sizlere sıcak, yüreğinizi ısıtan günler dilerim sevgili
okurlarım. Güzel, mutlu hafta sonları...


Yayın Tarihi: 21.02.2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder