25 Eylül 2009 Cuma

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİYLE SÖYLEDİĞİ 11




         Çevre kirliliği endişesiyle yazılmış bir şiirle daha karşınızdayım sevgili okurlar. Romantizm çevre felaketiyle yaşanmaz. Oysa romantizmi yaşamak her insanın hakkı. Parklar bahçeler ve kırlar insanın bütün gerilimini alır. Zaten giderek doğa dışı bir varlık durumuna dönen insan, etrafında hiç doğa olmazsa tamamen yok olur. Şiir bu dilekleri anlatıyor.

Ay görünmüyor geceden
Kim söndürdü yıldızların ışığını
Korkuyorum şu karanlık göklerden
Elimde maviden eser kalmadı
Hangi göğün altına gideyim
Yarimin dudağını nerde öpeyim
Gidecek başka yerimiz yok
En güzel, en son duraktayız
Bu telaş neden, niye ayaktayız
Ağlasak bu gökler altında gülsekte
              Bir mavi gök çekelim başımızın üstüne
              Ay gülsün bir yandan
                               Yıldızlar göz kırpsın
                                                          çapkınca

Ay gizlenmiş
                    Yıldızlar saklanmış bir yerlere
Şöyle uzanıp çimenlere
                    Yarin dudağını öpmek istiyorum                                                                       
                                                
                                               Aydın Göle
                                                 19.05.92


****


         Ne amaç taşırsa taşısın, adına ne denirse densin, silahlı her hareket terördür. Bununla ömürlerini tüketenler yok ettikleri canları düşünmezler. Onlar için önemli olan varılacak hedeftir. İnsan o konuda basit bir malzemeden başka bir şey değildir. Ölümlerde malzeme zayiatıdır. Bu şiiri Engin Ardıç’ın satırlarından çıkardım. Gerçekten çok güzel tespitlerdi, hayran oldum ve bu şiirde kullandım. (Engin Ardıç farklı düşünen ve farklı yazan bir yazar. Hiçbir fikrine katılmıyorum. O kendinden başka kimseyi beğenmez. Fakat fikrine uygun çok güzel tespitler yapabiliyor.)  Şiiri okuyunca sadece silahlı değil silahsız örgütlenme biçimlerinde de varılan aşırılıklarla kişiliklerin yok edilip tek model insan oluşturma ihtiraslarını göreceksiniz. Sanki fabrikada bir mal imal edeceklerdi.

Ne hayatlar feda edilmiş onca zaman
Kimse fark etmemiş giden yılları
Silahlı mücadelede teori hesapları
İnsanlar gönyeye çekildi durdu
                                     değişimi anlamadan
Ve bireyleşemeyen insancıkların
                                     toplumculuk çıkmazları
Ve toplumculuk altında saklı-örtülü,
                                     bencillik-liderlik kavgaları
Ben sizi tanıyorum;
        siz çocuk oyunlarında da mızıkçıydınız
Şimdi arkadaşlarınız size –HAİN- diyor
Şimdi örgüt sizin şirketiniz
Artık size kimse güvenmiyor
Siz uyku kaçırmayı bilirsiniz
Siz eski gevezeliklerin çırağı
Elinizde silahlarla ne hayatlar tükettiniz
Oysa bir uçağın pilot kabinine girseniz,
                             yutulan mesafe ve zamanları görseniz
Anlardınız muhakkak
                              hayatlarınızın boşa gittiğini
                                                 
                                                   Aydın Göle
                                                       19.05.92


***   ***   ***

İnsan sevince ne çok şey anlatmak ister sevdiğine ama anlatamaz. Ne söylese biraz eksik söylenmiş gibi gelir. Bu şiirde söylenenlerden daha çok söylenemeyenleri ve seveni anlamamak üzerine yazıldı.

Sesimde sevdamın heyecanı var
Seni sevdiğimi söylemeden anlayabilirmisin
Söylediklerim değil, söyleyemediklerim daha önemli
İlk gördüklerinle karar verme; tanı
Sesimde sevdamın heyecanı var
                                            Aydın Göle
                                               19.05.92

***   ***   ***

         Eylül ayı bereket ve bolluk ayıdır. Fakat gel gelelim bereket ve bolluğuna rağmen biraz hüzün saklar içinde. Güzel havaların sonu olduğu için midir acaba? Yaz bitiyordur, kısa yaz aşkları da. Tabi bu sözünü ettiğim lise çağlarını yaşayanlar içindir. Bizim yaşımızda olanları da iş güç telaşı sıktığı için yaz tatili bitsin istenmez, bu da gevşemiş gönüllere yeni prangalar vurmak gibi gelir. Yaz bitimi eylül ayını bu açıdan değerlendirin haklılığıma karar verirsiniz. Ayrıca eylül renklerin çıldırdığı aydır. Her renge mutlaka kızıl bulaşır bu ayda. Bunun içinde kendinizi tutamaz ve duygu fırtınları yaşarsınız. Bu kısacık şiir için çok laf ettim. Buyurun şiiri okuyun.


İçimiz dışımız eylüle bulaşmış bir kere
Güneş son sıcaklıklarını gönderiyor
Yağan hüzündür yağmurla
Yaz bitti kısa sevdalarla
Bir kenarda mırıl mırıl uyuyorlar
Tatlı tembellikle ev kedileri

                                         Aydın göle
                                          19.05.92

***   ***   ***  

         Şiirdeki kardeşler komşu kızlarımdır. Öyle güzellerdir ki, bakmaya kıyamazsınız. Şimdi türbanlılar. Böylede giydiklerini çok güzel yakıştırıyorlar. Şiirde de dediğim gibi gülmeleri çok meşhurdu. İçlerinden büyük olanı evlenince balkonlarındaki gülme senfonileri kesildi. Minik tavşanlar gibi benim ellerimde büyüdüler. Ne oyunlar oynadık hep beraber. Bütün mahalle çocuklarını toplarlar yanıma gelirlerdi. 


ÜÇ KIZ KARDEŞ

                                              G.N.B’lere

Üç kızkardeştiler üç ayrı nefes
Üç ayrı nefes üç ayrı ses
Üçü yalnız bir gülüş, aynı gülüştü
O üç gülüş, masum bir öpüştü
Bir bebeğin annesini öpüşü gibi
Güldüklerinde neş’eyle ağız dolusu
Siz, siz olmaktan çıkardınız
Bir ak güvercin olurdunuz
Maviliklere kanat çırpardınız
Tül bulutlar gibi hafif
Yer çekimine inat, özgür
Sonsuzluğa uçardınız
Yolunuza yıldızlar mı çıkardı
Şimşek hızıyla akan kor ateşli göktaşlarımı
Yoksa bir gül veya karanfil
Sarı sarı, yeşil yeşil
Çiçek çiçek, yaprak yaprak
Bir yol açılır önünüzde
Gülmeyin desenizde
Onlar yüzyıllarca gülebilirdiler

                                             Aydın Göle
                                               30.12.96

***   ***   ***

         Aşağıdaki şiir çok sevdiğim ve beni çok sevdiğine inandığım bayana yazılmıştı. Eşide dostum olan bu bayan dostumla geçen yıla kadar çok iyiydik. Ne olsa bana danışır sorardı. Şimdi canıma kastı varmış. Neden biliyor musunuz? Üç kardeş şiirindeki G.N.B kardeşler ve M.T ile aynı arsa üzerinde evlere sahibiz. Buralarının hisseli arsalar olması nedeniyle durum kolay çözülemeyecek kadar sorunlu. Eski sahipleride Suudi arabistana göç etmişler. Geçen yıl doğal gaz kapısına geldi ama içeri alması için belge istendi, ondada olmadığı için alamadı. Bütün sorun ondan sonra başladı. Nasıl üzgünüm bilseniz. Bunu çözmek için uluslar arası temaslar kurarak kişilere ulaştık. Ama işler yavaş ilerliyor. Onunda sabrı hiç yok. Şiirde ki gibi bu dostumun her şeyi büyük. Öfkesi de.. anlayış bekleyip sevgisini sınamasını istemekten başka çare yok. Ben hala beni sevdiğine inanmak istiyorum.


MERASİM BANDOSU


                                                                   M.T’ye

Öfkesi büyük, inadı büyük
Neşe’esi büyük, feryadı büyük
Yüreği büyük, şefkati büyük
Dileği büyük, ümidi büyük
Soyu büyük,
Boyu küçüktü.
Yıldızlara ulaşamazdı
Ama bulutsuz gecelerde
Yıldızlardan gözlerini alamazdı
Her yıldız çocuk bahçesindeki kızlardı
Ve durmadan ve ona hep göz kırparlardı
İçinde bitmeyen bir yaşam coşkusu
O yürüdükçe yürüyordu ardından merasim bandosu

Her şeyi bilirdi, neyi bilmediğini merak ederdim
O koşa koşa soluksuz, ben telaşsız giderdim
Bende yaprak kıpırdamıyordu
O mevsimleri yaşıyordu saat, saat
İsyanını bastırırdı itaat duygusu
O yürüdükçe yürüyordu ardından merasim bandosu

                                          Aydın Göle
                                           14.03.97

***   ***   ***

         Bu şiir yukarda sözünü ettiğim şiirdeki dostumun eşi olan dostuma yazıldı. Onun kadar çalışkan bir insan görülmemiştir. Bana dört yoldaki dükkanında rahmetli Erdinç dostumla birlikte motorlu bir engelli arabası yaptı. Gören hayran kalıyordu. Şimdi çektiği hastalık yüzünden tedavi görüyor. Kendisine ve eşine sağlık diliyorum. Allah yardımcıları olsun. Çocuklarını çok güzel yetiştirdiler. Saygılı ve efendi. Babaları kadar her konuda mahirler. Orman mühendisi olanı neye el atsa çok çabuk öğreniyor. Ben ona müzik konusunda biraz yardımcı oldum, o bire bin katarak ilerledi. O gitar çalıp söylerken dinlemeye doyamıyorum.

         İşte bu iki eş ve benim dostum olan kişilere yazdığım şiirlerle bu haftaki yazımı bitiriyorum. İyi pazarlar sevgili okurlar.


YÜZ BEYGİRLİKTİ GÜCÜ

                                                        İ.T’ye

Yüz beygirlikti gücü
Sırtında olmasa da hörgücü
Deve gibi inatçıydı
İnadından dağlar titrerdi
Allaha ibadet eder gibi çalışınca
Ancak dururdu, acıkınca
Sohbete mi sevdalıydı, sigaraya mı
Sevişir gibi keyifle konuşur ve dakika başı sigara içerdi

Yüz beygirlikti gücü
Sırtında olmasa da hörgücü
Deve gibi sabırlıydı
Sabrı taşmaya görsün
İşte o zaman önüne çıkan yaşamasın ölsün
Demirler tunçlar erirdi öfkesinden

Yüz beygirlikti gücü
Gözü, kartal gözü kadar keskindi
İğne deliğinden deveyi geçirirdi
Otomobiller onun için kibrit kutusu
Cebinden çıkarırsa şaşmam doğrusu

Yüz beygirlikti gücü
Ama yorulunca
Ağzında ekşi sulu bir yonca
Yorgun atlar gibi uyurdu
Ancak o zaman dertlerini unuturdu
Unutmazsa; günlerce somurturdu

                                          Aydın göle
                                           22.03.97 


Yayın Tarihi : 23.08.09






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder